top of page

ORTA AMERİKA TURU (Meksika – Guatemala – El Salvador – Nikaragua – Kosta Rika – Panama) 5. Gün

Yazarın fotoğrafı: ÖMER SUHA TOPALAK
ÖMER SUHA TOPALAK
7 Eki
9 dakikada okunur

Seyahatin 5. Günü 13.11.2025  Perşembe    EL SALVADOR - SAN SALVADOR – RUİNAS DE SAN ANDRES


Güne, bugün keşfedeceğimiz El Salvador hakkında kısa bilgiler vererek başlayalım.

El Salvador’un yüzölçümü 21.040 kilometrekare, nüfusu ise yaklaşık 6 milyon 398 bin kişi. Ülkenin bayrağı mavi, beyaz ve mavi olmak üzere üç yatay şeritten oluşuyor. Bu renklerin gökyüzünü, barışı ve okyanusu simgelediği söyleniyor. Bayrağın tam ortasında ise ülkenin arması bulunuyor.

Armanın çevresinde altın sarısı harflerle “República de El Salvador en la América Central”, yani “Orta Amerika'daki El Salvador Cumhuriyeti” yazısı yer alıyor. Merkezdeki üçgen; yasama, yürütme ve yargıyı temsil ediyor. Üçgenin içinde, deniz manzarasının önünde yükselen beş volkan bulunuyor. Bu beş volkan, bir zamanlar Orta Amerika Birleşik Eyaletleri’ni oluşturan beş ülkenin — Kosta Rika, Guatemala, Honduras, Nikaragua ve El Salvador — kardeşliğini simgeliyor.

Volkanların üzerinde, özgürlüğün sembolü olan kırmızı bir Frig başlığı taşıyan altın renkli bir asa yükseliyor. Çevresine yayılan ışık huzmeleri El Salvador halkının ideallerini simgeliyor. Başlığın çevresinde ise ülkenin bağımsızlık tarihini belirten “15 de Septiembre de 1821” yazısı bulunuyor.

Armanın arkasında beş Orta Amerika Federal Cumhuriyeti bayrağı yer alırken, aşağıdaki beyaz şeritte ülkenin resmî sloganı okunuyor:

“Dios, Unión, Libertad” — Tanrı, Birlik, Özgürlük.

Armanın üzerinde bulunan gökkuşağı ise İncil’deki barış ve umut sembolizmine gönderme yapıyor. Bütün bu unsurlar iki defne dalı ve mavi bir kurdeleyle çevrelenmiş.

Ülkenin Devlet Başkanı babaannesi ve dedesi 1921 yılında Kudüs ve Beytüllahim'den El Salvador'a göç eden Filistinli Hristiyanların torunu Nayib Armando Bukele Ortez.

El Salvador’da kullanılan para birimi ise ABD doları.


Bu kısa bilgilendirmenin ardından otelin kahvaltısına geçelim. Masada yumurta, fasulye, sosis, siyah mısır tortillası, kızarmış muz ve peynir vardı. Orta Amerika yolculuğumuz boyunca artık mısırın, fasulyenin ve tortillasın sofralardaki vazgeçilmez yerini iyice anlamaya başlamıştık.

Kahvaltıdan sonra şehri keşfetmek üzere yola çıktık. Otelin çevresi işyerleri ve fabrikalarla çevriliydi. Yaklaşık bir saat süren yolculuğun ardından San Andrés Antik Kentine ulaştık.

SAN ANDRÉS’TE MAYA İZLERİ

San Andrés, El Salvador’un en önemli Kolomb öncesi Maya arkeolojik alanlarından biri.

Yerleşimin geçmişi oldukça eski. Yaklaşık MÖ 900 yıllarında bir tarım kasabası olarak kurulmuş. MS 250 civarında gerçekleşen büyük Ilopango Yanardağı patlaması nedeniyle terk edilmiş, ancak MS 5. yüzyılda yeniden hayat bulmuş. En parlak dönemini ise MS 600–900 yılları arasındaki Geç Klasik Dönem’de yaşamış. Bu dönemde yalnızca sıradan bir yerleşim değil, bütün Zapotitán Vadisi’ne hükmeden bölgesel bir Maya devletinin başkenti olmuş.

Arkeolojik buluntular, San Andrés’in Honduras’taki ünlü Copán antik kenti ve Guatemala Yaylaları ile güçlü ticari ve kültürel ilişkiler kurduğunu gösteriyor. Hatta Belize ve Petén gibi oldukça uzak bölgelerle bile mal alışverişi yapılmış.


San Andrés’in bulunduğu Zapotitán Vadisi de başlı başına ilginç bir coğrafya. El Salvador’un orta kesiminde yer alan vadi, tarih boyunca yoğun yerleşimlere sahne olmuş. Bölgede kayıt altına alınmış yaklaşık 280 arkeolojik alan bulunuyor ve bunların en önemlisi San Andrés. Vadinin deniz seviyesinden yüksekliği yaklaşık 450 m. Yıl boyunca ortalama sıcaklık 24 derecenin üzerinde. Sucio ve Agua Caliente nehirleri arasında uzanan San Andrés’in kapladığı alan ise yaklaşık 20 hektar.


Müze içerisindeki panolar, San Andrés’in yalnızca bir Maya yerleşimi olmadığını, aynı zamanda Mezoamerika dünyasının önemli merkezlerinden biri olduğunu anlatıyordu.

San Andrés’in mimari düzeni, Copán gibi diğer Maya merkezleriyle benzerlik gösteriyordu. Meydanlar ve tapınaklar, San Andrés Akropolü ile Kuzey Meydanı çevresinde toplanmıştı. Maya kültürünün izleri yalnızca mimaride değil; seramiklerde, 7. Yapı'da bulunan sıra dışı biçimli çakmak taşı parçasında ki söz konusu parça akrep, hilal, tanrı, yılan, kedi türü hayvan ve halka gibi çeşitli formlara sahip kendisini gösteriyordu.

Burası aynı zamanda bir yönetim merkeziydi. Çevredeki daha küçük yerleşimleri ve köyleri kontrol altında tutuyor, kendisine bağlı topluluklardan haraç alıyordu. Klasik Dönem’in sonunda terk edilmesi ise daha geniş anlamda Maya medeniyetinin yaşadığı büyük dönüşüm ve çöküş süreciyle ilişkilendiriliyor.


Müzedeki serginin amacı, San Andrés’i yalnızca birkaç kalıntıdan ibaret bir arkeolojik alan olarak değil, içinde bulunduğu Zapotitán Vadisi, volkanik hareketler ve diğer Kolomb öncesi yerleşimlerle birlikte değerlendirmekti. Sergide bölgenin doğal çevresi, antik insanların yaşadığı coğrafya ve San Andrés’in Joya de Cerén ile El Cambio gibi diğer yerleşimlerle ilişkileri de anlatılıyordu.

Bütün bunları izlerken insan, bugün yeşillikler içinde sessiz ve sakin görünen bu vadinin yüzyıllar önce nasıl canlı bir yaşamın merkezinde olduğunu düşünmeden edemiyor.


SÖMÜRGECİLİK, İNDİGO VE BALSAM

Müzedeki anlatımlar bizi Maya döneminden İspanyol sömürge dönemine doğru başka bir yolculuğa da çıkardı.

İspanyol fethinden sonra El Salvador’da sömürgeleştirme ve Hristiyanlaştırma süreci başlamış, bölge Guatemala Kraliyet Mahkemesi ve daha sonra çeşitli sömürge yönetimlerinin içine dahil edilmişti. İspanyollar yeni şehirler kurmuş, toprakları işlemiş ve büyük ölçüde yerli iş gücünden yararlanmışlardı. Toplumda İspanyollar ve Kreoller üst tabakada yer alırken yerliler, siyah köleler, melezler ve mulatlar daha alt konumlarda bulunuyordu.


İşlenmiş indigo, Xiquilite tohum çeşitleri
İşlenmiş indigo, Xiquilite tohum çeşitleri

Bu dönemde indigo, yani çivit üretimi de büyük önem kazanmıştı.

İndigo, mavi boya elde edilen Indigofera adlı bitkilerden üretiliyordu. İspanyol öncesi dönemlerden beri bilinen bu bitki, Nahuatl dilinde xiquilite, yani “mavi bitki” olarak adlandırılıyordu.

Bir dönem bölgenin en önemli gelir kaynaklarından biri haline gelen indigonun üretim merkezi özellikle San Salvador çevresiydi. Ürün, Pasifik üzerinden ve katırlarla yapılan kara taşımacılığıyla Atlantik limanlarına ulaştırılıyordu. Sıcak ve alçak rakımlı topraklar indigo yetiştirmek için özellikle uygundu. Tohumlar yağış mevsiminin başında ekiliyor, yaklaşık beş ay sonra bitkiler çiçeklenmeye başladığında hasat ediliyordu.


Kokulu reçinesi tıbbi ürünlerin üretiminde kullanılan ve İspanyol öncesi dönemlerden beri büyük değer gören, El Salvador'a özgü bir tür olan balsam ağacının tohumları.
Kokulu reçinesi tıbbi ürünlerin üretiminde kullanılan ve İspanyol öncesi dönemlerden beri büyük değer gören, El Salvador'a özgü bir tür olan balsam ağacının tohumları.

Kakao ve balsam da bölgenin önemli ürünleri arasındaydı. Orta Amerika’dan ihraç edilen ilk ürünlerden biri olan kakao, özellikle 16. yüzyılın ikinci yarısında Izalco bölgesinde büyük miktarlarda üretilmişti. Daha sonra indigonun yükselişiyle kakaonun önemi azalmıştı.

Balsam ise tıbbi özellikleri nedeniyle sömürge döneminde değerli bir ticaret ürünü olmuştu. Avrupa’da “Balsamo del Perú” yani “Peru Balsamı” olarak tanınmasının sebebi, Peru limanlarından İspanya’ya giden ticaret gemilerinin izlediği rotaydı.

Müzedeki bütün bu bilgiler, El Salvador’un tarihinin yalnızca savaşlardan, krallardan veya devletlerden ibaret olmadığını; toprağın, tarımın, ticaretin ve insanların ürettiği ürünlerin de bu tarihin şekillenmesinde büyük rol oynadığını gösteriyordu.


Sonra harabeleri gezmeye başladık. Diğer ülkelerdeki Maya tapınaklarının çok küçük bir kopyası. Gezilecek alan çok azdı fotoğraf çekip döndük. Bende çevredeki egzotik çiçekleri fotoğrafladım.


Canlı pembe ve koyu kırmızı/bordo yapraklarıyla dikkat çeken bir Cordyline fruticosa (yaygın adıyla Ti bitkisi veya kızıl bacı çiçeği)


Canlı kırmızı renge ve çam kozalağına benzer dik bir yapıya sahip olan kırmızı zencefil (Alpinia purpurata) bitkisi


Atatürk Çiçeği (Euphorbia pulcherrima)


Pembe renkli katmanlı yaprak benzeri yapısıyla bilinen pembe zencefil çiçeği (Alpinia purpurata)


Parlak kırmızı renkli yıldız şeklindeki çiçekleriyle dikkat çeken bir Ixora (halk arasında orman alevi veya yılan çiçeği olarak da bilinir)


Canlı mor ve fuşya renkli brakte (renkli yaprak) yapılarıyla dikkat çeken begonvil (Bougainvillea) (Gelin duvağı)


Arka planda büyük, yelpaze şekilli ve mavimsi-gümüşi renkte yapraklara sahip olan ağaç, Bismarckia nobilis (halk arasında Bismarck palmiyesi veya mavi palmiye olarak bilinir) öndekilerde Yucca (Yuka) bitkisi


“CHICKEN BUS”LAR

Otobüsün bulunduğu park alanına döndüğümüzde ise El Salvador sokaklarının simgelerinden biriyle karşılaştık.

Yan yana duran iki adet, klasik Amerikan okul otobüslerinden dönüştürülmüş “chicken bus” yani “tavuk otobüsü” vardı. Renkleri ve görünümleri o kadar karakteristikti ki hepimiz hemen fotoğraf makinelerimize sarıldık.

Orta Amerika’da daha önce de rastladığımız bu otobüsler, yalnızca bir ulaşım aracı değil, bölgenin günlük hayatının renkli parçalarından biri gibiydi.


Yaklaşık bir saatlik yolculuğun ardından yeniden şehir yönüne ilerledik. Yol boyunca Santa Ana Yanardağı, Silahlı Kuvvetler İstihkâm Komutanlığı, Era de Dinosaurios adlı gezici sirk ve interaktif aile tiyatrosunun Jurassic Park temalı tanıtım kamyoneti, La Bermeja Mezarlığı ve Iglesia de Nuestra Señora de Candelaria yani Candelaria Kilisesi gözümüzün önünden geçti.

Sonunda El Salvador Ulusal Kütüphanesine ulaştık.


SAN SALVADOR’UN KALBİ

Ulusal Kütüphane, San Salvador’un tarihî merkezindeki Gerardo Barrios Meydanında, Metropolitan Katedrali’nin hemen karşısında yükselen son derece modern bir yapıydı. Çin Halk Cumhuriyeti’nin işbirliğiyle inşa edilmiş ve Kasım 2023’te açılmış. Eski Francisco Gavidia Ulusal Kütüphanesi’nin bulunduğu yerde yükselen yapı, yaklaşık 24.000 metrekarelik alana yayılıyor ve yedi kattan oluşuyordu.

İçinde yüz binlerce fiziksel kitap için kapasite bulunuyor, bunun yanında milyonlarca dijital kaynağa erişim sağlanıyordu.

Kütüphanenin bulunduğu meydan ise şehrin tarihî kalbiydi.


Plaza Gerardo Barrios, adını 1859–1863 yılları arasında El Salvador’un onuncu devlet başkanı olarak görev yapan José Gerardo Barrios Espinoza’dan alıyor. Meydanın ortasında onun adına dikilmiş görkemli bir atlı heykel bulunuyor. Francisco Durini tarafından yapılan bronz heykel 1909 yılında açılmış. Heykel, savaş sahneleri ve El Salvador armasının işlendiği granit bir kaide üzerinde yükseliyor.


Meydanın çevresinde El Salvador Ulusal Sarayı da yer alıyor. Bugünkü saray, 1889 yılında yangında yok olan eski Ulusal Saray’ın yerine 20. yüzyılın başlarında inşa edilmiş. İnşaatı 1905–1911 yılları arasında gerçekleştirilmiş ve kullanılan malzemelerin önemli bir bölümü Almanya, İtalya ve Belçika gibi Avrupa ülkelerinden getirilmiş.

Sarayın dört ana salonu bulunuyor: Kırmızı Salon, Sarı Salon, Pembe Salon ve Mavi Salon. Her biri farklı dönemlerde devlet yönetiminin önemli işlevlerine ev sahipliği yapmış. Özellikle İyon, Korint ve Roma mimari unsurlarını bir araya getiren Mavi Salon dikkat çekiciymiş.

1974 yılında Ulusal Tarihî Anıt ilan edilen bu yapı, San Salvador’un geçmişindeki siyasi ve idari hayatın önemli tanıklarından biri.


Biz ise bütün bu tarihî yapıların arasında yükselen modern Ulusal Kütüphane’nin katlarını çıkmaya başladık. En üst kata ulaştığımızda şehir ayaklarımızın altına serildi. Aşağıda Gerardo Barrios Meydanı, çevresinde tarihî yapılar ve onların arasında yükselen modern binalar vardı. Bir tarafta San Salvador Metropolitan Katedrali, biraz daha uzakta ise yüksek kubbesi ve uzun çan kulesiyle Hristiyanların Yardımcısı Meryem Kilisesi görünüyordu. Şehri yukarıdan izlemek, San Salvador’un farklı dönemlerini aynı anda görmek gibiydi.


Aşağı indiğimizde kütüphanenin önündeki büyük “San Salvador” yazısının önünde bol bol fotoğraf çektirdik. Çevredeki binaları da fotoğrafladıktan sonra sıradaki durağımıza, Metropolitan Katedrali’ne geçtik.


SAN SALVADOR METROPOLİTAN KATEDRALİ

Katedralin geçmişi 1842 yılına kadar uzanıyor. Ancak depremler ve yangınlar nedeniyle birkaç kez yeniden yapılmış. Bugünkü modern yapı 1999 yılında tamamlanarak ibadete açılmış. Geleneksel sömürge dönemi kiliselerinden oldukça farklıydı. Büyük, modern ve parlak dış cephesiyle bulunduğu tarihî çevrenin içinde hemen fark ediliyordu. Yaklaşık 45 metre yüksekliğindeki büyük kubbesi ve 50 metre yüksekliğindeki ikiz kuleleriyle San Salvador siluetinin önemli parçalarından biriydi.

Katedral, San Salvador Başpiskoposluğu’nun merkeziydi. Mimarisinde Neo-Rönesans ve Bizans etkileri bir araya gelmiş, eklektik bir anlayış ortaya çıkmıştı. Latin haçı planındaki yapı tek nefli ve sütunsuzdu.


İçeride iki tarafta iki farklı şapel bulunuyordu. Sağdaki şapelde altın varaklarla bezenmiş ahşap bir Rönesans sunağı ve Meryem Ana heykeli vardı. Soldaki bölümde ise Kutsal Emanet Şapeli yer alıyordu. Katedralin ilginç unsurlarından biri de kıvırcık saçları nedeniyle “El Colocho” adıyla anılan İsa heykeliydi.


Ana sunakta Hristiyanlık inancına göre İsa Mesih'in yaşamından, mucizelerinden ve tutkusundan (çile döneminden) önemli kesitleri anlatan sekiz büyük resim ve çevresinde çeşitli heykeller bulunuyordu. Şehit Başpiskopos Aziz Óscar Romero’ya ait resimler ise katedralin farklı bölümlerine yerleştirilmişti.


Fakat katedralde bizi en çok etkileyen yer, aşağıdaki kriptaydı.

Katedralin bodrumundaki kripta, Latin Amerika’nın önemli hac noktalarından biri olarak kabul ediliyor. İnsan hakları savunucusu ve şehit Başpiskopos Aziz Óscar Romero burada yatıyordu. Biz de merdivenlerden aşağı inerek mezarını ziyaret ettik.

Yukarıdaki görkemli katedralin aksine kripta daha sessiz, daha sakin ve daha içe dönük bir atmosfere sahipti. Bir insanın hayatının, inançlarının ve mücadelesinin geride bıraktığı izleri düşünerek bir süre burada kaldık.


SAN SALVADOR SOKAKLARINDA

Katedralden çıktığımızda bizi bu kez farklı bir görüntü karşıladı. Üzeri yaldızlı üçgenlerle kaplı bir kıyafet giymiş sokak performans sanatçısı, meydanın renkli görüntülerinden birini oluşturuyordu. Yürüyüşümüze devam ettik.


Sırada, Rönesans ve modernizm etkileri taşıyan neoklasik mimarisiyle Ulusal Tiyatro vardı. 1917’den beri opera, bale, tiyatro, konser ve film gösterilerine ev sahipliği yapan yapı, San Salvador’un kültür hayatının önemli merkezlerinden biri.


Ardından Francisco Morazán Heykeli, küçük bir çarşı olan Martin’s, El Teatro de Lucas bistro ve kafesi, tiyatro, müzik, film, dans ve performans alanlarında çalışmaların yapıldığı Nave Cine Metro ile 1930’lu yıllarda inşa edilmiş tarihî Edificio Letona yani Letona Binası’nı gördük. Kapalı olan Merkez Eczanesinin önünden de geçtik.

San Salvador’un sokaklarında yürürken şehir bize yalnızca büyük meydanlarını ve anıtsal yapılarını değil, günlük hayatını da gösteriyordu.


Bir ara arkadaşlarım yol üzerinde rambutan meyvesini gördüler. Tropikal görünüşüyle dikkat çeken bu meyveden almaya ve yemeye başladılar. Ben de onlara katıldım.


Son durağımız ise Mercado Ex-Cuartel, yani Eski Kışla Pazarı oldu.

Kapalıçarşı'yı andıran bu pazarda çantacılar, kıyafet dükkânları, hediyelik eşya satanlar, özellikle de terlikçi ve ayakkabıcılar vardı. Sokakların, meydanların ve anıtların ardından burası San Salvador’un daha gündelik, daha hareketli ve daha gerçek yüzünü görmemizi sağladı.


Pazardan ayrılıp yeniden otobüse bindik. Şehrin farklı yönlerini dolaşırken Primera Iglesia Bautista de San Salvador, yani Birinci San Salvador Baptist Kilisesi gibi çeşitli yapıları da gördük ve fotoğrafladık.

San Salvador’un tarihî merkezindeki gezimizi böylece tamamlamış olduk.


COSTA DEL SOL

Şimdi yönümüz denizeydi.

San Salvador’un yaklaşık bir saat uzağında bulunan Costa del Sol sahil şeridine doğru yola çıktık. Burası başkente en yakın deniz kıyısı bölgelerinden biriymiş.

Otobüsümüz, tek katlı, salaş bahçeli evlerin arasından ilerlemeye başladı. Yol boyunca kaktüsler ve Hindistan cevizi ağaçları bize eşlik ediyordu. Ancak yolun son bölümü oldukça zorluydu; kimi yerlerde çukurlar, kimi yerlerde ise kum vardı.

Sonunda Las Hojas Resort & Beach Club’a ulaştık.

Deniz kıyısındaki bu güzel tesiste hem dinlenecek hem de öğle yemeğimizi yiyecektik. Costa del Sol’un plajları denize girmek için oldukça elverişliymiş. Biz de şansımızı denemeye karar verdik.


Ben yine harika egzotik çiçeklerin peşine düştüm.

Parlak sarı renkli ve kırmızı çilli taç yapraklara sahip bir Kana çiçeği (Canna indica), diğer adıyla tespih çiçeği veya hint kamışı


Parlak yeşil yaprakları ve yoğun sarı-turuncu tonlarındaki çiçek salkımlarıyla dikkat çeken bir İksora (Ixora). Genellikle "Batı Hint Yasemini" veya "Orman Alevi" olarak da bilinen tropikal çalı.


Apocynaceae (zünyasöğüdigiller) familyasından Madagaskar kauçuk asması (Cryptostegia madagascariensis)


Öğle yemeğimiz et, karides, pilav, tortilla ekmeği ve salatadan oluşuyordu. Yanında ise yerel biralardan Pilsener ve Golden Original içtik. Turun ödediği miktara ek olarak yemek için kişi başı 5 dolar daha ödedik.

Karnımızı doyurduktan sonra kendimizi denizin kıyısına attık.


Hava güneşli değildi ama soğuk da sayılmazdı. Deniz ise dalgalıydı. Dalgalar nedeniyle rahatça yüzmek mümkün olmayınca, benim gibi denize girmek isteyen arkadaşlarla denize girip ancak kıyıda eğlenmekle yetindik.

Güneşi batırırken günün yorgunluğu yavaş yavaş üzerimizden kalkıyordu.


Akşamüstü San Salvador’a, otelimiz Beverly Hills Hotel Business’a dönmek üzere yola çıktık. Yol üzerinde bir süpermarkette mola vererek alışveriş yaptık. Ben yaklaşık 25 dolar harcadım; kahve ve içki aldım.

Otele döndüğümüzde günün bütün yorgunluğu üzerimize çökmüştü. Aldıklarımızı odada yerleştirip biraz dinlendik.

Sabah Maya uygarlığının izleri arasında başlayan günümüz, San Salvador’un meydanları, katedrali, sokakları ve pazarlarıyla devam etmiş; akşamüstü ise Pasifik kıyısında, Costa del Sol’un dalgalarıyla son bulmuştu.

El Salvador, bugün bize yalnızca bir ülke değil; Maya geçmişiyle, sömürge döneminin izleriyle, şehirlerinin karmaşasıyla ve Pasifik’in kıyısındaki sakinliğiyle birbirinden farklı yüzlerini gösterdi.

 
 
 

Yorumlar


bottom of page