top of page

ORTA AMERİKA TURU (Meksika – Guatemala – El Salvador – Nikaragua – Kosta Rika – Panama) 4. Gün

Yazarın fotoğrafı: ÖMER SUHA TOPALAK
ÖMER SUHA TOPALAK
5 Eki
4 dakikada okunur

Seyahatin 4. Günü 12.11.2025  Çarşamba      GUATEMALA-ATITLAN GÖLÜ- EL SALVADOR-SAN SALVADOR

Atitlán Gölü’nün kıyısında, güneşli ve berrak bir sabaha uyandık. Gölün dinginliği, çevresindeki dağların görkemli silueti ve sabahın serinliği güne güzel bir başlangıç yaptırıyordu. Kahvaltı için aşağı indiğimizde ise otelin önündeki çadırlı alanda hareketli bir kalabalıkla karşılaştık. Guatemala’da, hiç beklemediğimiz bir anda bir okulun mezuniyet törenine tanıklık ediyorduk.


Panajachel’de bulunan Eben-Ezer Evanjelik Lisesinin mezuniyet töreniydi bu. Kızlı erkekli öğrenciler tören alanında yerlerini almıştı. En önde, başarılarıyla öne çıkan tamamı kızlardan oluşan yaklaşık on beş öğrenci, kırmızı mezuniyet cübbeleri ve kepleriyle oturuyordu. Diğer öğrenciler ise mavi cübbeler giymişti. Törenin en güzel anlarından biri, bazı öğrencilerin başarılarının aileleri tarafından yüzüklerle kutlanmasıydı. Anne babalar çocuklarına yüzüklerini takıyor, ardından ailece fotoğraflar çektiriyorlardı. Bizim için yabancı bir ülkede, hiç beklemediğimiz bir anda böyle samimi ve anlamlı bir törene rastlamak oldukça hoş bir sürprizdi.


Kahvaltının ardından son kez oteli dolaşıp fotoğraflarını çektim. Burayı gerçekten çok sevmiş, hatta biraz da benimsemiştik. Gölün kıyısındaki bu güzel otelden ayrılmak kolay değildi. Valizlerimizi araçlarla otobüse gönderdikten sonra biz de Panajachel sokaklarında yürüyerek ilerlemeye başladık.


Çarşıdan geçerken kasabanın gündelik hayatına karıştık. Hotel Posada de Don Rodrigo, Doña Ana Restaurante, kadın şapkalarıyla süslenmiş ve adeta küçük bir açık hava sergisini andıran sokaklar dikkatimizi çekti. Otoparkta gördüğümüz beyaz renkli, geleneksel Amerikan tipi okul otobüsü ise Guatemala sokaklarında karşılaşmayı beklemediğimiz ilginç görüntülerden biriydi.


Bir süre sonra otobüsümüze binerek Panajachel’den ayrıldık. Yol boyunca San Francisco de Asís Kilisesi, Belediye Pazarı, Iglesia Evangélica Centroamericana Emanuel yani Emanuel Orta Amerika Evanjelik Kilisesi, Centro Clínico Panajachel ve Panimache Primero Katolik Kilisesi gibi yapıları gördük.


Yaklaşık üç saatlik yolculuğun ardından Guatemala’nın başkenti Guatemala City’ye ulaştık. Şehirde dikkatimi çeken ilk yerlerden biri Plaza España (Plazuela España) oldu. Meydanın ortasında yer alan tarihi taş anıt ve çeşme, İspanya ile Guatemala arasındaki tarihî bağları simgeleyen zarif bir hatıra olarak karşımızda duruyordu. Yolculuğumuz boyunca şehir hayatının farklı yüzleri de gözlerimizin önünden geçti. Union Church of Guatemala, Hyatt Centric Guatemala City, Avia Yaşam ve İş Merkezi içerisinde bulunan P.F. Chang's restoranı ve önündeki süs havuzunda yer alan ikonik Çin atı heykeli, Guatemala merkezli popüler Meksika restoran zinciri Los Cebollines, Zona 10 bölgesindeki modern mimarisiyle dikkat çeken Airali rezidans binası ve gün batımında güzel bir manzara sunan Azotea 6 Once bunlardan bazılarıydı. Ardından Plaza El Globo’yu da geride bırakarak öğle yemeğimizi yiyeceğimiz Restaurante El Adobe’ye ulaştık.


Restoranın girişinde yazan cümle dikkatimi çekti:

“Adobe – Atalarımızdan Kalan Mirasa Bir Saygı Duruşu.”

Bu söz, içeride bizi nasıl bir mutfağın beklediğini daha kapıdan girerken anlatıyordu. Kapının yanında ayrıca İspanyolca “Prohibido el ingreso con armas” yani “Silahla girmek yasaktır” yazılı bir güvenlik uyarısı bulunuyordu.


Restoranın giriş bölümünde bizi küçük ama oldukça etkileyici bir kültürel sergi karşıladı. Duvarlarda, Maya kültürünün geleneksel kadın giysilerinden olan huipil (güipil) örnekleri sergileniyordu. El emeğiyle dokunmuş bu tekstiller, yalnızca birer giysi değil, Maya kültürünün renkler, desenler ve semboller aracılığıyla nesilden nesile aktarılan hafızası gibiydi.

Sergideki yazılardan biri, Mayaların kutsal yaratılış ve tarih kitabı olan Popol Vuh’a gönderme yapıyordu. Bir başka yazıda ise bu kutsal kitaptan aktarılan, birlik ve dayanışmayı vurgulayan anlamlı bir söz yer alıyordu:

“Herkes ayağa kalksın, herkes çağrılsın, arkada kimse kalmasın;

ne bir ne iki,

aksine herkes tek bir vücut, bir bütün olsun.”

Bu söz, yüzyıllar öncesinden bugüne uzanan bir ses gibi, serginin atmosferine ayrı bir anlam katıyordu.


Sergide ayrıca Quetzaltenango Geleneksel Tören Kıyafeti (Nim Pot) bulunuyordu. Maya K'iche' kültüründe dinî ve kültürel anlam taşıyan bu geleneksel giysi, üzerindeki renklerle de geçmişin izlerini taşıyordu. Kırmızı, savaşlarda dökülen kanı ve atalarla olan bağı; sarı, bölgede yetişen mısırı ve güneş ışınlarını; mor ise Maya halkının geçmişte yaşadığı acıları ve kederi ifade ediyordu. Giysinin üst bölümünde yer alan, taç biçimindeki kırmızı işlemeli şerit ise “Ixcap” adı verilen ve bilgeliği simgeleyen geleneksel saç bandıydı.


Serginin ortasında geleneksel bir comal bulunuyordu. Mısır tortillalarının pişirildiği bu büyük metal pişirme yüzeyinin üzerinde siyah ve beyaz mısırdan hazırlanmış el yapımı tortillalar vardı. Mısırın Maya kültüründeki önemini düşündüğümüzde, bu basit görünen mutfak aracının aslında ne kadar derin bir kültürel anlam taşıdığı daha iyi anlaşılıyordu.


Öğle yemeği için menünün de fotoğraflarını çektim. Menü, Guatemala mutfağının zenginliği konusunda oldukça iddialı görünüyordu. Ancak turun organizasyonu kapsamında bize sunulan yemekler, menünün vaat ettiği çeşitliliğin biraz gerisinde kaldı. Yine de yerel tatları deneyimlemek açısından güzel bir fırsattı.


Önce mısır cipsinin üzerine sürülmüş avokado püresi geldi. Ardından yanında mısır, pilav ve siyah mısır tortillası bulunan, güveç içerisinde servis edilen Pollo en crema, yani krema soslu tavuk yedik. Tatlı olarak ise çikolata sosuyla servis edilen kızarmış muz vardı. Böylece Guatemala mutfağından küçük ama renkli bir seçkiyi tatmış olduk.


Yemekten sonra yeniden otobüsümüze binerek La Aurora International Airport’a doğru yola çıktık. Guatemala City sokaklarında ilerlerken şehrin başka bir yüzüyle karşılaştık. Guatemala’da Noel’in resmî başlangıcını simgeleyen Gallo Ağacı’nın ışıklandırılması için hazırlanan etkinlik nedeniyle Plaza del Obelisco ışıklarla donatılmış, şehir adeta yaklaşan Noel’in büyüsüne bürünmüştü.

Akşam saatleri yaklaşırken Guatemala’ya veda etme zamanı gelmişti.


Saat 20.10’da Avianca Havayolları uçağıyla La Aurora International Airport’dan havalandık. Kısa bir uçuşun ardından saat 21.05’te El Salvador’a indik.

Uçağımızın indiği havalimanının tam adı El Salvador International Airport Saint Óscar Arnulfo Romero y Galdámez idi. Havalimanı, adını ayin sırasında suikaste uğrayan El Salvadorlu Katolik din adamı ve 1977–1980 yılları arasında San Salvador Başpiskoposu olan Óscar Arnulfo Romero y Galdámez’den alıyordu. İnsan haklarını savunan vaazlarıyla tanınan Romero’nun adı, ülkenin yakın tarihindeki önemli ve sembolik isimlerden biri olarak karşımıza çıkıyordu.


Havalimanının bir bölümünde yüzlerce farklı çıkartma, logo ve sokak sanatı ögesinin bir araya getirildiği paneller dikkatimi çekti. Renklerin ve desenlerin oluşturduğu bu karmaşık görüntü, El Salvador’a attığımız ilk adımın da kendine özgü bir karşılaması gibiydi.


Günün uzunluğu ve yolculuğun yorgunluğu artık üzerimize çökmüştü. Beverly Hills Hotel Business’a yerleştikten sonra otelin bahçesine çıktık. Seyahat arkadaşlarımızla bir süre sohbet edip biralarımızı yudumlarken günün yorgunluğunu üzerimizden attık.

Bir ülkeye veda edip başka bir ülkeye geçmiştik. Sabah Atitlán Gölü’nün sakin sularında başlayan gün, akşam El Salvador’da, dost sohbetleri ve serinletici bir bira eşliğinde sona eriyordu. Orta Amerika yolculuğumuz ise bütün renkleri, sesleri ve sürprizleriyle devam ediyordu.

 
 
 

Yorumlar


bottom of page