ORTA AMERİKA TURU (Meksika – Guatemala – El Salvador – Nikaragua – Kosta Rika – Panama) 1. GÜN

Güncelleme tarihi: 13 Eki

Seyahatin 1. Günü 09.11.2025 Pazar MEKSİKA - MEXICO CITY
Yeni bir tur yeni bir destinasyon bu kez orta Amerika. Meksika – Guatemala – El Salvador – Nikaragua – Kosta Rika ve Panama’yı göreceğiz. Ejder Tur ile ancak yalnız gidiyorum. Uçak saati Pazar günü gece yarısını geçe 02:30 olduğu için İstanbul Havalimanı Dış Hatlar Gidiş terminali Ejder Turizm bankolarında saat 22:30 ‘da rehber ile buluştuk. Rehberimiz Yavuz Aydın isimli genç bir arkadaş. Bilet ve pasaport işlemlerinden sonra Türk Hava Yolları uçuşu ile Mexıco City yolculuğumuza başladık. Sabah yerel saatle saat 08:15’de Meksika'da 1858 ile 1872 yılları arasında devlet başkanlığı yapmış Meksikalı hukukçu ve siyasetçi Benito Pablo Juárez García adını taşıyan Mexico City International Airport Benito Juárez’e indik.

Baştan Meksika hakkında özet bilgi verelim. Meksika’nın yüzölçümü 1.972.350 Km2. nüfusu ise 131.946.900 kişi. Meksika bayrağı dikey olarak eşit üç şeritten (yeşil, beyaz, kırmızı) ve tam ortasında yer alan Aztek efsanesine dayanan resmi devlet armasından oluşuyor. Yeşil renk umudu, beyaz renk birliği ve barışı, kırmızı renk ise bağımsızlık uğruna dökülen kanları simgeliyormuş. Bayrağın ortasında, bir kaktüs üstünde yılan yiyen bir kartal figürü bulunuyor. Bu figür, Azteklerin başkentleri Tenochtitlan'ı (bugünkü Mexico City) kuracakları yeri bulmalarını sağlayan eski bir kehaneti anlatıyormuş. Biz orada iken kurlar 1 Usd = 18,44 Meksika Pezosu idi.
Pasaport işlemlerinden sonra bizi bekleyen tur otobüsüne bindik. Mexico City’de sadece bir gün kalacağız. O nedenle çok hızlı bir gezi olacak. Mexico City'nin Aztekler dönemindeki ismi Tenochtitlan’mış ve antik Aztek İmparatorluğu'nun başkenti imiş. Öncelikle Ulusal Antropoloji Müzesi’ne gidiyoruz. Otobüsten inip Chapultepec Ormanı Botanik Bahçesi içinden yürüyüp müzenin kapısına geldik. Dış kapıdan müzenin ne kadar büyük olduğu hissedilmiyor. Ancak içeride meraklısı için bir cennet var. Anıtsal bina, büyük bir gölet ve tek bir ince sütunla desteklenen geniş bir yuvarlak beton şemsiye ( İspanyolca "el paraguas", yani "şemsiye" ) ile çevrili bir avluya sahip sergi salonlarını içermekte. Normalde şemsiyenin kenarlarından aşağıya yağmur ormanlarını anımsatan şekilde su akıyormuş ancak biz gittiğimizde akmıyordu. Doğa, avlu aracılığıyla müzeye dahil edilmiş. Salonlar, çoğu açık hava sergileri içeren bahçelerle çevrili. Müze, 23 sergi odasına sahip ve yaklaşık 20 dönüm alanı kaplamakta. Müzeye girdiğinizde, sağ taraftaki odalar Orta Meksika'da gelişen kültürleri kronolojik sırayla göstermekte. Sağdan başlayıp saat yönünün tersine doğru ilerleyerek kültürlerin zaman içinde nasıl değiştiğini hissedebilirsiniz. Arkeoloji sergileri zemin katta, Meksika'daki günümüz yerli grupları hakkındaki etnografik sergiler ise üst katta yer almakta.

Her sergi salonu bir isimle ayrılmış. İlkinin üzerinde "siyah ev" anlamına gelen, Aztek (Meksika) kültüründe seçilen yeni tlatoani'nin (hükümdarın) göreve başlamadan önce kanını ve adağını sunduğu kutsal ve gizli bir ritüel yeri için kullanılan Tlillancalco yazıyordu. Burada geçici bir sergi ve adının üstünde ise mermere kazınmış aşağıdaki şiir vardı:
Böyle mi ayrılmalıyım?
Solup giden çiçekler gibi mi?
Adımdan geriye hiçbir şey kalmayacak mı?
Yeryüzündeki şöhretimden hiçbir iz kalmayacak mı?
Hiç değilse çiçekler, hiç değilse şarkılar!
Huexotzingo'nun şarkıları.
Savaşmak Aztekler için günlük yaşamın bir parçası sayılır ve her erkek çocuğu okula gidip silah kullanmasını ve savaş tekniklerini öğrenirmiş. Askerler öğrencileri savaşlara götürüp onlara düşmanın nasıl esir alınacağını gösterir ve öğrenci ilk esirini aldığında erkekliğe adım atmış sayılırmış. Azteklerin sürekli savaşmalarının bir nedeninin de düşman esir almak olduğu söyleniyor. Azteklerin, en önemlisi güneş tanrısı olmak üzere bine yakın tanrısı var. Kendilerine verilen nimetler için bu tanrılara kurbanlar sunarlarmış ki bunlar da savaş esirleri olurmuş. Eğer tanrılara kurban vermezlerse, o gün güneşin doğmayıp kıyametin kopacağını düşünürlermiş. Dolayısıyla Aztekler yaşama nedenlerinin kopacak bu kıyameti geciktirmek olduğuna inanıyorlarmış. Aztek din adamları dillerini, el ve ayaklarını, hatta cinsel organlarını kanatarak tanrıları memnun ettiklerini düşünürlermiş. Azteklere göre, tanrıların en çok hoşuna gidecek şeyse canlı insan kalbi. Dini törenlerde, uyuşturucu verilen kurban ellerinden kancalara asılıp tören platformuna çıkarılırmış. Burada kurban henüz canlıyken kalbi sökülür ve önce kalbi, sonra da tüm bedeni ateşe verilirmiş! Aztek savaşçılar daha fazla esir alabilmek için, savaşta düşmanlarını mümkün olduğunca öldürmemeye, onları sadece dizlerinden yaralamaya çalışırlar. Kıtlık zamanlarında, tanrıların kendilerine çok kızdığını düşünüp 10.000 esiri birden öldürdükleri olurmuş! Aztekler için yaşama biçimlerinden çok nasıl öldükleri önemli. Bir erkek savaştayken ya da bir kadın hamileyken ölürse, doğrudan güneş tanrısının yanına gidiyor. Ölüm normal yollardan gerçekleşirse, bu çok kötü! İşte o zaman, yeraltı dünyasında dokuz hayat yaşadıktan sonra ölüler diyarına ulaşabiliyorlar.
Sonra sırası ile salonları gezmeye başladık. O kadar çok eser var ki (Toplam 600.000 olduğu söyleniyor.) buranın tam anlamı ile gezilmesi birkaç günü alabilir. Ben fotoğrafladıklarımdan isimlerini bulabildiklerimi sıralayacağım.
Girdiğimiz bölüm adını Mexico City’nin 40 km. kuzeydoğusundaki Teotihuacán isimli yerleşimden alıyor. "Tanrıların Şehri" olan Teotihuacan, Aztek hükümdarlarının büyük saygı duyduğu bir ibadet ve haç merkezi imiş.
Girişteki açıklamada şunlar yazıyor:
Teotihuacán başlangıçta küçük bir yerleşim yeriydi. Şehir, Meksika Vadisi nüfusunun daha sonra şehrin inşa edileceği bölgede yoğunlaşmaya başlamasıyla birlikte, MS birinci yüzyılda büyümeye başladı. Ellerindeki iş gücünden yararlanan yöneticiler, bölgenin doğal kaynaklarını işlemeye başladılar ve Güneş ile Ay piramitlerini inşa etme yönündeki büyük projeyi hayata geçirdiler. Şehrin ilk yerleşim düzeni ve planlamasının yanı sıra ekonomik konuları da kapsayan bir ana plan hazırladılar. Teotihuacán, Evren'in bir modeli ve hatta Evren'in doğduğu yer olarak tasarlanmıştı. Bu ana plan, Teotihuacán'ın Klasik Dönem boyunca Mezoamerika'daki en iyi planlanmış ve en etkili şehir haline gelmesinde önemli bir rol oynadı. Teotihuacán'ın Otumba ve Pachuca'daki obsidyen madenlerini kontrol etmesi, obsidyen ürünlerin üretimini şehirde merkezileştirmesine olanak tanıdı. Bu ürünlerin bir kısmı iç pazarda satılırken, bir kısmı ihraç ediliyordu. Ekonomisini obsidyen üretimi ve "İnce Turuncu" (Thin Orange) çanak çömleklerin dağıtımındaki tekeli üzerine kuran Teotihuacán; Maya bölgesi, günümüz Guerrero eyaleti ve Meksika Körfezi çevresi gibi uzak yerler de dahil olmak üzere Mezoamerika'nın neredeyse tüm bölgelerini kapsayan bir ticaret sistemi geliştirdi.
Kentin kozmopolit yapısı, ticaret sistemi ve devasa piramitleri ile tören merkezinin ona kazandırmış olması gereken dini saygınlık; bu büyük şehrin yaşam kalitesini önemli ölçüde zenginleştiren hareketli bir nüfusu kendine çekmiştir. Uzun süren bir refah döneminin ardından Teotihuacán, nihayetinde MS 750 civarında çökmüştür. Bu çöküşe, kısmen Meksika platosunda filizlenen yeni yerleşim merkezlerinden gelen baskıların yol açtığı görülmektedir. Ancak yangın izleri ile Ölüler Yolu boyunca uzanan yapıların sistematik ve yıkıcı bir biçimde tahrip edilmiş olması, çöküşün asıl nedeninin iç çatışmalar olması gerektiğine dair tartışılmaz kanıtlardır.
Bizi ilk karşılayan eser bir disk idi:
Mictlāntēcutli Diski diğer adıyla Ölüm Diski, Aztek mitolojisinin yeraltı dünyası Mictlān'ın Aztek ölüm tanrısı Mictlāntēcutli'yi tasvir eden, İspanyol öncesi döneme ait bir heykel. Arkeologlar bu eseri 1963 yılında Teotihuacan'daki Güneş Piramidi'nde bulmuşlar. Bazaltik kaya disk kısmen tahrip olmuş. Disk, MS 1 ile MS 600 yılları arasında yapılmış. Heykelde dili dışarıda olan bir kafatası bulunuyor ve etrafı kıvrımlı bir kağıt başlıkla çevrili.
Sonra orta Meksika'daki Kolomb öncesi yerleşim yeri Teotihuacan'daki Güneş, Ay ve Tüylü Yılan Piramitlerinden bahseden açıklamalar vardı:
Güneş Piramidi: Güneş ve Ay piramitleri, Ciudadela (Hisar) ile birlikte, Teotihuacán kentindeki en eski törensel yapı grubunu oluşturur. Güneş Piramidi, yalnızca anıtsal boyutuyla değil, aynı zamanda taşıdığı anlam bakımından da önemlidir. Batıya bakıyor olması, on altıncı yüzyıla ait bazı metinlerde belirtildiği üzere, yapının gerçekten de güneşe adanmış olduğuna işaret etmektedir. Piramidin altında bir mağaranın bulunması da ritüel açıdan önem taşıyor gibi görünmektedir; zira mağaralar hem kökeni simgeleyen yerlerdi hem de içlerinde yaşadığına inanılan tanrılarla iletişim kurmanın mümkün olduğu mekanlardı. Buna ek olarak, yapının tüm kenarlarının köşelerinde çocuk iskeletlerinin bulunması, çocukların kurban edilerek fırtına tanrısına sunulduğu bir kültün varlığına dair bir kanıt olabilir. Güneş Piramidi'nde, İspanyol fethine kadar Orta Meksika platosunda varlığını sürdürecek ve evrilecek olan sembollerin ve inançların ilk kez bir araya gelişini görebiliriz.
Ay Piramidi: Tünel kazılarıyla yürütülen yakın tarihli araştırmalar, Ay Piramidi bünyesinde dört farklı yapı katmanı ortaya çıkarmıştır. Bunlardan en eskisi, eğim oluşturacak şekilde yerleştirilmiş küçük kesme pembe taş bloklardan inşa edilmiştir ve yapım tarihinin geçici bir tahminle MÖ birinci yüzyıla uzandığı düşünülmektedir. Dördüncü yapı, diğerlerinin tamamını örtmekte ve Teotihuacán'a özgü "talud-tablero" (eğimli panel) mimari üslubunu barındırmaktadır. İnşaat başlamadan önce, yapının temellerinin altına olağanüstü nitelikte bir gömü sunusu yerleştirilmiştir. Bu sunu; elleri arkadan bağlanmış kurban edilmiş bir insana ait iskeletin yanı sıra, çok sayıda nesneyi ve bir köpek, iki kedi türü hayvan, on kuş ve bir yılana ait iskelet kalıntılarını da içermektedir. Talud-tablero yapısı ve gömü sunusunun niteliği, o dönemde şehir yönetiminde önemli ideolojik değişimler yaşandığına işaret etmektedir.
Tüylü Yılan Piramidi (Quetzalcoatl tapınağı): Ciudadela'da yer alan Tüylü Yılan Piramidi, muhtemelen Teotihuacán'ın en önemli siyasi ve dini merkeziydi. Yapı, en seçkin örnekleri iki taş heykel olan (biri tüylü yılan başı, diğeri ise ya fırtına tanrısının bir tasviri ya da büyük, sorguçlu ve düğümlü bir başlık olarak tanımlanan) incelikli süslemeleriyle öne çıkmaktadır. Piramit, MS 150 ile 200 yılları arasında kesintisiz bir yapım süreciyle inşa edilmiştir. Arkeologlar yakın zamandaki kazılarda, piramidin içine gömülmüş, savaşçı kıyafetleri giydirilmiş çok sayıda kurban edilmiş birey kalıntısı ortaya çıkarmışlardır; bu bulgular, Teotihuacán'da insan kurban etme geleneğinin ve militarizmin erken dönemlerden itibaren yaygın olduğunu doğrulamaktadır. Kurban edilenlerin sayısı ve bedenlerinin yerleştirilmesindeki simetrik düzen, yapının ve kurban ritüelinin; kültürün kozmogonisi, takvimi ve astronomisiyle doğrudan ilişkili olduğunu göstermektedir.
Ayrıca Teotihuacan şehrinin bir masa üzerine konmuş krokisi, Güneş ve Ay piramitlerinin fotoğrafları, üçüncü en büyük piramit olan Tüylü Yılan Tapınağı'nın (Quetzalcóatl Tapınağı) küçük bir kopyası ve tapınakta bulunan iki sunu sergileniyordu:

Quetzalcoatl Tapınağı'ndaki sununun bir parçası olan bu kolye, üstün işçiliğiyle öne çıkmaktadır. Eser; beyaz ve turuncu deniz kabuklarından yapılmış, insan dişi formunda dokuz plaka ile dikdörtgen biçimli elli dört plakadan oluşmaktadır. Kolyede toplam 110 azı dişi ile 107 kesici ve küçük azı dişi yer almaktadır. Miccaotli evresine tarihlenen bu sunu, Quetzalcoatl'ın Eski Tapınağı'nda bulunmuştur.

Quetzalcoatl Tapınağı'ndaki sunu içerisinde, yeşil taştan oyulmuş muhteşem insan biçimli figürinler bulunmuştur; bunlardan bazıları, çıkarılabilir başlıklar ve kulak süsleri gibi ayrıntılara sahiptir. Ele geçirilen diğer nesneler arasında yeşil ve gri obsidyenden yapılmış mızrak uçları, iğneler ve insan biçimli figürlerin yanı sıra, ağızları açık ve kıvrılan yılanları tasvir eden sıra dışı formlar da yer almaktadır. Beyaz ve turuncu deniz kabuklarından işlenmiş parçalar, Teotihuacanlıların uzak kıyı bölgeleriyle olan ticari bağlantılarına işaret etmektedir.
Mangallar: Ritüellerde ve cenaze törenlerinde kullanılan bu mangallar, asıl işlevsel bağlamlarından ayrılmış ve defin sırasında naaşın çevresine farklı yönelimlerle yerleştirilmiştir. Bu küçük ev tipi sunakların kompozisyonu ve çeşitli unsurları, yatıştırma ve yenilenme temalarını çağrıştırmaktadır.
Sırasıyla Kelebek Tanrısı biçimli Tütsülük,Yaşlı Ateş Tanrısı Huehueteotl heykeli ve mangalı, Tikal’den gelen stela, Büyük Cholula Piramidi “İçenler Duvarı” freski, Yağmur Tanrısı Tlaloc’un kilden tapınak cephesi, Kalkanlı Kuş – Quetzal Kuşu Freski
Cacaxtla-Xochıtecatl Bölümü: Cacaxtla-Xochitecatl yerleşimleri, Puebla-Tlaxcala Vadisi'nde Klasik Öncesi dönemden (MÖ 850 - MS 200) itibaren varlık göstermiş ve MS 750-950 yılları arasındaki Epiklasik dönemde güç kazanmıştır. Orta Meksika, Körfez Kıyısı ve Maya bölgesi arasındaki stratejik konumu, ekonomik gelişiminde kilit bir rol oynamış ve bu geleneklerin kültürel sentezini açıklamıştır. Dini bir merkez olan Xochitecatl, Cacaxtla'nın doğusundaki yakındaki bir tepede yer alır. Çiçekler Piramidi (Pyramid of the Flowers), burada bulunan çocuk mezarları ve sunuların da işaret ettiği üzere, berekete adanmış ana tapınaktı. Merkez bölgedeki diğer yapılar arasında Yılan ve Spiral binaları ile Volkanlar Platformu bulunmaktadır. Cacaxtla'nın inşası ancak Epiklasik dönemde tamamlanmıştır. Yerleşim doğal bir yükselti üzerine kurulmuş, tahkim edilmiş ve savunma amaçlı hendeklerle çevrelenmiştir. Saray yapılarının bulunması nedeniyle burası şehir devletinin siyasi iktidar merkezi konumundaydı; ayrıca yapının iç kısmında muhteşem duvar resimleri yer almaktadır.
Cacaxtla Kuş Adam – Cennetin Efendisi duvar resmi, Cacaxtla Jaguar Savaşçısı duvar resmi, Xochicalco antik kenti guacamaya (alara/papağan) başı formundaki taş heykel
Tula antik kentindeki "Palacio Quemado"dan (Yanan Saray) çıkarılan ve Toltek kültürüne ait arkaya yaslanmış, başı yana dönük ve karnının üzerinde adak ya da kurbanların konulması için dairesel bir çanak/tabla taşıyan insan figürü formunda ki Chac Mool heykeli, Tula antik kentindeki Tlahuizcalpantecuhtli Tapınağı'na ait bir Toltek Atlantı (Atlante / Taş Savaşçı) figürü, muhtelif steller.
Top oyunu: Meksika'daki Chichen Itza antik kentinde bulunan büyük top sahası (Gran Juego de Pelota), yaklaşık 146 metre uzunluğuyla Amerika'daki en büyük antik taş top sahasıdır. Duvarların yükseklerine yerleştirilmiş taş halkalar kaleyi oluşturuyordu; sert kauçuk topu bu çemberlerden geçirmek olağanüstü bir başarıydı ve maçı bitirirdi.
Oyunun Kuralları ve Amaç:
• Oyuncular ellerini veya ayaklarını kullanamazdı.
• Sert ve ağır kauçuk topa kalça, dirsek veya dizlerle vurulurdu.
• Amaç, ağırlığı birkaç kilo olan topu yüksekteki taş halkalardan geçirmekti.
• Halkaya topu geçirmek çok zordu, bu yüzden oyunlar nadiren golle biterdi.
• Bu oyun sıradan bir spor değil, dini ve kozmik bir ritüeldi.
• Gece ile gündüzün veya tanrıların mücadelesini simgelerdi.
• Tarihi kabartmalara göre, topu çemberden geçirmeyi başaran veya oyun sonucunda öne çıkan takımın kaptanı (ya da kaybedenler) tanrılara kurban edilirdi.
• Kurban edilmek bir onur olarak görülürdü.
Meksika Dünyası Bölümü:
Tula'nın çöküşünün ardından Meksika'nın merkezi platosuna yerleşen halklar, on üçüncü yüzyılın sonlarına doğru siyasi ve kültürel açıdan büyük bir gelişme gösterdiler; geride, esasen ortak mitler, tanrılar ve dini kültlerden oluşan Pan-Mezoamerika fikirlerine dair zengin kanıtlar bıraktılar. O dönemde güç kazanan çeşitli krallıklar, kimliklerini ortak bir görsel dile sahip sanat üslupları aracılığıyla şekillendirdiler. Bu süreç, Culhuacan ve Tenayuca'nın hakimiyetiyle başladı ve ardından, vaat edilmiş topraklarını bulmak üzere efsanevi Aztlan-Chicomoztoc'tan yola çıkan ve kroniklerde Nahuatl dili konuşan ya da "Nahuatlaca kabileleri" olarak bilinen grupların gelişiyle devam etti. Bu gruplar Xochimilca, Tlahuica, Tlaxcalteca, Huexotzinca, Tepaneca, Acolhua ve farklı bir dil konuşan Matlanzinca halklarıydı.
Arkeologlar bu dönemi Geç Klasik Sonrası (MS 1300-1521) olarak tanımlamışlardır. Dönemin temel özelliklerinden biri, yaşamın her alanında militarizmin hakim olmasıydı: Başlıca tanrılar askeri fetihlerin koruyucularıydı; en önemli törenler esirlerin ele geçirilmesi etrafında şekilleniyor ve insan kurban etme uygulaması günlük ritüellerde merkezi bir rol oynuyordu. Siyasi ve sosyal örgütlenmenin yapısal temelini, üstün bir savaşçılık azmi, cesaret ve savaşma isteği sergilemiş genç erkeklerden oluşan askeri hiyerarşiler oluşturuyordu. Benzer şekilde, dönemin sanatı da büyük ölçüde savaş ikonografisine dayanıyordu.
Metinlerde Aztekler veya Tenochca olarak da anılan Meksika halkının yükselişinin arka planı budur. Bu halk, başkenti Mexico-Tenochtitlan'ı "2 Ev" yılında (MS 1325) kurdu ve kısa süre içinde komşularıyla savaşlara girişip ittifaklar kurarak düşmanlarını mağlup etmeye başladı. On beşinci yüzyılın ortalarına gelindiğinde, dini, askeri ve siyasi ideallerinin hüküm sürdüğü ve bu grubun Mezoamerika'nın büyük bir bölümüne hakimiyetiyle şekillenen bir "Meksika dünyası" ortaya çıkmıştı.
Aztek kültürüne ait bazalttan oyulmuş bir Jaguar Cuauhxicalli (Ocelocuauhxicalli) Aztek ritüellerinde kurban edilen kişilerin kalplerini ve kanını koymak için tasarlanmış törensel taş kap.
Güneş Taşı
Meksika halkını diğer her şeyden daha fazla simgeleyen tek eser, Aralık 1790'da Yeni İspanya'nın başkentindeki Plaza Mayor'da keşfedilen Güneş Taşı'dır. Gün adları ve kozmogonik güneşleri içeren sembolik içeriği nedeniyle, bu eser yanlış bir şekilde "Aztek Takvimi" olarak tanımlanmıştır.
Bu eser, *temalacatl* olarak bilinen ve gladyatör kurban törenlerinde kullanılan büyük bir sunaktır; ancak parçanın arka kısmında bir kenardan merkeze doğru uzanan derin bir çatlak nedeniyle yapımı tamamlanamamıştır. Bu çatlağa rağmen, *tlacaxipehualiztli* törenindeki savaşçılar arası dövüşlere sahne olmak üzere kullanılmış olmalıdır.
Diskin tasarımında, yerdeki bir boşluktan yükselen; ellerinde bir çift insan kalbi tutan ve kurban bıçağına dönüşmüş dilini sergileyen Xiuhtecuhtli'nin yüzü seçilebilir. Tanrı; Beşinci Güneş'ten önceki dört güneşle çevrilidir ve bu güneşler de sırasıyla 20 gün işaretinin dizilimi içine yerleştirilmiştir; tüm bu yapı, simetrik olarak kurban ritüeline özgü keskin uçların eşlik ettiği dört ışınlı Güneş figürüyle çerçevelenmiştir. Yıldız (Güneş), onu gökyüzü boyunca taşıyan iki *Xiuhcoatl* yani "Ateş Yılanı" ile çevrilidir.
Aztekler iki farklı takvime sahip. Birincisi, tanrılara hangi günlerde danışabileceğinizi gösteren dini takvim. Bir dini yılda tanrı lara paylaştırılmış 260 gün var. O günün tanrısı insanı kutsayabilir da cezalandırabilir. İkinci takvimse güneş takvimi. Bir yılda 365 gün ve 18 ay var. Müzedeki Güneş Taşı'nda da yirmi sembol bulunuyor. Bu taş aynı zamanda güneş tutulmalarının ne zaman gerçekleşeceğini tahmin etmeye yarıyormuş.
"Aztek Takvimi" olarak da bilinen devasa bazalt monolit Aztek Güneş Taşı yaklaşık 1479 yılına tarihlenen bu eser. İşlevsel bir takvimden ziyade Aztek mitolojisindeki evrenin yaratılış ve yıkılış döngülerini (beş güneş çağını) anlatan kozmik bir şema. Merkez motifin hemen etrafındaki çember, Aztek takvimindeki 20 kutsal gün adını simgeleyen sembollerle çevrilmiş. Çapı 3,6 m. ve kalınlığı 98 cm. 24.590 kg ağırlığında.
Aztek inancına göre kâinatın doğusu erkek, batısı dişidir. Güneş doğudan doğup yükselirken, kendisine savaşlarda ölüp kuşa dönüşmüş savaşçılar marşlarla eşlik edermiş. Öğleden akşam karanlığına kadar ise doğum yaparken ölen kadınlar güneşin refakatçisi olurmuş. Azteklere göre doğum yapmak da bir nevi savaş. Bu nedenle doğum yaparken ölen kadınlar kahraman sayılırmış. Akşam olunca yeryüzü tanrısı Tlaltecuhtli güneşi yutarmış. Daha sonra güneş yeryüzü tanrıçası Coatlicue'nin rahmine girermiş. Bir başka deyişle, Coatlicue sabaha hamile kalırmış. Güneş ertesi gün tekrar doğmak için gece boyunca dişi ve karanlık güçlerle amansız bir savaşa tutuşurmuş. Bu güçleri gece, ay ve yıldızlar temsil ediyormuş. Her gece girdiği bu çetin savaştan galip gelebilmesi için güneşin bol miktarda insan kanı ve kalbiyle beslenmesi gerekiyormuş. Bu nedenle Aztekler başta güneş olmak üzere diğer tanrılarına sürekli insan kurban ederlermiş. Kötü ve karanlık güçlerle yaptığı savaşı kazanan güneş, her sabah gayet genç ve dinç bir şekilde doğar ve bir kartal gibi yükselirmiş.
Güneşe Tapınma
İspanyol öncesi halklar, Güneş'in ışığını ve ısısını bizzat yaşamla eşdeğer tutuyorlardı. Bu nedenle yaratılış mitleri, bu yıldızın varlığında ve yok oluşunda yaşamın kırılgan doğasını ve insanların, yüce bir ilah olan Güneş'in varlığını sürdürmesine yardım etme gerekliliğini görüyorlardı.
Kozmogonik güneşlere dair yaratılış miti, farklı tanrıların bu süreçte nasıl rol oynadığını açıklar. İşin özü, her biri kendi döneminde yaşamın farklı evrelerine hükmeden bu yıldızların doğasında yatar. İlk Güneş yeryüzüne aitti; koruyucusu Tezcatlipoca, simgeleri ise jaguar ve karanlıktı. İkinci Güneş Quetzalcoatl tarafından yaratılmıştı ve doğası rüzgârdı. Üçüncü Güneş'i —ateş yağmuru biçiminde— yaratma görevi Tlaloc'a düşmüştü; Chalchiuhtlicue ise dördüncü sırayı alan su Güneş'ini meydana getirmişti. Bunların hepsi, kendi doğalarının özü aracılığıyla yaratılmış ve yine aynı özle yok edilmişlerdi.
Yaşamın dört temel unsuru —toprak, rüzgâr, ateş ve su— bir araya geldikten sonra, beşinci yaratılışta sıra, sırasıyla Güneş ve Ay'a dönüşecek olan diğer iki ilahi varlığa, Nanahuatzin ve Tecucistecatl'a gelmişti. Bu varoluş eyleminin gerçekleşebilmesi için her iki tanrının da kendilerini ateşe vermesi gerekiyordu. İşte bu yüzden, insan yaratıldığında, tanrılara kendi kanı ve düşmanlarının kanıyla karşılık vermek zorundaydı.
Güneş; rakipleri olan Ay'ı ve yıldızları mağlup eden ya da kaçıran muzaffer bir savaşçıdır. Gölgeleri ve karanlığı dağıtır; evreni aydınlatan ışığı ve ısıyı getirir. Işınları yeryüzüne nüfuz ederek toprağı bereketlendirir ve bitkilerin büyümesini sağlar. O, genel anlamda yaşamın kaynağıdır.
Bazalt taşından oyulmuş Océlotl Cuauhxicalli (jaguar biçimli ritüel kap) Aztek ritüellerinde kurban edilen esirlerin kalplerinin ve kanlarının adak olarak sunulması ve saklanması amacıyla kullanılmış, kabın oyuk tabanında Azteklerin koruyucu tanrısı Huitzilopochtli ile savaş tanrısı Tezcatlipoca'nın figürleri yer almakta.
Törensel bazalt silindir olan Tizoc Taşı (Piedra de Tízoc) MS 1481-1486 yılları arasında Aztek Kralı Tizoc'un hükümdarlık döneminde yaptırılmış, üst yüzeyinin ortasındaki çukur ve yan yüzeylerindeki kabartmalar, bu devasa taşın (cuauhxicalli) savaş esirlerinin kurban edildiği ve tanrılara sunak olarak adak adandığı törenlerde kullanıldığını göstermekte. Dış kenar boyunca Tizoc'un fetihlerini ve boyun eğdirdiği şehirleri simgeleyen figürler ile semboller yer alıyor.
Aztek ölüm tanrısı Mictlantecuhtli'nin rahiplerine ait kil heykeller, Aztek taş savaşçı / Atlant figürleri (veya benzeri sütun destek heykelleri). Koloni döneminde (16. yüzyılda) buğday değirmeni öğütme taşı (molino de trigo) olarak yeniden işlevlendirilen Aztek dönemine ait oyma taş disk, ir çakal ya da su samurunu andıran zoomorfik (hayvan biçimli) bir tasarıma sahip Mezoamerika kökenli geleneksel bir ahşap vurmalı çalgı teponaztli (teponaxtle) enstrümanı
Yeni Ateş Töreni: Meksikalar, 52 yıllık döngünün sonunda Xiuhmolpillia festivalini kutlarlardı; bu festival, bir zaman diliminin sona erdiğini ve görkemli bir şekilde nihayete erdiğini simgeleyen, kutsal ateşte yakılmak üzere hazırlanan 52 çubukluk demetlerin bir araya getirilmesini içerirdi. O anda Meksika Vadisi'ndeki tüm ocaklar söndürülür ve Cerro de la Estrella'nın zirvesinde bir kurban sunulurdu; dünyayı bir 52 yıl daha aydınlatacak olan yeni ateş, bu kurbanın kalıntıları üzerinde yakılırdı.
Ardından, törenin gerçekleştiği yıl olan "İki Kamış" (Two Reed) takvim tarihini taşıyan ve kutsal demetleri tasvir eden taştan figürlerin yontulması emri verilirdi. Bu figürler daha sonra, yüzyılların mozolesini simgeleyen kafatasları ve çapraz kemiklerle bezenmiş kutsal mezarlara gömülürdü.
Aztek uygarlığına ait resimli bir el yazması olan Codex Borbonicus'un (Borbonicus Kodeksi) bir kopyası
Xochipili ve Xochiquetzal: İnsanın doğal çevresi —özellikle Mezoamerika'nın pek çok bölgesinde— tekrar eden iki evreden geçerdi: verimsiz bir kurak mevsim ve Güneş'in ısısı ile yağmurların gelişi sayesinde toprağın bereketlenmesiyle ortaya çıkan, köylülerin bugün hâlâ "su zamanı" olarak adlandırdıkları o coşkulu yeşerme dönemi. Meksika halkı (Mexica) ve komşuları için bu bolluk dönemi, çeşitli tanrıların eylemleri sayesinde gerçekleşirdi. Elbette bunların en önemlileri, Güneş tanrısı Tonatiuh ve yağmurun koruyucusu Tlaloc idi. Ancak tarlaları bitkilerin gür yeşilliği ve çiçeklerin ışıl ışıl renkleriyle donatmaktan sorumlu olanlar; "Çiçeklerin Prensi" Xochipilli ve "Quetzal tüyleriyle kaplı kıymetli çiçek" anlamına gelen Xochiquetzal idi. Özellikle Xochipilli, kırmızı renkle simgelenen, yaydıkları ısıyla ayırt edilen ve Güneş ile ilişkilendirilen bir tanrı grubunun üyesiydi.
Bu doğal bolluk ve çiçeklenme dönemi; doğanın insana uyumlu bir müzik ziyafeti sunduğu, ötücü kuşların ve kelebeklerin görüldüğü bir zamandı. Bu nedenle, takvimdeki sayısal değeri 5 olan tanrılar grubuna Xochipilli'nin liderlik etmesi şaşırtıcı değildir. Bu grubun en önemlisi, müzik, şarkı ve genel olarak tüm toplumsal kutlamaların koruyucusu olan Macuilxochitl, yani "5 Çiçek" idi.
İnsanlar da kendi gelişim süreçlerinde doğurganlık veya kısırlık açısından belirgin evrelerden geçerler; ergenlik çağına gelindiğinde toplumun üreme yeteneğini gözetmek bu tanrı çiftine düşerdi. Gençler, dualarını Xochipilli'ye ve kadınların cinsel arzularının hükümdarı olan Xochiquetzal'a yöneltirlerdi. Xochiquetzal aynı zamanda, *ahuianime* —yani "mutluluk getirenler"— olarak adlandırılan fahişelerin de koruyucusuydu.
Xochipilli, sanat, çiçek, müzik, dans, oyun, aşk ve neşe tanrısı, Aztek tanrıçası Coatlicue'nin heykeli, Xiuhcoatl Heykeli ("turkuaz yılan" veya "ateş yılanı")
Tenochtitlan'ın doğuya bakan duvar resmi ve maketi, Teocalli (Tapınak Modeli): Üst kısmında ritüel figürler, maskeler ve iki yanında huehuetl adı verilen geleneksel davullarla süslenmiş bir Aztek tapınağının maketi.
Maymun biçimli taştan bir su oluğu veya gárgola (su tahliye borusu), Aztek ay tanrıçası Coyolxauhqui'nin devasa taştan baş heykeli, Su ve bereket tanrıçası Chalchiuhtlicue'ye adanmış çok renkli bir pişmiş toprak buhurdanlık (ateş kabı)
Azteklerin başkenti Tenochtitlan'daki antik Tlatelolco pazarı (tiyanquiztli) maketi
Yağmur, şimşek ve deprem tanrısı olan Tláloc, su ve akarsu tanrıçası Chalchiuhtlicue, doğum sırasında hayatını kaybeden kadınların ilahi ruhlarını temsil eden Cihuatéotl seramik heykeli.
Mısır - Din Ve Tören
Antik Meksika'nın tüm dünyaya ve insanlığa sunduğu en önemli katkılardan biri mısırdır. Yeni Dünya çiftçileri tarafından evcilleştirilen bu olağanüstü bitki, tüm Mezoamerika kültürlerinin gelişimini ve serpilip büyümesini desteklemiştir. Mexica (Aztek) uygarlığının yükseliş dönemine gelindiğinde, bu bitkinin başlıca türleri yoğun bir şekilde yetiştiriliyordu; dağ yamacı terasları ve sulama kanalları mevcuttu; ayrıca yükseltilmiş tarla sistemi (*chinampas*), Mexico-Tenochtitlan sakinlerinin gıdalarını neredeyse şehir kapılarının hemen yanı başında üretmelerine olanak tanıyordu.
Mısır, bizzat tanrıların bir armağanıydı: Quetzalcoatl, Beşinci Güneş'in yaratılışından sonra onu insanlara vermek üzere aramaya koyulmuştu; bu nedenle mısır ilahi bir nitelik taşıyordu: Tanrı Centeotl olarak ve insan gıdası olarak ise tanrıça Xilonen (sağlıklı bir şekilde büyüyüp çiçeklenen mısır) olarak tezahür ediyordu; olgunlaştığında ise kıtlığa karşı depolanmak üzere koçanları toplanan Chicomecoatl'a ("Yedi Yılan") dönüşüyordu. Mısır, Mexica beslenme düzeninin temel taşıydı; tortilla, tamale, atole ve askeri seferler sırasında savaşçıları ayakta tutan *pinole* yapımında kullanılırdı. Yerli takvimindeki aylardan üçü —Tozoztontli, Hueytozozili ve Ochpaniztli— mısıra tapınmaya adanmıştı; ancak diğer tüm aylardaki kutsal yiyecekler de yine mısırdan yapılırdı. Tanrıça Chicomecoatl'a duyulan hürmet, Orta Plato'daki ve komşu bölgelerdeki kasaba ve şehirlere yayılmıştı. Günümüze ulaşan pek çok heykelin bu tanrıçayı, *amacalli* adı verilen ve kağıt şeritlerle kaplı çubuk bir iskeletten oluşan gösterişli, kare biçimli başlığıyla tasvir ederek tanımlamasının nedeni de budur.
Yeryüzünün ve toprağın tanrısı olan Tlaltecuhtli'ye adanmış taş bir disk veya sunak, Yılan kadın ve doğurganlık tanrıçası Cihuacoatl heykeli, Yeraltı dünyasının (Mictlan) tanrıçası ve kraliçesi olan Mictecacihuatl'e ait oyma taş bir heykel.
Ölüm Ritüelleri Ve Törenleri: İspanyol öncesi halklar, ölüm dünyası olan Mictlan'ın yeraltı dünyasının dokuzuncu katmanının ötesinde, ölülerin efendisi Mictlantecuhtli ve hanımı Mictecacihuatl tarafından yönetilen bir yer olduğuna inanırlardı. İskelet formunda, saçları dikilmiş ve gözleri dışarı fırlamış şekilde tasvir edilen bu varlıklar, adeta ölüm solur ve ölümden bahsederlerdi; ağızlarında ve vücutlarındaki armut biçimli boşluklarda kurban bıçakları taşırlardı. Bir aile üyesi öldüğünde, 40 gün süren bir ritüel başlardı. Bir *xoloizcuintli* köpeğinin kurban edilmesinin ardından, merhumun naaşı yakılırdı. Ceset, kişinin sosyal statüsüne bağlı olarak önce değerli kumaşlara veya basit hasırlara sarılır; yine soylu ya da halktan biri olmasına göre ağzına bir yeşim taşı boncuk veya maviye boyanmış bir çakıl taşı yerleştirilirdi. Böylece, sembolik olarak, *tlaticpac*'ın (Yeryüzü) altındaki dokuz katmandan geçilerek karanlıklar içindeki yolda bir yolculuk başlardı; bu uzun ve nihai yolculukta merhum derisini kaybeder ve pek çok sürekli tehlikeyi aşmak zorunda kalırdı. Bu tehlikeler arasında, kalbi temsil eden boncuğun ağızdan çıkarılıp o uğursuz bölgelerde yaşayan vahşi hayvanlar tarafından yutulmasına izin verme zorunluluğu da yer alırdı. Yakınları, yolculuk süresince cinsel perhiz uygulayıp belirli yiyeceklerden uzak durarak bu sürece katkıda bulunurlardı. Merhumun ruhu, dokuzuncu bölgedeki nehir olan *Chignahuapan*'a ulaşır; burada kendisi için kurban edilen köpeği tanıyıp onu suyu geçmek için bir rehber olarak yanına alır ve nihayetinde geri dönüşü olmayan karanlık ve soğuk *Mictlan*'a varırdı.
Rüzgar tanrısı Ehecatl-Quetzalcoatl'ü simgeleyen dans eden maymun heykeli, Aztek mitolojisindeki çiçek, sanat, dans ve müzik tanrısı Xochipilli, Köpek başlı tanrı Xolotl'un başı
Xolotl: Tanrı Quetzalcoatl ile ilişkili ritüellerde önemli bir figür, onun ikizi olan Xolotl'dur; bu, köpek suretinde tuhaf bir tanrıdır. Kutsal köpeğin üzerindeki çok sayıdaki kırışıklık ve başındaki —onu göksel ateşle ilişkilendiren— iki dikdörtgen çıkıntı sayesinde ayırt edilebilir. Efsaneye göre Quetzalcoatl, insanı yaratmak amacıyla, Mictlantecuhtli tarafından korunan atalara ait nesillerin kemiklerini bulmak için yeraltı dünyasına gitmiştir; bu görevi yerine getirebilmek için de bir köpek kılığına girmesi gerekmiştir. Ayrıca, *xoloitzcuintli* adı verilen tüysüz ve kızılımsı köpekler, ölülere Mictlan'a olan yolculuklarında rehberlik ederler. Xolotl, hilkat garibelerinin tanrısı; ikizlerin ve kurbağaya dönüşen iribaşlar gibi başkalaşım geçiren hayvanların koruyucusudur. Xolotl aynı zamanda Venüs gezegenini —yani akşam yıldızını— temsil eder ve Quetzalcoatl ile özdeşleştirilen sabah yıldızı Venüs (Tlahuizcalpantecuhtli) figürünün yoldaşı ve ikizidir.

Tüylü Çakal: Tezcatlipoca erkeklikle ilişkilendirilen bir tanrıdır; Huehuecóyotl ise onun cinsel faaliyetlerle bağlantılı tezahürüdür. Bu nedenle, tüylü çakal tasvirli bu heykel fallik bir nitelik taşır ve tanrının "İki Kamış" (Two Reed) glifini barındırır.
Çakal: Adı Nahuatl dilindeki *coyotl* kelimesinden türeyen çakal, Tezcatlipoca ile ilişkilendirilen bir hayvandır; bu heykelde, rüzgar tarafından savrulmuş gibi ritmik bir şekilde düzenlenmiş tüy tutamlarıyla tasvir edilmiştir.

Bir jaguar başlığı (yelmo) giymiş oturan bir Jaguar Savaşçısı veya Tepeyollotl (Jaguar tanrısı / Tezcatlipoca'nın vechesi) figürü 6603
Meksika-Tenochtitlan'ın İspanyollar Tarafından Fethi
1 Kamış Yılı'nda (MS 1519), Hernan Cortes ve orduları Veracruz kıyılarında demir atarak, Meksika İmparatorluğu'nun fethiyle sonuçlanacak tarihi bir süreci başlattılar. Yeni Dünya'daki Avrupa yayılması Karayipler'de başlamıştı; İspanyollar keşif seferleri sırasında Quintana Roo ve Yucatan kıyılarına ulaşmış, Veracruz'daki Totonaklarla temas kurmadan önce Tabasco savaşçılarıyla çatışmışlardı. O dönemde Meksika-Tenochtitlan'ın hükümdarı Moctezuma Xocoyotzin idi. Dini efsanelere duyduğu sarsılmaz inanç, ona bu açık tenli adamların bir şekilde Quetzalcoatl ile bağlantılı olduğunu düşündürüyordu; takvimdeki adı "1 Kamış" (1519) olan bu tanrıyla ilişkilendirilen bu durum, beraberlerinde tuhaf hayvanlar (atlar) ve gök gürültüsü sesi çıkaran güçlü silahlar getiren bu savaşçıların varlığını açıklıyordu. Bu nedenle Mexica hükümdarı, yeni gelenlere savaş açmak yerine, şehre ulaşmalarını engellemeye yönelik nafile bir çabayla onlara hediyeler gönderdi. Yetenekli bir asker ve insan psikolojisi konusunda kurnaz bir uzman olan Cortes, Moctezuma'nın tereddüdünden yararlandı ve Mexica'nın düşmanları olan Totonaklar ve Tlaxcaltecalarla ittifaklar kurdu. İlerlemesi sırasında, imparatora korku salmak amacıyla Cholula'da acımasız bir saldırı gerçekleştirdi. Moctezuma onu barışçıl bir şekilde karşılayıp şehirde ağırladı; ancak kısa bir süre sonra esir alındı ve İspanya Kralı I. Charles'a bağlılık yemini etmeye zorlandı.
Cortes durumu kontrol altına aldı ve kendisini cezalandırmak üzere gelen Panfilo de Narvaez ile yüzleşmek için Veracruz'a döndü. Bu sırada Pedro de Alvarado, Büyük Tapınak'taki soyluları hedef alan yeni bir katliam gerçekleştirdi. Bu olay bir yerli ayaklanmasına yol açtı ve Cortes geri döndüğünde, Mexica güçleri etrafını şiddetle kuşatmışken Moctezuma'yı öldürdü. İşgalciler şehirden kaçtı; yeni *tlatoani* (hükümdar) olarak seçilen Cuauhtemoc, başkentin savunmasını üstlendi. Nihayetinde, 13 Ağustos 1521'de Meksika-Tenochtitlan, İspanyollar ve onların üstün silah teknolojisi tarafından büyük bir şiddetle fethedildi.
Mayalar Bölümü:
Palenque antik kentinde bulunan Haç Tapınağı'na ait Maya kabartması. Maya kralı K'inich Kan B'ahlam'ın tahta çıkışını ve dini ritüellerini betimliyor.
Güçlü Yılan Hanedanı'nın (Kaan Hanedanı) hükümdarlarından Kral Yuknoom Took' K'awiil, Oaxaca Vadisi'nde gelişen antik Zapotek uygarlığına ait pişmiş kilden yapılmış antropomorfik bir seramik heykel/cenaze çömleği, Sağ tarafta ellerinde törensel asa ve ritüel objelerle dans eden Yaxchilán kralı Yaxuun Bahlam IV sol tarafta ise eşlerinden biri olan Ix Mut Bahlam, kan akıtma/öz-kurban törenlerinde kullanılan bir kabı tutmakta.
Guatamatalı ve Meksikalı muralist Rina Lazo tarafından 1996 yılında yapılan "Venerable abuelo maíz" (Ulu Mısır Atası) adlı duvar resmi.
Maya medeniyetine ait Comalcalco tuğlaları (Ladrillos de Comalcalco)
Campeche eyaletinden çıkarılan ve Klasik Maya dönemine (yaklaşık MS 500-800) tarihlenen sıva üzeri kabartma bir Maya frizi
Palenque antik kentindeki Yazıtlar Tapınağı'nda bulunan ünlü Maya Kralı K'inich Janaab' Pakal'ın (Büyük Pakal) yeşim taşı cenaze maskesi ve takılarının sergileme rekonstrüksiyonu.
Palenque antik kentindeki Maya Kralı Büyük Pakal'ın (K'inich Janaab' Pakal) mezar odasının ve devasa lahit kapağının birebir reprodüksiyonu
Meksika'nın Oaxaca bölgesinde yaşamış olan Zapotek uygarlığına ait seramik bir jaguar urnusudur (kült/cenaze kabı), Turkuaz, yeşil taş ve deniz kabuğu parçalarının ahşap üzerine işlenmesi ile oluşan güneş veya kozmik sembolleri temsil eden dairesel Miksika/Mixtec mozaik diski ve soyluların ve kralların öbür dünyadaki yolculukları için ritüel ve inanç amaçlı maskeler, Oaxaca'daki antik Zapotek kenti Monte Albán'da bulunan Mezar'ın rekonstrüksiyonunu.
Meksika'daki antik Olmek uygarlığına ait devasa bazalt taştan yontulmuş Olmek Dev Kafaları
Huehuetéotl'e (Yaşlı Tanrı) ait klasik bir seramik heykel, Totonak kültürüne ait pişmiş topraktan yapılmış, kolları iki yana açılmış oturan kadın figürini ve gülümseyen figür
Huastec medeniyetine (MS 900–1521) ait pişmiş toprak/taş bir figür veya tanrıça heykeli, Veracruz bölgesindeki Aparicio kültürüne ait, başı kesilmiş bir Mesoamerikan top oyunu oyuncusunu betimleyen Klasik Dönem'e (yaklaşık MS 600-900) tarihlenen taş bir stela/kabartma. Kesilen boyun bölgesinden kan yerine fışkıran yılanlar (veya yılan başları) figürün baş kısmında yedi kollu bir yelpaze gibi yükselmekte. Su Tanrısı (muhtemelen Tlaloc veya su/yağmur kültü ile ilgili bir Mesoamerika tanrı figürü) seramik heykel.
Zaman darlığından üst katlardaki etnografik sergileri ise nerede ise koşarak gezmek zorunda kaldım.
Muhteşem müze gezisinden sonra dışarı çıktığımız da bahçede bulunan hediyelik eşya dükkanlarının arkasındaki parkta bir gösteriye şahit olduk. Çok uzun bir direğe tırmanmış beş kişi gördük ancak zaman olmadığından gösteri başlamadan ayrılmak zorunda kaldık. Bu Meksika'da yüksek bir direğe çıkılarak yapılan bu geleneksel gösteri Danza de los Voladores (Uçan Adamlar Dansı) olarak biliniyormuş. Genellikle Totonak halkına atfedilen bu antik Mezoamerikan ritüeli, tanrılara yağmur ve bereket dilemek için yapılan kutsal bir törenmiş. Yaklaşık 18 ila 30 (bazen 40) metre yüksekliğinde ahşap bir direk kullanılırmış. Beş kişi direğe tırmanır, beşinci kişi direğin tepesindeki küçük platformda kalır Flüt ve davul çalarak tanrılara yakarış melodiler icra edermiş. Diğer dört kişi ayaklarından iplerle direğin tepesine bağlı ve müzik eşliğinde kendilerini aşağı bırakırmış. Baş aşağı şekilde daireler çizerek yere doğru yavaşça inerken ipler uzarmış.
Sonra şehir turu için otobüse döndük. Otobüsden gördüklerim bir ucunda Panama ulusunun babası Justo Arosemena Quesada'nın anıtı diğer ucunda Anne Anıtı olan bir çok ressamın tablosunu sergilediği sanatçılar parkı Jardín del Arte Sullivan, 67 m. yüksekliğiyle dünyanın en yüksek anıt kemeri olan ve 1910 Meksika Devrimi'nin önemli şahsiyetleri olan Francisco I. Madero, Francisco "Pancho" Villa, Venustiano Carranza, Plutarco Elías Calles ve Lázaro Cárdenas için bir anıt mezar görevi gören Devrim Anıtı (ancak ünlü devrimci general Emiliano Zapata anıtın içinde değil, memleketi Morelos eyaletindeki Cuautla'da gömülü imiş.) idi.
Sonra otobüsten ünlü Paseo de la Reforma caddesinde indik yürümeye başladık. Bulvarın orta şeridinde metalden yapılmış kırmızı artı sembolü ve 43 rakamından oluşan bir anıt var. Bu Eser, 2014 yılında Guerrero'nun Iguala kentinde, suç işledikleri iddiasıyla tutuklandıktan sonra kaçırılan ve muhtemelen öldürülen kırk üç öğrenciye ve bu olay sırasında öldürülen altı öğrenci ve tanığa atıfta bulunmak için ve Meksika uyuşturucu savaşının başlangıcından bu yana öldürülen 150.000'den fazla insanı ve 2015 yılına kadar bildirilen 30.000 kayıp kişiyi anmak için yapılmış. Ayrıca burada 5 yıldızlı Barceló México Reforma otel binası, ikonik El Caballito (Küçük At) heykeli, Manuel Felguérez tarafından yerleştirilmiş, karbon çelikten yapılmış bir dış mekan heykeli Puerta 1808 görüldü.
Pazar günü trafiğe kapalı olan ve halkın bisikleti ile gezdiği Avenida Juárez caddesine dönüp Archivo General Agrario (Genel Tarım Arşivi) binası, Alameda Central parkında yer alan, hediyelik eşya satıcıları, yiyecek içecek ve meyve satıcıları, Neptün Çeşmesi, José María Labastida tarafından 1830 civarında yapılan bronz Frig Gladyatör heykeli ve ona bağlanmış "Colectiva Feminista Protesta" (Feminist Kolektif Protestosu) protesto pankartı ve bayrağı, Meksico havalimanına da adını vermiş ülkenin ilk yerli kökenli cumhurbaşkanı Benito Juárez onuruna 1910 yılında inşa edilmiş Benito Juárez Hemiciclo anıtı, destek ve dayanışma için Filistin Devleti sınırlarının haritası ve Filistin ulusal bayrağının renkleri ile tasarlanmış bir anıt, Eski Corpus Christi Kilisesi, Çin Mahallesi giriş Kemeri,
Güzel Sanatlar Sarayı (Palacio de Bellas Artes) ve önünde yer alan Meksika Devrimi'nin önderlerinden eski devlet başkanı Francisco I. Madero'ye ait heykel, Pazar panayırı gezildi. Benito Juárez Hemiciclo anıtı ve Güzel Sanatlar Sarayı önünde protestolardan zarar görmesinler diye demir levhadan bariyerler vardı.
Yolun devamında Francisco I. Madero Gezinti Yolu denen arabanın giremeyeceği sokakta sizi karşılayan dışı tamamen mavi çini ile kaplı Casa de los Azulejos ("Çinili Ev") veya Palacio de los Condes del Valle de Orizaba (Orizaba Vadisi Kontları Sarayı), 18. yüzyıldan kalma bir Barok saray imiş. Bina, üç tarafı Puebla eyaletinden gelen mavi ve beyaz kolonyal Talavera çinileriyle kaplı cephesiyle dikkat çekmekte. Şu an orta avlusu Meksika'nın en tanınmış restoran zincirlerinden birine dönüştürülmüş. İçinde ise kıyafetten pastahane ürününe kadar her türlü şey satılıyor.
Daha sonra sağda San Francisco Kilisesi bahçe kapısı içeri girince de kilisenin cephesi, Lekesiz Gebelik Şapeli, Şu an sanat ve kültür müzesi olan, San Mateo Valparaíso Kontu Miguel de Berrio y Saldívar tarafından kızına düğün hediyesi olarak inşa edilmiş Iturbide Sarayı (Yapıya “Iturbide Sarayı” adı verilmesinin sebebi Meksika'nın, İspanyol İmparatorluğu'ndan bağımsızlığını kazandıktan sonraki ilk kralı olan Agustín de Iturbide'nin bu binada yaşadığı dönemde krallık unvanını kabul etmesi imiş. I. Augustin'in hüküm sürdüğü 1821 ile 1823 yılları arasında bu bina Kraliyet Sarayı olarak hizmet vermiş) arkamızda ise 44 katlı 166 m yüksekliğindeki Latin Amerika Kulesi görülüyor.
Sonra Simon Bolivar caddesine döndük. Burada "The Borcegui" isimli Ayakkabıcı ve Müzesi, Meksikalı bir avukat profesör, yazar ve akademisyen Silvestre Moreno Cora adına Merkez Kütüphanesi, 18. yüzyılda inşa edilmiş hem karma hem de İspanyol kökenli yetim kız çocukları için bir okulun parçası olan Lourdes Meryem Ana Kilisesi, Meksika'nın bağımsızlık yıl dönümünün 100. yıl kutlamaları için Meksika’daki Lübnanlı, Türk ve Suriyeli topluluklar tarafından hediye edilmiş Osmanlı Saat Kulesi,
eski kolonyal dönemden kalma evler, evsizler, çöpçüler, sokak şarkıcıları vardı.
Şehrin merkezi olan Anayasa Meydanı diğer adı ile Zocalo Meydanına yürüdük. Meydanın çevresinde Grand Otel Meksika, Eski Belediye Binası, Belediye Meclisi, Günümüzde müze olan 200 m. uzunluğundaki cephesi ile iki katlı Milli Saray, Best Western Hotel Majestic, Mexico City Metropolitan Katedrali bulunuyor. Meydanın ortasında da çok büyük bir Meksika bayrağı dalgalanıyordu.
Meydanda eski Meksika halklarının kıyafetlerini giymiş ve fotoğraf çektirip para toplayanların yanı sıra aynı sebepten Spider Man, O isimli filmdeki korkunç palyaço gibi kostümleri giymiş olanlarda vardı. Ayrıca meydanda çeşitli tütsülerle ellerindeki ağaç dalları sürterek insanları kötülüklerden arındıran Kızılderili kostümlü yerliler Şaman ayini ile isteyenleri kutsuyorlardı.
Mexico City Metropolitan Katedrali Templo Mayor yakınlarındaki eski Aztek kutsal alanının üzerinde yer almakta. Katedral, Tenochtitlan'ın İspanyol fethinden kısa bir süre sonra inşa edilen orijinal kilisenin etrafına 1573 ile 1813 yılları arasında bölümler halinde inşa edilmiş ve sonunda tamamen onun yerini almış. İspanyol mimar Claudio de Arciniega, İspanya'daki Gotik katedrallerden ilham alarak inşaatı planlamış.
Dikdörtgen bir yapıya sahip olan katedralin uzunluğu 128, genişliği ise 59 m. En yüksek kısmı 67 m. olan katedralin bir kubbesi ve iki tane de yüksek ve güzel çan kulesi var. Kulelerin tepesi çan şeklinde yapılmış. Katedralin toplam çan sayısı 25. Bu çanların 18 tanesi doğu, 7 tanesi de batı yönündeki kulede bulunuyor.
Katedralin ana cephesi güneye bakıyor. Ana portal, ana cephenin ortasında yer alıyor sütunları arasında Aziz Petrus ve Havari Pavlus heykelleri bulunurken, ikincil kapıda Aziz Andreas ve Adil Yakup tasvir edilmiş. Bu kapının ortasında, katedralin adandığı Meryem Ana'nın Göğe Yükselişi'nin yüksek bir kabartması yer almakta. Bu resmin iki yanında Aziz Matta ve Aziz Andreas'ın resimleri bulunmakta. Kapının üzerinde, kanatları açık kartalla birlikte Meksika arması yer almakta. Portalın en üstünde, heykeltıraş Manuel Tolsá tarafından yaratılan İnanç, Umut ve Sevgi'yi temsil eden heykellerin bulunduğu bir saat kulesi var.
İlk girişte sizi Bağışlama Sunağı karşılıyor. İspanyol mimar Jerónimo de Balbás'ın eseri. Bu sunağın adının nasıl ortaya çıktığına dair iki hikaye var. Birincisi, İspanyol Engizisyonu tarafından mahkum edilenlerin, idam edilmeden önce öbür dünyada af dilemek için sunağa getirildiği söyleniyor. İkincisi ise, katedralin birçok eserinin ressamı olmasına rağmen küfürle suçlanan ressam Simon Pereyns ile ilgili. Hikayeye göre, Pereyns hapisteyken Meryem Ana'nın o kadar güzel bir resmini çizmiş ki suçu affedilmiş.
Sağda 8, solda 8 toplam 16 şapel var. Ortada ise org ve koro bulunuyor. İlginç bir hikayesi [1] olan *Señor del Veneno* (Zehrin Efendisi) veya *Cristo Negro* (Siyah İsa) tasviri önünden geçip Kralların Sunağına ulaştık.
Krallar Sunağı, Meksika Barok veya Churrigueresque tarzında Jerónimo de Balbás'ın eseri. Balbás, 1718 ile 1725 yılları arasında sedir ağacından inşa etmiş. 1736'da Francico Martínez tarafından yaldızlanmış ve 1737'de ise bitirilmiş. Bu sunak 13,75 m. genişliğinde, 25 m. yüksekliğinde ve 7,5 m. derinliğinde, bu nedenle tapınağın ana nefine hakim. Boyutu ve derinliği nedeniyle la cueva dorada ("altın mağara") takma adını almış. Altta, soldan sağa, altı kadın kraliyet azizi bulunmakta: İskoçyalı Aziz Margaret, Konstantinopolisli Helena, Macaristanlı Elisabeth, Aragonlu Elizabeth, İmparatoriçe Cunegunda ve Wiltonlu Edith. Sunağın ortasında altı aziz ilan edilmiş kral bulunmaktadır: Vizigot şehidi Hermenegild, Kutsal Roma İmparatoru II. Henry, İtirafçı Edward, ve altta Polonyalı Casimir, üstte ise Fransalı Aziz Louis ve Kastilyalı Aziz III. Ferdinand. Bu kralların arasında Juan Rodriguez Juarez'in Magi'nin Tapınması adlı yağlı boya tablosu İsa'yı kralların kralı olarak göstermekte. Üst kısımda, oval kabartmalarla çevrili, göksel kraliçe olarak Meryem'in Göğe Yükselişi resmi yer almaktadır, bunlardan biri bebek İsa'yı taşıyan Aziz Yusuf'u, diğeri ise elinde tüy kalem ve üzerinde Kutsal Ruh'un ona yazma konusunda ilham verdiği Avila'lı Aziz Teresa'yı tasvir etmekte. Bunun üzerindeki üst kısımda, Mühürlü Çeşme, Altın Ev, Yaşayan Su Kuyusu ve Davut Kulesi gibi Bakire Meryem'in niteliklerini taşıyan melekler ve en üstte Tanrı Baba'nın bir resmi bulunmakta.
Ana katedralin içinden geçilebilen Metropolit tapınağı Barok döneminin zirvesinde 1749 ile 1760 yılları arasında Lorenzo Rodríguez tarafından başpiskoposun arşivlerini ve giysilerini barındırmak için inşa edilmiş, bugün Meryem'in Göğe Yükselişi Kilisesi - Metropolitan Sagrario olarak kullanılıyor. İçi ana katedrale göre daha az süslü ancak karmaşık oymalar ve süslemeler bulunan dış cephe Barok mimarisine sahip.
Bu kiliseden çıkınca hemen yakında bulunan Templo Mayor ('Ana Tapınak'), Azteklerin başkenti Tenōchtitlan'daki Mexica halkının ana tapınağı imiş. Mimari tarzı, Mezoamerika'nın geç Postklasik dönemine ait. Tapınak Nahuatl dilinde 'büyük kilise' veya 'tanrının büyük evi' anlamına gelen Huēyi Teōcalli olarak adlandırılıyor. Savaş tanrısı Huītzilōpōchtli ve yağmur ve tarım tanrısı Tlāloc'a aynı anda adanmış olup, her birinin piramidin tepesinde ayrı merdivenleri olan birer tapınağı varmış. Merkezdeki kule, rüzgar tanrısı Ehēcatl biçimindeki Quetzalcōātl'a adanmış. Tabanında yaklaşık 100 x 80 m ölçülerinde olan Huītzilōpōchtli ve Tlāloc'a adanmış tapınak, Kutsal Bölge'ye hakim konumda imiş. İlk tapınağın inşasına 1325'ten sonra başlanmış ve altı kez yeniden inşa edilmiş. Tapınak, 1521'de İspanyollar tarafından neredeyse tamamen yıkılmış ve yerine Meksika Şehri Metropoliten Katedrali inşa edilmiş.
Kalan harebeleri görebilmek için tahtadan köprüler yapılmış bunların üzerinde dolaşıyorsun. Şehrin eski halinin kocaman taştan maketleri girişte ortada duruyor. Biz zaman azlığından sadece uzaktan bakıp yolumuza devam ettik. Meksika başlı başına tekrar gezilmesi gereken bir yer.
Yolun yorgunluğu ve açlığa daha fazla dayanamadığımızda hemen bir Tacocuya gittik. Restoranın adı Taco Palace idi. Rehber Yavuz’la beraber biftekli taco (Taco de Bistec), tavuklu taco (Taco de Pechuga Adobada), kaburgalı taco (Taco de Costilla), avokado sosu (Guacamole) ve bira (Corona 355 ml Vidrio) sipariş ettik. Arkasından da bira, limon suyu, çeşitli soslar (çoğunlukla acı biber bazlı), baharatlar ve acı biberlerle yapılan bir Meksika içeceği olan Michelada kokteyli söyledik. Toplam 838 Meksika Pezosu ödedik. İçeride canlı müzik vardı.
Arkasından da El Moro isimli dükkanda Churros yemeye ve kahve içmeye gittik. Her iki yerde çok lezzetli idi.
Sonra katedralin önündeki buluşma yerine döndük. Yol üzerinde 16. ve 17. yüzyıllarda Meksika Vadisi'nin su baskınlarından korunması için drenaj projesi başlatan Alman asıllı kozmograf, mühendis ve tarihçi Enrico Martínez'in anısına dikilmiş Enrico Martínez Anıtı'nı, yardım kurumu Nacional Monte de Piedad binasını, katedralin yan kapısını
otobüse binince de Ulusal Sanat Müzesi (MUNAL) binasını, İspanya Kralı IV. Carlos onuruna 1803 yılında İspanyol mimar ve heykeltıraş Manuel Tolsá tarafından bronzdan yapılmış Ulusal Sanat Müzesi (MUNAL) binasının önündeki IV. Carlos'un atlı heykelini ("El Caballito"), bugün bir kültür merkezi ve müze olarak kullanılmakta olan Madencilik Sarayını, Posta Sarayı'nı, Teatro Hidalgo Ignacio Retes tiyatrosunu, tarihi Alameda Central parkını, San Juan de Dios Kilisesini, Kaluz Müzesini, San Hipolito Kilisesini,
Cuarzo Kulesi adlı gökdeleni, Fiesta Americana Reforma otel binasını,
Hotel Imperial Reformayı, Tarihi Kristof Kolomb Anıtı'nın kaldırılmasının ardından
feminist kolektifler tarafından Glorieta de las Mujeres que Luchan (Mücadele Eden Kadınlar Kavşağı) olarak adlandırılan anıt ve kaide alanını, Aztek İmparatorluğu'nun son hükümdarı için yapılmış Cuauhtémoc Anıtı'nı görüp kalacağımız otel Royal Reforma’ya ulaştık.
Odamdan çevreyi ve Mexico City’yi fotoğrafladım. Otelin koridorunda buz makinası vardı. Yediklerim nedeni ile acıkmadım ve bütün günün yorgunluğunu atmak için dinlenmeye çekildim.
NOTLAR:
[1] Bir vakitler Don Fermin Andueza adında biri varmış. Don Fermin zengin, parasının önemli bir kısmını hayır-hasenat işlerine harcayan, iyi kalpli ve çok dindar biriymiş. Her sabah kiliseye gider, duasını eder, İsa'nın çarmıha gerilmiş heykelinin ayaklarını öper ve bağış kutusuna bir altın atıp dönermiş. Don Fermin'in rakibi ve düşmanı, Don Ismael Treviño adında bir başka zat varmış. Bu da zengin, ancak aşırı haset, kötü kalpli ve karanlık ruhlu biriymiş. Don Ismael bir gün Don Fermin'i öldürmeye karar verir. Ancak arkasından da delil bırak- mak istemez. Bu yüzden bir zehir satıcısından mavi renkli özel bir zehir satın alır. Bu zehrin özelliği, verildikten birkaç gün sonra ve yavaş yavaş etki göstermesiymiş. Don Ismael çok güzel bir pasta hazırlatıp içine zehri karıştırır ve Don Fermin'in yakın bir arkadaşının ismiyle kendisine gönderir. İçinde hiçbir kötülük olmayan Don Fermin pastayı, üzerine buharları tüten sıcak çikolatasıyla, afiyetle yer. Ertesi sabah da, her zaman yaptığı gibi, erkenden kalkıp kiliseye gider. Ne olacağını merak eden Don Ismael de uzaktan Don Fermin'i izler. Don Fermin rutin duasını ettikten sonra, İsa'nın ayaklarını öpmek üzere diz çöküp dudaklarını heykele temas ettirir ettirmez, açık renkli heykel bir anda abanoz siyahına dönüşür. Çünkü İsa'nın heykeli Don Fermin'in vücudundaki tüm zehri çekmiş. Rengi de bu nedenle siyaha dönmüş. Bunu gören Don Ismael büyük bir korku içinde Don Fermin'in huzuruna gelip diz çöker ve yaptığı kötülüğü itiraf edip ondan af diler. Don Fermin büyük bir âlicenaplık göstererek Don Ismael'i kucaklayıp affeder. O günden sonra da İsa'nın heykeli Zehrin Efendisi olarak anılır ve hep siyah kalır. Bug ün de pek çok kişi, ruhlarındaki zehirden ve karanlıktan arınmak üzere, Zehrin Efendisi heykelini ziyaret edip ondan şefaat diliyor.








































































































































































































































































Yorumlar