KARS - GÜRCİSTAN- ERMENİSTAN 7.Gün


Seyahatin 7. Günü 19.10.2025 Pazar BATUM ŞEHİR TURU - MAKHUNSETİ ŞELALESİ
Kahvaltı sonrası Batum kent merkezini gezmeye başlıyoruz. Geçen sene ve dün gece gezdiğim yerleri bu sefer tekrar gündüz gözüyle görüyoruz. Otobüsten Mulen isimli değirmen şeklinde ancak şu an kapalı olan restoranı, Batum Kamu Hizmetleri Merkezi, Courtyard by Marriott Batumi, Ramada Plaza by Wyndham Batumi, New Wave Hotel, Adjarabet Arena stadyumu, Ein Hayam Koşer restoranı, Maliye Bakanlığı Akademisi, Apartments Odisea, Boutique Hotel 32, Le Port Hotel görüldükten sonra otobüsten indik ve Osmanlı’dan kalan Orta Cami’ye gittik.
Batum Camii veya Orta Camii 1886 yılında Hamşioğlu (Khimshiashvili) ailesinden Aslan Bey tarafından inşa ettirilmiş. Caminin özellikle kapısında başlayarak minber, mihrap, üst kadınlar kısmı, tavan çok güzel rengarenk kabartma ahşap çiçek motifleri ile süslenmiş.
Caminin arkasındaki Kutaisi sokağı, Arap, Lübnan ve Türk lokantaları ve dükkanları ile dolu. Ara sokaklarda art nouveau tarzında yapılmış bina ve süsleme detaylarını gördük. Sonra Batum Piazza Meydanına ulaştık. Piazza Meydanı 2009 yılında inşa edilmiş. Baş mimarı Vazha Orbeladze. Venedik tarzında inşa edilen meydan; otelleri, restoranları, kafeleri ve pubları bünyesinde barındırıyor. Her üç saatte bir, merkezi kuleden Gürcistan'ın milli marşı duyuluyor. Burada giriş bölümündeki revakların tavan süslemelerini, orta yerdeki büyük mozaiği, saat ve çan kulesini, uzaktan St. Nicolas Kilisesini gördük.
Sonra eski Mikhailovski günümüzde Mazniashvili Caddesi üzerinde yer alan Fransa Otelini (Otel de France) gördük. Ancak tadilat nedeni ile dışı inşaat örtüsü ile kapalı idi. Nâzım Hikmet Kurtuluş Savaşı yıllarında Anadolu’ya geçmek üzere 1921’de geldiği Batum’da bu otelde aylarca kalmış. Şevket Süreyya Aydemir ve Vâlâ Nureddin gibi isimlerle burada bir araya gelmiş. Nâzım Hikmet, "Memleketimden İnsan Manzaraları" adlı destansı eserinin başlangıç bölümünde Fransa Oteli’ne ve otelin lobisindeki oymalı, yaldızlı rokoko masaya şu dizelerle yer vermiş:
"Oturdum Batum’da Fransa Oteli’nde, masanın başına. Ayakları, yalnız ayakları mı, her bir yanı oymalı, yaldızlı, girintili, çıkıntılı oval bir masa. Rokoko..." Nazım Hikmet’in Batum günleri için internete bulduğum bir derleme notlarda bulunuyor. [1]
Avrupa meydanına gidip Astronomik saatli binayı, Acara'da yaşayan Müslüman Gürcülerin ulusal bilincini geliştirmek için çaba harcamış Gürcü siyasetçi, yazar ve hayırsever Memed Abashidze Heykelini, çevredeki pencereleri vitraylarla süslenmiş binaları, Medea sütunu ve heykelini, Apartment Baratashvili Street otelini, Wyndham Batumi otelini, tanınmış devlet adamı R. M. Komakhidze’nin 1956-1968 yılları arasında yaşadığı binayı, Neptün Çeşmesini, Batum Tiyatrosu ve arkasındaki Ilia Chavchavadze Anıtını tekrar gördük.
Son gezimiz olan Makhunseti Şelalesi için tekrar yola koyulduk. Çoruh nehri boyunca ilerleyip sonra doğuya döndük ve şelale yakınındaki yerleşim yerinde inip yürümeye başladık. Yol üzerindeki reklam tabelalarında Ev Yapımı Şarap – Chkhaveri- Kindzmarauli – Khvanchkara – Tsolikauri –Saperavi üzüm isimleri sıralanıyordu. Yine hediyelik eşya, çanta, hayvan boynuzlarından süs eşyaları, cevizli sucuk (churchkhela) , bal, reçel satış mağazaları vardı. Bende daha önce denemediğim beyaz baldan aldım. 36 metre yükseklikteki şelale, yemyeşil bitki örtüsüyle çevrili geniş bir doğal havuza dökülüyor. Bir müddet burada vakit geçirdikten sonra otobüse döndük. Ancak bazı arkadaşlar eski dönemdeki Gürcü Kraliçesi Tamar Mepe’nin yaptırmış olduğu Makhuntseti Taş Köprüsünü de görmüşler. Ben atlamışım.
Gezilerimiz sonrasında Batum'dan ayrılıyoruz. Yol üzerinde yine Çoruh üzerindeki köprüleri, Roma döneminden Gonio Kalesini tekrar gördük. Sarp sınır kapısındaki klasik sıkışıklığı geçerek Rize Havalimanı'na hareket ettik. Ancak yol üzerinde akşam yemeği için Risus Park Hotel’de mola verdik. Mezeler ve rakı ile Türkiye’ye merhaba dedik. Saat 19:45 İstanbul uçağı ile İstanbul'a döndük.
NOTLAR:
[1] Nazım Hikmet'in Gürcistan Batum Günleri...
Nâzım Hikmet’in Batum yolculuğu şöyle başlar: Nâzım Hikmet, 1921 yılında Bolu’da öğretmenlik yaparken çeşitli nedenlerden dolayı buradan arkadaşlarıyla birlikte ayrılır. Yine kendisi gibi öğretmen olan Vâlâ Nureddin ve Hâkim Ziya Hilmi’yle birlikte Düzce ve Akçakoca üzerinden Zonguldak’a varırlar. Buradan vapurla Trabzon’a ulaşırlar. Ziya Hilmi Trabzon’da bulduğu işe başlar ve Batum’a gitmekten vazgeçer. Nâzım Hikmet ve Vâlâ Nureddin yollarına devam ederler. İki arkadaş, Trabzon’dan bindikleri gemiyle Eylül 1921’de Batum’a ulaşırlar.
Batum’da bir gece küçük bir otelde kaldıktan sonra trenle Tiflis’e giderler. Tiflis’te Ahmet Cevat’la (Emre) tanışırlar. Bir süre sonra Ahmet Cevat’ın önerisiyle birlikte Tiflis’ten Batum’a dönerler. Batum’da bir süre yaşayan Nâzım Hikmet arkadaşlarıyla Fransa Oteli’nde (Otel de France) kalır. Batum’da Şevket Süreyya (Aydemir) ile tanışır. Şevket Süreyya da bu gruba katılır. Dört kişilik “sosyal aile” olurlar. Sonrasında, Ahmet Cevat’ın çıkardığı Yeni Dünya gazetesinin çalışanı Ali Rıza adlı bir tanıdıklarının kaldığı (Bolşeviklerden kaçan Avrupalı bir bankerin terk ettiği) villaya yerleşirler. Ancak Fransa Oteli’nin bir odasını da kullanmayı sürdürürler. Tiflis’e gidene kadar bu villada ve otelde kalırlar.
(Haluk Oral, Nâzım Hikmet’in Yolculuğu, Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları, İstanbul, 2020)
Nâzım Hikmet, Batum’a ait anılarını, basıldığı yıllarda (1962) “Romantika” adını taşıyan daha sonralarda “Yaşamak Güzel Şey Be Kardeşim” adıyla basılan özyaşam öyküsel özellik taşıyan romanında şöyle anlatmaktadır:
“Batum’da parkta dolaşıyorum. Karnım aç. Bir iki milyon rublem var. Bavulu da sattım geçen hafta. Deri sanıyordum. Muşambaymış. Sinemanın yanındaki çaycıda, sakarinle değil, kıtlama şekerli bir çay içsem.”
“Oturdum Batum’da Fransa otelinde, yalnız ayakları mı, her bir yanı oymalı, yaldızlı, girintili, çıkıntılı, oval bir masa. Rokoko… Üsküdar’daki yalının misafir odasında da rokoko bir masa vardır… Rokoko… Karadeniz kıyısından Ankara’ya, sonra ordan Bolu’ya yaptığım otuz beş günlük, otuz beş yıllık yayan yolculukla, öğretmenlik ettiğim kasabaya, kısacası, uzun lafın kısası, İstanbullu paşazadenin, daha doğrusu paşa torununun, Anadolu’yla tanışması, bu kere de Batum’da, Fransa otelinde, rokoko masanın üstünde duruyor, yırtık, kirli, kanlı bir yazma gibi serilmiş rokoko masanın üstünde… Bakıyorum, ağlamak geliyor içimden. Bakıyorum, öfkeden kan tepeme çıkıyor yine. Bakıyorum, utanıyorum yine Üsküdar’daki yalıdan. Karar ver oğlum, diyorum. Kendi kendime, karar ver. Karar verildi. Ölmek var, dönmek yok.”
(Nâzım Hikmet, Yaşamak Güzel Şey Be Kardeşim, Yapı Kredi Yayınları İstanbul,2020)
Batum, Nâzım Hikmet’in yaşamında önemli bir kavşaktır. Batum’a ilk geldiğinde 19 yaşında olan Nâzım Hikmet, yaşamının yönüne ait önemli kararları burada, Fransa Oteli’nde verir.
Batum’da, daha çok yazı çalışmalarına zaman ayıran Nâzım Hikmet, Fransa Oteli’nde en üst katta Vâlâ Nurettin’le kalmaktaymış. Şiirlerini burada önce söyler, sonra aşağı Ahmet Cevat’ın odasına iner yazıya geçirirmiş. Bunu, Vâlâ Nureddin anılarında şöyle anlatmaktadır:
“Nâzım, Otel de France’ın üst katındaki balkona çıkar, elini kolunu sallayarak, yüzüne garip ifadeler vererek dolaşa dolaşa şiirler söyler, sonra bunları aşağı inip Ahmet Cevat’ın yanında bir kâğıda not ederdi. Karşı evlerden onu seyreden komşu kadınlar ve kızlar: ‘Zavallı delikanlı! Ne yakışıklı ama delirmiş biçare’ diye acırlarmış. Ne var ki, asıl acınacak şey, Ahmet Cevat’ın odasında geçiyordu. Söyledim ya, paramız pek kıttı. Her gün lokantaya gidemiyorduk. Paramızı bir araya getiriyor, alışveriş yapıyorduk ve Ahmet Cevat otel odasında müşterek yemeğimizi pişiriyordu. Böylece lüks bir otelin, lüks odasını mutfak ve bulaşıkhane haline sokmuştuk. Dışarıdan başka arkadaşlar da gelir, onları da ağırlardık.”
(Bu Dünyadan Nâzım Geçti, Vâlâ Nureddin, Kırmızı Kedi Yayınları, İstanbul, 2019)
Nâzım Hikmet’in Batum Fransa Oteli’ndeki günlerini, Hıfzı Topuz, “Hava Kurşun Gibi Ağır” romanında şöyle anlatmaktadır:
“Ahmet Cevat Bey topluluğun yöneticisi durumundaydı. Nâzım ve Vâlâ onun odasında kalıyor, yemekleri de orada pişiriyorlardı. Cevat Hoca alışverişi yapıyor, Vâlâ patates ayıklıyor, eti doğruyor, yemekleri yine Cevat Hoca pişiriyordu. Nâzım ise bulaşık yıkıyor ve temizlik yapıyordu.”
(Hava Kurşun Gibi Ağır, Nâzım Hikmet’in Romanı, Hıfzı Topuz, Remzi Kitabevi, İstanbul, 2011)
Batum’da arkadaşlarıyla bir süre yaşayan Nâzım Hikmet, baştan beri yolculuk arkadaşı olan Vâlâ Nureddin’in yanı sıra Batum’da tanıştığı Şevket Süreyya (Aydemir), onun eşi Leman ve Tiflis’te tanıştıkları Giritli Ahmet Cevat Hoca’yla 1922’de Moskova’ya giderler.
Nâzım Hikmet, 1956 yılında Batum’da Gürcüce yayımlanan şiir kitabına (Leksehi) yazdığı önsözde Batum’dan şöyle söz eder:
“Benim gördüğüm ilk devrimci kent Batum, ilk Sovyet Cumhuriyeti Acara Cumhuriyeti’dir. İlk köylüyü ve ilk işçiyi burada tanıdım. İlk bolşeviğin elini burada sıktım. Halkların mücadelesinin ne anlama geldiğini ilk kez burada anladım. O zamanlar, kendi ülkemde, hapishane hücresinde yapayalnızken birçok kez Batum’u düşündüm. Batum’u anladım, Batum’u hayal ettim. Moskava’ya Batum’dan gittim. Şimdi Batum’da bir kitabım yayımlanıyor. Batum tiyatrosu bir oyunumu sahneye koydu. Geçen yıl Batum’u ikinci kez gördüm. Sokaklarında, parklarında, plajında, bahçelerinde gençliğimi aradım. Zaman zaman rastladım ona, evet bazen hiçbir yerde bulamadım.”
(Nâzım Hikmet, Yazılar 5, Yapı Kredi Yayınları, İstanbul, 2017)
Nâzım Hikmet yaşamında iki kez Batum’da bulunmuştur. Birincisi 1921-1922 yılları içinde, ikincisi ise 1955 yılındadır. Ancak Nâzım Hikmet’in yaşamına yön veren Batum yılları ilkidir. Nâzım Hikmet yurtdışında ilk şiirlerini Batum’da yazmış ve yayımlatmıştır, diyebiliriz. Nâzım Hikmet, Batum’da Rusça yayımlanan gazetelerde Mayakovski’nin şiirlerini görerek yeni bir şiir anlayışının örnekleriyle karşılaşmış ve bu anlayıştan etkilenmiştir.
NÂZIM HİKMET’İN GÜRCİSTAN / BATUM GÜNLERİ
Nâzım Hikmet’in Batum’da kaldığını kaynaklardan biliyordum. Ancak kaldığı otelin günümüzdeki durumunu görmemiştim. Fransa Oteli’nde kaldığı bilgisinden hareketle önce bu otelin fotoğraflarını internetten bulmaya çalıştım. Otelin günümüze ait fotoğrafı yok gibiydi. Araştırmalarım sonucunda otelin eskiye ve günümüze ait birkaç fotoğrafını bulabildim. Otelin fotoğraflarına ulaştım ancak adres bilgisine ulaşamadım.
Eski-yeni bir iki fotoğrafla ön araştırma yaptım. Batum’u iyi bilen kişilere bu binanın nerede olabileceğini sordum. Beş altı değişik bina söylediler. Birçoğu otel olarak kullanılan restore edilmiş eski binalardı. İlk gün, gittim, tek tek binaları sora sora buldum. Binaların dış yapısını ve mimarisini inceledim. Fotoğraftaki binaya benziyorlardı ama birebir aynı değillerdi. Genel mimarileri benziyordu ancak kat sayıları ve pencere yapıları uymuyordu. Bu binaların olamayacağını düşündüm.
Fransa Oteli’nin fotoğraflarını Batum’la ilgili bir çevrimiçi grupta paylaştım. Oradan bilgi istedim. Oradakilerin de çoğu önceki baktığım binaları söyledi. Sonra bir işyeri adına gruba yazan birisi adres verdi ve binanın orada olduğunu yazdı. Kaldığım otele çok yakın bir konumdu. Yaklaşık iki sokak ötesiydi. Sokak gezilerim sırasında da önünden birkaç kez geçtiğim bir yerdi. İkinci gün sabahleyin kahvaltıdan sonra hemen o konuma gittim. Gerçekten de kimi değişikliklere uğrasa da bina fotoğraftakiyle birebir oradaydı. Otel, sahilden bir sokak arkada bulunmaktaydı. Otel binasını on onbeş metre ileri gittiğinizde sahilde Alfabe Kulesi ve Deniz Feneri gözükmekteydi. Otel, iki caddenin (A. Melashuili - Zviad Gamsakhurdia) kesişme noktasında bulunmaktaydı. Binanın uzun cephesindeki kapı numarası “6” Zviad Gamsakhurdia caddesindedir. Grupta ileti yazan kişiye teşekkür ettim.
BATUM
Bir zamanların ünlü (Otel de France) Batum Fransa Oteli, şimdi harabe bir durumda, konut olarak kullanılmaktaydı. Altında bulunan işyerlerinin çoğu korona salgınından dolayı kapanmıştı. Yalnızca yöresel yemekler yapan bir kafe (Restaurant Batumi) açıktı. Fotoğrafa göre burası eskiden otelin restoranı olarak kullanılan yerin bir bölümüydü. Yine önü eskiden olduğu gibi dışarıya masa atılarak hizmet vermekteydi. Otelin eskiden kalan tek benzer kullanım alanı sanırım burasıydı. Otelin altındaki kafede üç kişi kahvaltı yapmaktaydı. “Gamarcoba” (merhaba) dedim. Sonrasında otelin telefonumdaki fotoğraflarını gösterdim. Bu bina olduğunu anlatmaya çalıştım. İçlerinden biri biraz Türkçe biliyordu. Fotoğrafları incelediler. Onlar da şaşırdı. Sonra “Tamam burası.” anlamında sözler söylediler. Binanın eski fotoğrafına göre bugünkü durumunda kimi fiziksel değişiklikler olmuş. Sonradan binanın orta yerinden kapalı balkon gibi bir bölüm yapılmış. Eskiden restoran olarak kullanılan alt kattaki geniş alan ise depo olarak kullanılıyordu. Katlara çıkan merdivenler ve duvarlar epeyce yıpranmış, bakımsızlıktan dökülmeye başlamış. Binanın mimarisi biraz bozulmuştu. Sonra onlar da kalktılar binaya şöyle dıştan bir baktılar. Üç kişiden biri olan işletme sahibi, ilk baştan “Burası.” dedi. O, binanın eskiden otel olduğunu duymuş diğerleri ise yeni öğrendiler. Yanda bulunan boş bir masaya oturdum. Çay istedim. Büyükçe porselen bir fincanda çay geldi.
Neden bu binayı aradığımı sordular. Anlatmaya çalıştım. Çok bir anlam veremediler ancak saygı duydular. Tarihi Fransa Oteli’nde önemli bir kişinin kaldığını anladılar. Sonra ben otelin dışından ve giriş bölümlerinden fotoğraflar çektim. İşletme sahibi benden çay parası almadı. Ona burada dünyaca ünlü Türk şairi Nazım Hikmet’in 1921 yılında kaldığını ve bunun önem taşıdığını, işyerinin dışında bir yere bunu yazıp asmasının iyi olacağını söyledim. “Didi madloba.” (Çok teşekkürler.) deyip ayrıldım.
Bu arada karşı kaldırımdan otelin fotoğraflarını çekerken bir ceviz ağacı olduğunu cevizler fotoğraf makinemin kadrajına girdiğinde fark ettim. Önce çok şaşırdım. Sonra ise sevindim. Bol cevizli bu ağacın tam burada dikilmiş olması çok güzel ve anlamlı bir rastlantıydı. Kim bilir belki de Nâzım Hikmet’in bu otelde kaldığını bilen biri tarafından dikilmiştir. Batum’da kaldırımlar genelde ağaçlarla doludur. Manolyalar çoktur. Acara’da ceviz yetiştiriciliği yaygındır. Birçok ağaç türü gördüm kaldırımlarda. Ancak kaldırımlarda ceviz ağacı çok fazla görmedim. O an aklıma Nâzım Hikmet’in “Ceviz Ağacı” şiirini Cem Karaca’dan dinler gibi oldum:
“Başım köpük köpük bulut
İçim dışım deniz
Ben bir ceviz ağacıyım
Gülhane Parkı’nda
Budak budak
Şerham şerham ihtiyar bir ceviz
Ne sen bunun farkındasın
Ne polis farkında”
Sonraki gün kahvaltıdan sonra aynı yere gittim. Yine aynı üç kişi kahvaltı yapmaktaydı. “Gamarcoba.” deyip boş bir masaya oturup çay istedim. Biraz Türkçe bilen kişi aracılığıyla kısa bir konuşma yaptık. Sonra diğerleri gitti, yalnızca işletme sahibi ve kadın bir garson ordaydı. İşletme sahibi sokaktan geçen 50-60 yaşlarında bir adamı yanına çağırdı, ona bir şeyler söyledi. O adam bir süre sonra elinde duvar takvimi yaprağı boyutunda eski siyah beyaz bir fotoğrafla işyeri sahibinin yanına geldi. Fotoğrafı ona gösterdi. Sonra da benim masamın yanına gelip fotoğrafı gösterdiler. Bu Fransa Oteli’nin 1880 yılına ait fotoğrafından oluşan 2005 yılına ait bir takvim yaprağıydı. Üst tarafında İngilizce, alt tarafında ise Gürcüce açıklama yazıyordu. Fotoğrafı görünce çok sevindim. Çünkü Batum’daki Fransa Oteli’nin internette eskiye ait yalnızca iki fotoğrafını bulabildim. Bu fotoğraf ise onlardan farklı üçüncü bir fotoğraftı. Diğer fotoğraflar yüksekten çekilmişti. Takvim yaprağındaki bu fotoğraf ise sokaktan ve daha yakından çekilmişti. Ayrıca otelin altındaki işletmeler ve insanlar çok net olarak gözükmekteydi.
Takvim yaprağının altındaki açıklamanın çevirisi şöyledir: “Hotel Frans. Mikhailovski Caddesinde numara 8, telefon 33. Birinci kalitede bir hotel. Restaurant, Fransa ile Rusya mutfağı. Hotel sahibi olarak Kakhiani’den söz edilir. Hotel mühendis-teknoloji uzmanı Bakhmetievi tarafından yapılmıştır. Bina 1880’li yılların ilk yarısına aittir. Sovyetleştirmeden sonra hotel normal eve dönüştürüldü. Mikhailovski Caddesi bugün Zviad Gamsakhurdia adını taşımaktadır. Bina ise bugün de normal ev olarak kullanılmaktadır. Binanın zemin katı Restaurant Batumi olarak değerlendiriliyor.”
Takvim yaprağını getiren kişiye takvim yaprağını almak istediğimi söyledim. Kabul etti. Hemen takvim yaprağını verdi. Bir ücret isteyip istemediğini sordum. İstediği ücreti vermeye hazırdım. İstemedi. “Didi madloba. ”, dedim. Belli ki gönlü zengin bir insandı. Sonra bir çay kendime bir çay da ona söyledim. Nâzım Hikmet’in çay içtiğini düşündüğüm yerde anı fotoğrafı çektirip ayrıldım oradan.
Takvim yaprağında bu otelin yanında gözüken eski bina şimdilerde yok. Yıkılıp yerine çok katlı bir bina yapılmış. Umarım bu tarihi Fransa Oteli binası korunur. Batum’da diğer kimi binalarda çokça gördüğümüz tarihsel bilgilendirme yazıları gibi buraya da “Ünlü Türk şairi Nâzım Hikmet, burada 1921-1922 yıllarında kalmıştır.” yazan bir tabela asarlarsa en azından ilgilenenlere yardımcı, kültür turizmine de katkısı olur. Nâzım Hikmet’e saygıyla…
Açıklama: Bu yazı, Osman Kaya’nın “Düşünce Kıyılarında 1” adlı (MKB Halk Kütüphanesi Yayınevi, Ankara, 2022) kitabından alınmıştır.






































































Yorumlar