KARS - GÜRCİSTAN- ERMENİSTAN 3.Gün
- ÖMER SUHA TOPALAK

- 4 gün önce
- 20 dakikada okunur

Seyahatin 3. Günü 15.10.2025 Çarşamba Ermenistan - Ejmiadzin Katedrali - Khor Virap Manastırı - Garni Tapınağı - Taşların Senfonisi
Güne otelden Ağrı dağının Ermeniler için Ararat dağının fotoğraflarını çekerek başladım. Bu dağın onlar için neden çok anlamlı olduğunu anlayabiliyorsun. Ağrı Dağı iki zirveden oluşuyor. Bunlar 5.137 m. Büyük Ağrı ile 3.898 m. Küçük Ağrı. Ermeniler açısından Ermenistan'ın temel ulusal sembolü olarak yaygın olarak kabul edilmekte. Coğrafi olarak Ermenistan'ın tarihi krallıklarının merkezinde yer almakta. Ermeniler tarafından "kutsal dağ" olarak biliniyor. Bunun başlıca nedeni İncil'deki Nuhun tufanı öyküsü. Ağrı Dağı, Ermenistan'ın ticari markası, kartviziti, ve Ermeniler için bir dağdan daha fazlası.
Biz kahvaltı sonrası gideceğimiz Eçmiadzin (Ejmiatsin) ve Vagharshapat olarak da bilinen şehirde bulunan Ermeni Katolik Kilisesinin merkezi ve tarihi M.S 303 yılına kadar giden Ana Kiliseyi ziyaret için Eçmiadzin katedrali gezimize otobüs ile şehrin içinde küçük bir tur atarak başlıyoruz. Cumhuriyet meydanı, Ermenistan Millî Galerisi, Ermenistan Hükümet binası, Armenia Marriott Hotel Yerevan, Büyük Postahane, Erivan'ın Kuruluşunun 2800. Yıl Dönümü Parkı, Ermenistan Cumhuriyeti Başsavcılığı, Ermenistan Cumhuriyeti Dışişleri Bakanlığı, Bolşevik devrimci, politikacı, yayıncı ve Bakü Komünü lideri Stepan Shahumyan (1878-1918) Anıtı, Vardanians' Parkı, Sovyet devlet, parti ve askeri şahsiyeti, edebiyat eleştirmeni ve Ermenistan SSR Halk Komiserleri Konseyi'nin ilk başkanı Alexander Myasnikyan'a (1886-1925) ithaf edilmiş Myasnikyan Anıtı, Erivan Tarih Müzesi, Noy Yerevan Ararat Brendi Fabrikası, Hrazdan Nehri üzerindeki Zafer Köprüsünden geçip Ararat Brendi Fabrikası ve Müzesi görüldü,
Şehrin dışına çıkınca Erivan yapay gölü kıyısında Kutsal Haç Ortodoks Kilisesi, 618 yılında Katolikos Komitas tarafından, Ermenistan'ın Hristiyanlaştırılmasında önemli bir figür olan ve Romalı bir bakire olan Hripsime'nin mezarı üzerine inşa edilmiş Aziz Hripsime Kilisesi, Gomidas gerçek adıyla Soğomon Kevork Soğomonyan (1869, Kütahya - 1935, Paris), Ermeni ulusal müzik okulunun kurucusu sayılan Ermeni papaz, müzikolog, besteci, aranjör ve koro şefinin adını taşıyan Komitas Kültür Sarayı görüldükten sonra Eçmiadzin’e ve katedrale ulaştık.
"Eçmiadzin" kelimesi, "Tek Doğan (Tanrı'nın Oğlu) Buraya İndi" anlamına geliyormuş. Bu isim, Ermenilerin koruyucu azizi Surp Krikor Lusavoriç'in görüşüne dayanıyor. İnanışa göre İsa Mesih gökten inerek altın bir çekiçle yere vurmuş ve katedralin inşa edileceği yeri işaret etmiş. İlk göze çarpan Gomidas meydanından gözüken 2007 senesi inşa edilen Kutsal Başmelekler Kilisesi’nin 15 metre çapında dairesel bir şekle sahip kuleyi andıran binası. Otobüsten inip katedralin ana kapısından girince sizi solda bu kilise sağda ise mezar taşına benzeyen ancak İkinci Dünya Savaşı'nda şehit düşen Ermeni askerlerin anısına dikilmiş anıtsal taşlar - Haçkarlar karşılıyor. Sonra katedralin bahçesinde dolaşmaya başladık. Gevorkian İlahiyat Seminer binası yakınında muhtelif sebeplerle dikilmiş Haçkarlar vardı. Bahçenin bir köşesinde Kral III. Tiridates ve Aydınlatıcı Gregor kabartması var. Büyük Tiridates'in en önemli tarihi başarısı, MS 301 yılında Hristiyanlığı Ermenistan'ın resmi dini ilan etmesi. Bu hamle ile Ermeni Krallığı, Hristiyanlığı dünyada devlet dini olarak kabul eden ilk ülke olmuş. Bu karar, Aziz Gregory'nin (Aydınlatıcı Kirkor) kralı ciddi bir hastalıktan iyileştirmesiyle ve kralın vaftiz edilmesiyle gerçekleşmiş. Yine uzakta olan Matenadaran, eski el yazmalarının bulunduğu bir depo, bir kütüphane imiş.
Katedralin girişine yakın çeşme şeklinde bir anıt taş vardı. Yine bahçede Aziz Vardan ve Aziz Hovhannes Şapeli-Vaftizhanesi ve “1915 yılı Nisan soykırımının Ermeni şehitlerinin anısına dua ve ant” yazan Haçkar bulunuyor.
Katedralin çan kulesi altında bulunan ana kapısına geldik. Duvar kabartmalarında ve mozaiklerde Tanrı'nın tahtına en yakın olan altı kanatlı en üst düzey meleklerden Serafin melekleri bolca işlenmiş. Katedral, haç biçimli bir plana sahip. Yapıyı dört bağımsız sütun taşıyor ve dört çıkıntılı apsisi bulunuyor. Bu apsislerin iç kısmı yarım daire, dış kısmı ise çokgen biçiminde. Çatı genel olarak düz. Ancak merkezde, Ermeni mimarisine özgü konik çatılı çokgen bir tambur üzerine oturan belirgin bir kubbe yer alıyor. Ayrıca her apsisin üzerinde dört küçük çan kulesi bulunmakta. Katedralin ölçüleri 33 x 30 m. olup kubbesi yaklaşık 34 m. yüksekliğe ulaşmakta.
Ana kapının hemen önünde yerde birçok mezar taşı mevcut. Bunlardan fotoğrafladıklarım 1857 yılında vefat eden Ermeni Patriği V. Nerses'in, 1908-1994 yılları arasında yaşamış Tüm Ermeniler Katolikosu Vazgen I'in, 1995-1999 yılları arasında görev yapmış tüm Ermenilerin Katolikosu olan I. Karekin'e ait mezar taşları idi.
Katedralin çevresini tekrar dolanıp geldiğimiz yoldan geri döndük. Çıkarken ilk gördüğümüz Kutsal Başmelekler Kilisesi’nin içini de gezdik. Sonra dış bahçede ağaçtan oyma dini heykeli, Comidas anıtını, tekrar Komitas Kültür Sarayını, Aziz Hripsime Kilisesini, Aydınlatıcı Aziz Gregor'un Sağ Eli Anıtını görüp Zvartnots Katedrali ulaştık.
Harabe halindeki manastır yine Vagharshapat kenti yakınlarında yer almakta. Zvartnots Katedrali "kutsal melekler" anlamında, 643-652 yılları arasında Katolik Nerses III the Builder tarafından yaptırılan bir Ermeni katedrali imiş. Günümüzde çoğunlukla temelleri ve birkaç yeniden inşa edilmiş sütun kalmış olsa da, bir zamanlar Orta Çağ Ermenistan'ının en görkemli katedrallerinden biri olan yapının ihtişamını hayal etmek kolay. Eski Eçmiadzin Katedrali'nin güzelliğini aşan görkemli ve eşsiz mimari tekniklerle inşa edilmiş olmasına rağmen, 10. yüzyıl civarında büyük bir depremle yıkılmış ve günümüze sadece muhteşem sütunları ve duvarlarının bazı kısımları kalmış. Dairesel yapıyı ve karmaşık taş oymaları ve sütun kalıntıları arasından uzaktan görünen görkemli Ağrı Dağı'nın panoramik manzarası gerçekten muhteşem. Tapınağın girişinde sizi açıklama tabelası [1] ve orijinal halinin çizim olarak bir resmi karşılıyor. Tapınağın cepheleri, nar, üzüm, üzüm yaprağı, kartal, mimarlar ve tapınağın işçilerini temsil eden kabartmalarla süslenmiş. Manastırı gezdikten sonra arka bölümünde şu an temel taşları kalmış olan Zvartnots Katolikos Sarayı, Zvartnots Hamamı ve Zvartnots Kuyusu geziliyor. Burada da bir tabela var. [2]
Yine kazılar esnasında bulunan II. Russa'nın Çivi Yazılı Kitabesi ve açıklaması burada bulunuyor. [3] Kazılar ayrıca Zvartnots'un, II. Rusa'nın Urartu krallığı dönemine ait diğer yapılar arasında öne çıktığını ortaya koymuş. Yeni bir binayı müzeye çevirip kazı ile ilgili çalışmaları ve çıkan eserleri sergilemişler. Katedralin çizimleri, ahşaptan bir maketi ve bölgedeki tabii Türkiye sınırları içindekilerde dahil benzer katedrallerin fotoğrafları da görülebiliyor. Burayı da gezdikten sonra tekrar otobüse döndük. Çıkışta üstünde kartal olan bir sütun gördük. Bu anıt, mimar Rafayel Israelyan ve heykeltıraş Yervand Kochar tarafından tasarlanan ünlü "Zvartnots Kartalı" heykeli imiş.
Otobüsle Türkiye – Ermenistan sınırında yaklaşık 1 saat yol gittikten sonra Khor Virap Kilisesinin bulunduğu Pokr Vedi köyüne ulaştık. Burada çevreyi tanıtan bir tabela vardı. [4] Hor Virap Kilisesi, (derin zindan anlamında) 17. yüzyılda yapılmış bir kilise ve Ermeniler için önemli bir haç merkezi. Günümüzde de düğün ve kurban törenleri düzenlenmekte. Bu bölgenin kutsal kabul edilmesi dolayısıyla çevrede çok fazla mezar da dikkati çekiyor. Manastıra ulaşmak için çıkılan yolun kenarına birçok Haçkar dikilmiş. Manastırın ön duvarı üstündeki teras alanından Ağrı Dağı manzarası çok harika görünüyor.
Manastırda, ülkenin Hristiyanlaşmasında önemli rol oynayan ve Ermeni Apostolik Kilisesi'nin kurucusu kabul edilen Aziz Krikor Lusavoriç'in hapsedildiğine ve çeşitli mucizeler gösterdiğine inanılıyor. İnanışa göre, soylu bir ailenin çocuğu olan Krikor, babası idam edilince küçük yaşta götürüldüğü Kapadokya'da bir rahipten eğitim alarak Hristiyan olmuş. Ülkesine dönüp dinini yaymak isteyen Krikor, o sırada Ermenistan'da Hristiyanlığın yasak olması ve babasının, Kral Tiridates’in babasının düşmanı olması nedeniyle işkence edildikten sonra Hor Virap’ta bir kuyunun içinde hapsedilmiş. Dönemin kraliyet hapishanesi Hor Virap'ın adı da buradan geliyormuş. "Derin kuyu" ya da "derin çukur" anlamına gelen Hor Virap’ta 13 yıl tutsak kalan Krikor, akıl sağlığını kaybeden Kral Tiridates’in ablasının rüyasında beş kere kendisini görmesi üzerine çukurdan çıkarılmış. Krikor, 297 yılında kuyudan çıktıktan sonra önce Kral'ı iyileştirmiş, ardından da tüm Kraliyet ailesini vaftiz etmiş. Böylece Ermeniler, "dünyada Hristiyanlığı resmen kabul eden ilk millet" olurken, Krikor’a "azizlik" ile "Lusavoriç" yani "aydınlatan" unvanı verilmiş. Krikor Lusavoriç’in 13 yıl yaşadığı çukur, bugün Hor Virap Manastırı'ndaki Aziz George Şapeli'nin altında bulunuyor. Bu çukura, yaklaşık 10 metre uzunluğunda, bir kişinin zor sığdığı bir kuyudaki merdivenlerle iniliyor ve Ermeniler için bu çukur "kutsal" kabul ediliyor. Ben dar alanda kalma sıkıntısı yaşadığımdan cesaret etmedim. Ancak deneyenler vardı. Ayrıca duvarlarında ki bazı oyuk izlerinin yüzyıllar boyunca burayı ziyaret eden inançlı kişilerin coşkuyla parmaklarını taşlara sürtmesi veya kazıması sonucu oluştuğu söylenmekte.
Hor Virap’ta, 7. yüzyıla tarihlenen Meryem Ana Kilisesi de bulunuyor. Onu içini de gördük.
Gezimiz bitince manastır yolundaki hediyelik eşya satıcılarına baktık. Sonra da kahve ile pazılı gözleme yedik. Otobüse binmeden çevrede taşlarında ölen kişinin resimlerinin kazındığı mezarlara baktık. Ayrıca yol üzerinde ki bazı mezarlarda ölen kişinin sadece yüz değil boydan renkli fotoğrafları mezar taşlarına yerleştirilmişti.
Tekrar otobüse binip 1 saat yol gittikten sonra Garni Tapınağının olduğu Garni köyüne ulaştık. Garni Tapınağı Kotayk vilayetinin Garni bölgesinde, MS.1. yüzyılda Kral I. Tiridatis döneminde, güneş tanrısı Mihr'e ( Mithra ) adanmış Helenistik mimaride inşa edilmiş bir Pagan tapınağı imiş ve Ermenistan'ın Hıristiyanlık öncesi sembolüymüş. Otobüsten indikten sonra sizi küçük bir kale kapısı yıkıntısı karşılıyor. İçeri girince kaleyi açıklayan bir tabela var. [5] sonra da Yunanca bir yazıtın olduğu bir taş sizi karşılıyor. Açıklaması şöyle: [6] İçeri doğru yürümeye başladık. Karşınıza sanki Yunanistan’daymış gibi bir tapınak çıkıyor. Tapınak yıkılmış bir anıtın, mümkün olan en büyük ölçüde orijinal mimari unsurlar kullanılarak, gerekirse modern malzemelerle birleştirilerek yeniden inşa edildiği bir teknik olan Anastylosis tekniği ile yeniden yapılmış. Eski ve yeni parçalar net olarak ayrılabiliyor. Tapınağın önündeki tabeladaki açıklamalarda şöyle: [7]
Ayrıca tapınağın hemen yanında yine bir kilisenin temelleri duruyor. Bu Aziz Sion Kilisesi imiş. [8] Tapınağın içine merdivenleri çıkıp girdim. Kapı girişinin solunda 1291'den kalan Khoshak Zakarian'ın yazıtı bulunuyor. [9] Girişin sağında ise Arapça yazıtlar bulunmakta. Tapınağın iç odası 7,13 m yüksekliğinde, 7,98 m uzunluğunda ve 5,05 m genişliğinde. 40,3 m² alanı kaplıyor. Küçük boyutu nedeniyle, bir zamanlar içinde bir heykelin durduğu ve törenlerin dışarıda yapıldığı öne sürülmüş.
Tapınağın çevresini döndüm arkadan gözüken tüm vadi daha sonra gezeceğimiz “Taşların Senfonisi” diye adlandırılan bazalt sütunlarla dolu. Geri dönerken tapınağın yakınındaki Kraliyet Hamamı kalıntılarını da gezdik. [10] Kapı çıkışında hediyelik eşya, peksimet, rengârenk cevizli sucuk, reçel, meyva, üzerinde Garni yazan ekmekler satan dükkânları gezip otobüse bindik.
Sonra ulaştığımız ve daha önce bahsettiğim “Taşların Senfonisi” yaklaşık 50 m. yüksekliğindeki devasa beşgen ve altıgen bazalt sütunlardan oluşuyor. İnanılmaz simetrileri nedeniyle sanki elle yapılmış gibi görünüyor. Doğanın yarattığı bu sütun dizisi, nehrin üzerinde asılı durarak bir müzik aletini , "Bazalt Orgunu" andırıyor. Azat Nehri, kanyonun içinden akarak suyun sesiyle taşların ihtişamını tamamlıyor. Bu şaşırtıcı kayalar, volkanik lavın soğuması ve kristalleşmesi sonucu yüksek basınç altında oluşmuş. Bizde yukarıdan aşağıya yürüyerek ve bu kaya oluşumlarını hayranlıkla seyrederek en sona kadar gittik. Yol üzerinde tek kemerli yaklaşık 10 metrelik bir açıklığa sahip aynı adı taşıyan nehir üzerindeki Azat Köprüsü 11-12. yüzyıllarda siyah cilalı tüf taşından inşa edilmiş ve daha sonra birkaç kez yeniden yapılmış. Yine yol üzerinde içinden çeşme gibi su akan bir kaya oluşumu vardı. Allahtan en sonda küçük bir lokomotifin çektiği 9 kişilik tren ile isteyenleri parası ile geri çıkartıyorlar. Bizde daha fazla yorulmamak için bu araca bindik.
Tekrar otobüse bindik ve Erivan’a döndük. Yol üzerinde Sovyet-Ermeni ordusunun önde gelen isimlerinden, efsanevi 24. "Demir Tümen" komutanı, Rus İç Savaşı kahramanı, 6. Ermeni Gönüllü Alayı komutanı Gay'in (Hayk Bzhshkyants) anıtını, Erivan Televizyon kulesini ve Çok Amaçlı Sağlıklı Yaşam Merkezini gördük.
Sonra da Erivan içindeki Gök camiine gittik. Tabelası şöyle idi: [11] Revan Hanlığı döneminde Hüseyin Ali Han'ın idaresi altında 1765/1766'da yapılmış. Sovyetler Birliği idaresi altında dinî hizmetler yasaklandığından 1952'de Sovyet hükûmeti camiyi bir planetaryuma değiştirmiş. 1988 ve 1991 yılları arasında süren Karabağ Savaşı sebebiyle ülkenin bütün Azeri nüfusu göç ettirildiğinden günümüzde camiyi İranlılar kullanmakta. Mavi sarı yeşil ve kahverengi ağırlıklı renklerdeki çinileri ile göz dolduruyor. Yaklaşık 7 bin m2 geniş bir alanı kaplayan cami, yalnızca ibadet için değil, aynı zamanda kültürel ve sosyal faaliyetler için de önemli bir merkez. Tekrar Cumhuriyet Meydanı'na döndük.
Burada Ermenistan Millî Galerisi önünden geçtik. Çoğu, Ermeni diasporası'nın bağışlarıyla oluşturulmuş bir koleksiyonu varmış. Ayvazovski, İvan Şişkin, Minas Avetisyan, Monticelli ve Eugène Boudin gibi ressamların yapıtları ile beraber 26.000 eser, 56 galeri ve salonda sergilenmekte imiş. Ermenistan Hükümet merkezi binası önünden geçip Khachkar Parka geliyoruz burada muhtelif Haçkar’lar ve çivi yazılı taşlar bulunuyor.

Bir tanesi kitap şeklinde açıklaması şöyle: Haçkar (Haç taşı) kitabı Eski Culfa, 1570 Hayrapet (Patrik) anısına oyulmuş haçkarın, ustanın yeni yorumuyla işlenmiş süslemelerini içerir. 2005 yılında tahrip edilmiştir. 2015 yılında oyulmuştur.

Diğer bir çivi yazılı taşın açıklaması ise şöyle: I. Argişti'nin (M.Ö. 786-765/764) saltanat dönemi; Van'daki Aziz Sahak Kilisesi. I. Argişti yıllığından bir bölüm. Çivi Yazısının Çözümü – Tanrı Haldi'nin emriyle, Menua'nın oğlu Argişti şöyle der: "Biaina ülkesinin gücü ve düşman ülkelerde dehşet uyandırmak adına, bu erişilmez kaleyi inşa ettim ve ona Erebuni adını verdim. Burası ıssız bir araziydi, hiçbir yapı yoktu. Burada büyük işler başardım; Hatti ve Tsupane ülkelerinden 6.600 askeri buraya yerleştirdim." Günümüze ulaşmamıştır.

Diğer bir taşta yazanlar ise: Üç katmanlı haç taşı : Eski Culfa'dan Alahe (1602), Murat (1556) ve Gulijan (1577) anısına dikilen haç taşının süslemelerini taşımaktadır; 2014 yılında oyulmuştur. yazıyor.

Sonra bir heykele ulaştık. Onunda açıklaması şöyle idi: Garegin Nzhdeh - Ermeni Devlet Adamı, Askeri Stratejist Ve Ulusal İdeolog Yapımda Emeği Geçenler : Heykeltıraş Gagik Stepanyan, Mimar Aslan Mkitaryan Bu şahıs Balkan Savaşları ve 1.Dünya Savaşında Bulgaristan ve Rusya lehine Ermeni Taburlarını yöneterek Osmanlı'ya karşı çarpışmış, yönettiği birlikler müslüman halka, Türklere, Pomaklara, Kürtlere yaptığı katliamlarla bilinmekte imiş.
Parkın devamında ki Yerevan Vernissage büyük bir açık hava pazarına gittik. Pazarda ağırlıklı olarak çeşitli geleneksel Ermeni sanat eserleri sergilenmekte. Oyma ahşap ve sanat eserlerinin yanı sıra, pazarda geleneksel halılar, eski sikke ve madalyon koleksiyonları, kitaplar, mücevherler, müzik aletleri, elektronik eşyalar ve hatta evcil hayvanlar da bulunuyor.

Parkın sonundaki alanda ise Vardan Mamikonyan Anıtı var. Vardan Mamikonyan 450-451'de Sasani İran'ına karşı isyana öncülük eden bir Ermeni askeri lidermiş. Vardan ve yoldaşlarının çoğu 451'deki Avarayr Muharebesi'nde ölmüşler ancak onların fedakarlıkları Ermeni tarihçiler Yeğişe ve Gazar Parpetsi'nin eserlerinde ölümsüzleştirilmiş. Ermeniler arasında ulusal bir kahraman olarak kabul edilir ve Ermeni Kilisesi'nin bir şehidi ve bir azizi olarak saygı görürmüş. Bakırdan yapılan bu heykel, 1975 yılında Vardan Mamikonyan Caddesi'ne yerleştirilmiş; eserin heykeltıraşı ise Yervand Kochar imiş. At sırtında kılıcını havaya kaldırmış olan sparapet, uzaktan bakıldığında dahi dikkatleri üzerine çekiyor. Dahası bu heykel, dünyadaki atlı heykel tarihi açısından türünün tek örneği olarak kabul ediliyor. Bu, atın dört ayağının da havada olduğu ve hayvanın bizzat toynaklarının altından yükselen toz bulutunun üzerinde durduğu; at ve binicisinin aşağıya doğru değil, yukarıya doğru yükseldiği tek heykelmiş.
Akşam yemeği için Tavern Yarevan isimli restorana gittik. Bir orkestra müzik yapıyordu. Birkaç şarkıcı da Ermenice şarkılar söylediler. Ben Karahunj isimli bir et, pilav ve Kilikia Birası söyledim. Et çok fazla geldi zor bitirdim. Hepsine 11.900 Ermeni Dramı ödedim. Yatmadan biraz tatlıcıları ve süpermarketleri dolaştık. 7/24 açık marketten alışveriş yaptık. Bu yoğun günü otelde dinlenerek tamamladık.
NOTLAR:
[1] Zvartnots Tapınağı (Aziz Gregorius Kilisesi)
4. ve 7. yüzyıllar, mimarinin ve inşaatcılığın antik dönemdeki gelişimi ile Ermenistan'ın erken Orta Çağ mimari kültürünün oluşumunda hayati bir rol oynamıştır. Bu dönemin başyapıtlarından biri de Zvartnots Tapınağı, yani Arapar'daki Aziz Gregorius Kilisesi'ydi. Yapı, Ermeni Katolikosu III. Nerses Tayetsi'nin hüküm sürdüğü dönemde, 643-652 yılları arasında yaklaşık on yılda inşa edilmiştir. 7. yüzyıl tarihçisi Movses Kaghankatvatsi'ye göre, görkemli Aziz Aydınlatıcı Gregorius Kilisesi 652 yılında kutsanmıştır. Efsaneye göre, Bizans İmparatoru II. Konstans (629-668) törende hazır bulunmuş ve yapıyı o kadar beğenmiştir ki, benzer bir binayı Bizans'ta inşa ettirmek amacıyla mimarını da beraberinde götürmeye karar vermiştir. Ancak rivayetlere göre mimar, yolculuk sırasında bilinmeyen nedenlerle hayatını kaybetmiştir. Bazı araştırmacılar, Zvartnots'un bir kopyasının Bizans'ta inşa edilmesini önlemek amacıyla mimarın yolda zehirlendiği görüşünü savunmaktadır.
Tapınak, yedi kademeli bir kaidenin merkezinde; üst üste yerleştirilmiş ve giderek daralan üç silindirik mimari kütleden oluşan bir yapıda inşa edilmiştir. Yaklaşık 49 metre yüksekliğinde ve 35,75 metre çapında olan yapının beş girişi bulunmaktaydı; duvar kalınlığı ise yaklaşık 1,0 metreydi. Tapınağın mimari temelinin, Tanrı'nın elinin bir tasviri olduğu yönünde bir görüş mevcuttur. Buna göre şapel ve bitişik bölümleri avuç içini ve bileğin bir kısmını, beş giriş ise parmakları (kuzey, güney ve batı yönlerinde) temsil etmektedir. Yapının birinci katında 32, ikinci katında 16 ve üçüncü katında sekiz adet pencere açıklığı yer alır ve her bir pencere dairesel kemerli bir yapıdadır. Tapınağın birinci katı, cephesinin üst kısmındaki zengin süslemelerle dikkat çeker; burada üzüm asmaları, kaya motifleri, 32 adet hacimli nar ve nar dalı figürlerinin yanı sıra, 32 ruhani ve dünyevi şahsiyetin yüksek kabartmalarıyla bezenmiş kemer formlu fresklerin birleşim noktaları yer alır. Uzmanlar, bu şahsiyetlerin yapının baş mimarları olduğunu varsaymaktadır. Yüksek kabartmalardan günümüze yalnızca dokuzu ulaşabilmiştir ve bunlardan birinin üzerinde oyma tekniğiyle işlenmiş "Hovhan" ismi yer almaktadır. Tapınağın mimarının o olduğu yönünde bir görüş mevcuttur.
Yapının ikinci ve üçüncü katları, mimari formunu ve kompozisyon mantığını yineleyip daha sade bir bezeme anlayışı sergilerken, aynı zamanda binaya yüce ve zarif bir görünüm kazandırmıştır. İç mekan açısından tapınak; eşit uzunlukta dört kola sahip, haç planlı ve merkezi kubbeli bir yapıdır. Doğu kanadı kapalı bir kütle halinde olup sahne bölümünü içerirken, diğer üç kanat yarım daire kemerli açıklıklarla altı sütunlu bölümlere ayrılmıştır. Özellikle, kutsal alan bölümlerinin dört köşesindeki silindirik sütunlar ile kemerleri birbirine bağlayan kartal figürlü sütun başlıkları muazzam bir görünüme sahiptir. Doğu sunağı, iç kutsal alan bölümleri ve heykellerle bezenmiş lento taşları üzerindeki freskler, yapıya daha da büyük bir ihtişam ve görkem katmıştır
Zvartnots üç yüzyıldan fazla bir süre ayakta kalmış, ancak 20. yüzyılda yıkılmıştır. Tapınağın yıkılmasına dair iki temel hipotez bulunmaktadır: Arap istilaları veya yıkıcı depremler. Hasarın nedeni büyük olasılıkla depremdi; oysa yapının inşası sırasında III. Nerses Tayetsi, binanın İsa'nın yeryüzüne ikinci gelişine dek, yani 1.000 yıl boyunca ayakta kalacağından son derece emindi. Kazılar sırasında alanda büyük yangın izlerine rastlanmıştır; bu izler, tapınağı yıkmaya yönelik erken dönem girişimlerinin kanıtı olarak değerlendirilebilir. Ayrıca, Arapların yapının yükünü taşıyan bazı köşe taşlarını yerinden söktüğü ve bunun da zamanla yapının direncini yitirmesine ve bir deprem sırasında çökmesine yol açtığı yönünde bir görüş de mevcuttur. Çöküşün ardından Zvartnots tapınak kompleksi, yaklaşık 1.000 yıl boyunca unutulmuş ve gözlerden uzak kalmıştır.
[2] Zvartnots Katolikos Sarayı
Katolikos Sarayı, perdahlanmış sert tüf taşından inşa edilmiş dikdörtgen bir yapıdır. Yapı, kesitli yapı kütleleriyle tapınağın avlusunu güney ve batı yönlerinden tamamlar. Binanın yerleşim planı neredeyse karedir. Katolikos III. Nerses Tayetsi, yaşamı boyunca bir dönem Katolikos ikametgâhı olarak kullanılan bu sarayda yaşamış ve çalışmalarını burada yürütmüştür. Sarayın ziyafet salonu işlevini gören batı kanadında, ahşap kaplamalı bir yazlık salon ile kemerli bir kışlık salon yer alıyordu. Doğu kanadı ise yaşam odaları, bir hamam, 4-6. yüzyıllara ait anıtsal bir kilise ve tapınak manzaralı sütunlu bir salondan oluşuyordu. Katolikosların mezarlığı, yapının yaşam ve hizmet bölümleri arasında yer almaktaydı. İnşaat sürecinde, kemerli örtü sistemlerini destekleme işlevi gören ve kemer formlu nişlerin oluşturulmasını sağlayan payandalar kullanılmıştır. Hem tapınağın hem de sarayın inşasında farklı renk ve boyutlarda tüf taşlarının yanı sıra sünger taşı (pomza), trakit, obsidyen gibi malzemelerden yararlanılmıştır. III. Nerses Tayetsi'nin emriyle sarayın çevresi düzenlenmiş; çim alanlar ve çiçek tarhları oluşturulmuştur. Bu yapı, Orta Çağ Ermenistanı'ndan günümüze ulaşan en kapsamlı sivil mimari eserdir.
Zvartnots Hamamı
Hamam, Katolikos Sarayı'nın doğu kanadının ucunda yer alıyordu ve diğer sivil yapılarla kıyaslandığında tapınağa en yakın konumdaki yapıydı. Yapı, umumi (ortak) ve özel odalardan oluşuyordu; büyük olasılıkla ilki sivil kişiler ve alt düzey din adamları için, ikincisi ise üst düzey yetkililer için ayrılmıştı. Tıpkı Artashat ve Garni'deki eski hamamlar gibi, bu yapı da Yunanistan ve Roma'da yaygın olan "hipokaust" (alttan ısıtma) sistemini kullanıyordu. Isıtma düzeneği, taş döşemeli zeminin altına yerleştirilmişti; buradan yayılan ısı, soyunma odasından soğukluk bölümüne, oradan ılıklığa ve nihayetinde dinlenme salonu ile saunaya kadar tüm odalara kademeli olarak dağılıyordu. Hamamın su ihtiyacı, kil borular aracılığıyla yakındaki tepelerde bulunan kaynaklardan sağlanıyordu. Bu boruların bazı kalıntıları, Katolikos Sarayı'nın doğu tarafında günümüze ulaşmıştır.
Zvartnots Kuyusu
Zvartnots Tapınağı'nın batı girişindeki kazılar sırasında, günümüzde kurumuş olan ve yaklaşık 49 metre derinliğe sahip silindirik bir kuyu da ortaya çıkarıldı. Kuyuya dair anlatılanlara göre, kazı çalışmaları esnasında Arşimandrit Khachik Dadyan bir halat yardımıyla kuyunun içine inmiş ve burada çeşitli insan kemiği kalıntıları bulmuştur. Her halükarda, bu kuyu hakkındaki yorumlar ve anlatılar birbirinden oldukça farklılık göstermektedir. Bazı araştırmacılar, kuyunun tapınaktan çok daha önce inşa edilmiş olma ve II. Rusa tarafından kanal yapımı gibi inşaat faaliyetlerinin yürütüldüğü Van Krallığı (Urartu) topraklarıyla bağlantılı olma ihtimalini göz ardı etmemektedir. Zamanla kum ve tozla dolan kuyunun derinliği, günümüzde yalnızca 40 metreye düşmüştür.
[3] II. Russa'nın Çivi Yazılı Kitabesi
Zvartnots bölgesi, M.Ö. 8. ve 7. yüzyıllar döneminde Van Krallığı (Urartu) için de hayati bir rol oynamıştır. 1900 yılında Zvartnots'ta gerçekleştirilen kazılar sırasında, tapınağın güney girişinde II. Russa'ya (yaklaşık M.Ö. 685-645) ait çivi yazılı bir kitabe de bulunmuştur. Metin şunları ifade etmektedir:
"Tanrı Haldi'nin —ki O, her şeyin sahibidir— taştan heykeli, Argişti oğlu Russa tarafından yaptırılmıştır. Haldi'nin gücüyle, Argişti oğlu Russa şöyle der: 'Quarlin Vadisi arazisi işlenmemişti ve orada hiçbir şey yoktu. Haldi'nin emrettiği üzere bu asmaları diktim. Yepyeni, meyve veren bir bahçe oluşturdum. Şehre yeni insanlar yerleştirdim. Ildarunia Nehri'nden Umeshini adında bir kanal inşa ettim. Vadi sulanmaya başlar başlamaz, Haldi adına bir oğlak; Teisheba adına bir koyun; Shivini ve Aniku adına da birer koyun kurban edeceğiz.'
Argişti oğlu Russa kudretli bir kraldır. O, evrenin kralı ve Biaina ülkesinin kralıdır. O, kralların kralı ve Tuşpa şehrinin sahibidir. Argişti oğlu Russa şöyle der: 'Kim bu anıtı tahrip ederse, kırarsa, yerinden sökmeye çalışırsa, kumla örtmeye veya suya atmaya kalkışırsa; kim "Bütün bunları ben inşa ettim" derse veya buraya kendi adını koyarak benim adımı silmeye çalışırsa —ister Biainalı isterse bir düşman olsun— Haldi, Teisheba, Shivini ve diğer tüm tanrılar tarafından cezalandırılacaktır; onlar onun adını, ailesini ve soyunu yeryüzünden silecektir.'"
Kitabe, M.Ö. 7. yüzyılın ortalarındaki dönemde Zvartnots ve çevresindeki bölgeler hakkında değerli bilgiler içermektedir.
[4] Khor Virap
Şehir Bölgeleri: Tepeler
Şehir surlarının toplam uzunluğu 10.000 metreyi aşmaktaydı; bunun 5.000 metrelik kısmı 1970-1986 yılları arasındaki kazılarda ortaya çıkarılmıştır. Surlar 2,6 ila 3,5 metre kalınlığındaydı; iç surların yüksekliği 20-25 metreye, kale surlarınınki ise 50-55 metreye ulaşıyordu.
1. Tepe:
Kompleksin en kuzeydoğu ucunda yer alan bu tepeye, mezarlık ve otoparktan başlayan kuzey yolu izlenerek en kolay şekilde ulaşılabilir. Üçgen bir sur hattıyla korunan bu tepe, kazı çalışmaları tamamen tamamlanmış olup alanın en iyi korunmuş bölümüdür. Tepede kale ve saray kalıntıları, bir meydan ile ana cadde, ara sokaklar ve hatta uzaydan çekilen uydu fotoğraflarında dahi görülebilen yapı temelleri bulunmaktadır. Yapılar arasında konutlar ile demirci ve silahhane atölyeleri yer almaktadır. Bu bölgede 3.000 adet ok ucu ve mızrak, kılıçlar, hançerler, mermer bir heykel ve heykel parçaları, çanak çömlek, cam eserler, metal süs eşyaları ve diğer çeşitli eserler bulunmuştur.
Bölgeler:
Şehrin diğer tepeleri farklı işlevlere göre düzenlenmişti; 5. Tepe bir yerleşim alanıydı. Kazılarda büyük ocakların, konutların ve özel bir arşive ait kalıntıların izlerine rastlanmıştır. Burada bir gümrük binası ve pazar meydanının bulunması muhtemeldir.
7. ve 8. Tepeler; zanaatkârların yanı sıra Artashat'ın sıradan ve orta sınıf vatandaşlarından oluşan karma bir nüfusa ev sahipliği yapıyordu; burada çömlekçilik, kireç üretimi, metal işçiliği ve cam atölyelerine dair bulgulara rastlanmıştır.
Artashat Sikkeleri:
Artashat, önemli bir ticaret merkeziydi. MS 1265 tarihli Peutingeriana haritası; Artashat'ın İran, Mezopotamya, Doğu Akdeniz kentleri, Küçük Asya, Karadeniz kıyısındaki Yunan şehirleri ve antik dünyanın diğer ticaret merkezleriyle nasıl bağlantılı olduğunu göstermektedir. Artashat büyük bir ticaret merkezi olduğundan, kazılarda yalnızca Artashes hanedanına ait sikkeler değil, aynı zamanda diğer ticaret merkezlerinden gelen altın, gümüş ve bakır sikkeler de bulunmuştur. Artashat'ta basılan sikkeler bilhassa ilgi çekicidir; bu sikkelerin ön yüzünün sağ tarafında, kule şeklinde bir taç takan Anahit-Artemis tasviri yer alır. Sikke üzerinde "Başkent Artashat" anlamına gelen Yunanca bir ibare bulunur.
[5] Garni Kalesi
5. yüzyıl Ermeni tarihçisi Movses Horenatsi'ye göre, yerleşimin kuruluşu Ermeni atası Hayk'ın torununun oğluyla ilişkilendirilmektedir; tapınağa, onun onuruna Garni adı verilmiştir. Yerleşimden bahseden en eski antik belge, Van Krallığı (Urartu) hükümdarı I. Argişti'nin kalesinde bulunmuştur. M.Ö. 8. yüzyılın ilk yarısına tarihlenen bu yazıtta tapınak "Giarniani" olarak adlandırılmaktadır. Kaleye dair bir diğer erken dönem kaydın sahibi, yerleşimi "Gornea" olarak adlandıran Romalı tarihçi Publius Cornelius Tacitus'tur (yaklaşık M.S. 50-120). Yerleşimden erken dönem Ermeni ortaçağ yazarları da bahsetmiştir. Tarihçi Bizanslı Faustus'a (4-5. yüzyıllar) göre burası kraliyet kalesinin bir müstahkem mevkiiydi; Yeğişe (bir diğer ünlü 5. yüzyıl Ermeni tarihçisi) burayı erişilmez kalesiyle bir şehir olarak tanımlarken, tarihçi Sebeos (7. yüzyıl) ise burayı askeri bir kale olarak kaydetmiştir. Uzmanlara göre, Garni Tapınağı'nın savunma surları ve bazı kraliyet yapıları M.Ö. 3. ve 2. yüzyıllarda inşa edilmiştir. Savunma hattı üçgen biçimli bir burun üzerinde yükselmekte olup güney, güneybatı ve kısmen doğu yönlerinden geçit vermez kayalıklarla çevrilidir. Yan yana dizilmiş 14 dikdörtgen kule ve sağlam sur duvarları, güçlü bir savunma sistemi oluşturuyordu. Kuleler, burunun en sarp ve ulaşılması zor kısımlarında birbirinden 25,0 ila 32,0 metre mesafeyle inşa edilmiş; nispeten daha erişilebilir bölgelerde ise birbirine daha yakın konumlandırılarak 10 ila 13,5 metre kadar içeriye doğru uzatılmıştır. Bu «taktik», düşmanı daha etkin bir şekilde karşılayabilmek amacıyla sur hattında kavisli bir bölüm oluşturulmasını sağlamıştır. Tapınak, plato tarafında 314 metre uzunluğunda büyük bir surla korunmaktadır. Yaklaşık 2 metre genişliğindeki surlar, bazı bölümlerde 6-8 metre yüksekliğe kadar korunabilmiştir. Kalenin genel yapısında, farklı dönemlere ait beş yapı evresi ayırt edilebilmektedir. Hem surlar hem de kuleler, ağırlıkları 4-5 tonu bulan, büyük boyutlu ve düzgün biçimli, yerel ve kısmen işlenmiş mavimsi bazalt taşlarından inşa edilmiştir. İlk iki yapı evresindeki taşlar, yatay olarak demir kenetler ve eritilmiş kurşun kullanılarak birbirine bağlanmıştır. Giriş, kuzey tarafındandır. Kalenin önünde ayrıca büyük bir yerleşim yeri bulunmaktaydı; ancak buradaki yapılar, Orta Çağ ve modern dönem yapılaşmasının altında kalmıştır.
[6] Garni'deki Yunanca Yazıt
Ünlü Ermeni ressam Martiros Saryan tarafından 1945 yılında Garni köyü mezarlığında keşfedilen Yunanca yazıt, tapınağın yeniden inşası ve tarihsel gelişim aşamalarının sıralanmasına açıklık getirmesi bakımından büyük önem taşımaktadır; yazıt şunları aktarır:
"Helios... Büyük Ermenistan Kralı Büyük Tiridates... Hükümdar, saltanatının 11. yılında kraliçe için bu aşılmaz tapınağı ve kaleyi inşa ettirdi..."
Yukarıda belirtilen metne göre, Büyük Ermenistan Krallığı Kralı I. Tiridates (66-38), hükümdarlığı sırasında MS 77 yılında tapınakta inşaat ve restorasyon çalışmaları yaptırmıştır. Sanat eleştirmeni ve oryantalist K. V. Trever'in görüşüne göre, bu çalışmalar I. Tiridates tarafından Roma İmparatoru Nero'nun Artashat başkentinin restorasyonu için sağladığı fonlarla gerçekleştirilmiştir.
[7] Garni Tapınağı (Mihr/Mitra)
[8] Garni'deki Aziz Sion Kilisesi
7. yüzyılın ortalarında inşa edilen Aziz Sion Kilisesi, Mihr Tapınağı'nın yakınında yer almaktaydı ve 1679'daki deprem sonucunda yıkılmıştır. Yapıya dair bilinen tek kanıt, 1346 tarihli bir el yazmasında korunmuştur; bu belge üzerindeki bilimsel incelemeler, kilisenin 659 yılında Katolikos III. Nerses Tayetsi (641-661) tarafından inşa edildiğini doğrulamaktadır.
Mimari planı, dört özdeş apsisten oluşan eşit kollu bir haç formundadır ve kolların arasına kare planlı bir sakristi (kutsal eşya odası) inşa edilmiştir. Tüm bu yapı, dışarıdan bakıldığında, oyma kaidelere sahip çok yüzlü duvarlarla çevrelenmiş bir görünüm sergiler. Arazi yapısı göz önünde bulundurularak, kilisenin ana girişi batıdan değil, tıpkı tapınağın girişi gibi kuzeyden verilmiştir. Kilise, Zvartnots tipi yapılarla benzerlik gösteren ve bu gruba dahil edilebilecek tapınaklardan biridir.
Ermeni Katolikosu Maşdots Yeğvardetsi (833-898), girişin sağ tarafında gömülüdür. 13. yüzyılda mezarının üzerine bir şapel inşa edilmiştir.
[9] Hoşak Zakaryan ayrıca Khuashak , Khvashak veya Xvashak (yaklaşık 1235 doğumlu, 1299'dan sonra öldü),MS 14. yüzyılda Ermenistan'daki Zakarid hanedanının kadın bir üyesiydi. Gürcistan'ın önemli bir prensi, Yüksek Başkomutanı Avag Zakaryan ve Gürcistan kraliçesi olan soylu bir kadın olan Gvantsa'nın kızıydı. 13. yüzyılın başlarında Gürcü-Ermeni kuvvetlerinin komutanı olan I. İvane Zakaryan'ın torunuydu. Babası öldükten sonra, Gürcistan'ın güçlü Atabegi (Genel Valisi) Sadun Artsruni'nin korumasına verildi ve Sadun Artsruni onun özel hizmetlisi olarak görev yaptı. Hoşak , 1269'da Pers devlet adamı ve Cüveyni ailesinin üyesi Şems el-Din Cüveyni ile evlendi . Erken İlhanlı siyasetinde etkili bir figürdü ve dört Moğol İlhanlısı - Hulagu , Abaka , Tekuder ve Argun Han - döneminde Sahib-i divan ( vezir ve maliye bakanı ) olarak görev yaptı . İlhanlı devletinin en güçlü yetkilisiydi. Hoşak, muhtemelen Şems el-Din Cüveyni'de güçlü bir kefil arıyordu, çünkü annesi Gvantsa'nın Gürcistan kralı VII. David ile yeniden evlenmesinin ardından babasının mirasından mahrum bırakılmıştı. Hoşak 1271-72'de Pers'e taşındı ve orada kocasıyla 15 yıl yaşadı. Kuandze (Farsça'da "Prenslerden Doğan") adında bir kızları oldu ve bu kız sonunda Ermeni Prensi Şah II Zekeriya ile evlendi ; ayrıca Zakare ve Atabeg adında iki oğulları oldu. Kocası 1284'te Moğol hükümdarı tarafından idam edildikten sonra, 1285'te çocuklarıyla birlikte babasının evine döndü. Hoşak, Garni Tapınağı'nda Ermenice bir yazıt bırakmasıyla bilinir . Büyük Ermenice yazıt, Hoşak ve oğlu Emir Zakare tarafından 1291 yılında giriş kapısına bırakılmıştır. Yazıtta, Garni halkının şarap, keçi ve koyun vergilerinden muaf tutulduğu kaydedilmiştir. Oğlu Atabeg 1289'da öldü ve Zakare, anne babasının mülkünü miras aldı.,
[10] Garni Kraliyet Hamamı
Saraydan günümüze ulaşan en değerli yapı, kraliyet hamamıdır. Tapınağın yaklaşık 50 metre kuzeybatısında yer alan bu yapı, diğer saray binalarıyla aynı teknik ve malzemeler kullanılarak inşa edilmiştir. Üst örtünün tam biçimi bilinmemekle birlikte, kazılar sırasında bulunan tavan sıvası parçaları, yapının büyük olasılıkla tonozlu bir forma sahip olduğunu göstermektedir. Hamam, aynı doğrultuda sıralanmış dört odadan oluşmakta olup, zemininde bir hipokaust (alttan ısıtma) sistemi bulunmaktadır. Güneydoğuya bakan oda duvarları, dışa doğru kavisli ve içe doğru yarım daire formundadır. Hamamın çift katmanlı zeminlerinin altına, ince bir kireç harcı tabakasıyla güçlendirilmiş; 6-7 cm kalınlığında ve 20-25 cm çapında, disk biçimli tuğlalardan oluşan çok sayıda sütun düzenli aralıklarla yerleştirilmiştir. Sütunların üzerine büyük levhalar (6-7 cm kalınlığında ve 60-70 cm² yüzey alanına sahip) konulmuş; bunların üzeri ise kum, kireç ve öğütülmüş tuğla karışımından oluşan 5-8 cm kalınlığında bir tabaka ile kaplanmıştır. Isıtma sistemindeki kanalların orta kısımlarından geçen, ateşten kaynaklanan sıcak hava ve duman; önce sıcak su bölümünü ısıtıyor, ardından ısısı önemli ölçüde azalmış halde ılık su bölümüne ve son olarak da ısısı tamamen düşmüş bir şekilde soğuk su bölümüne geçiyordu. Böylece banyo bölümleri ihtiyaca göre ısıtılıyor ve herhangi bir ısı kaybı yaşanmıyordu. 1953 yılında ortaya çıkarılan lobi (soyunma odası) bölümünün mozaik zemini özel bir öneme sahiptir.
Zengin bir kompozisyona sahip olan bu mozaik, Azat Nehri'nden getirilen 15 farklı ton ve 1,0-1,5 cm² boyutlarındaki doğal taş küplerden oluşturulmuştur. Desenlerin genel rengi açık yeşilimsi tonlardadır. Mozaiğin merkezinde, renklerin incelikli bir uyumuyla oluşturulmuş dikdörtgen bir çerçeve yer alır; bu çerçevenin içinde, örgü motifli bir kuşakla çevrili alanda, Okyanus ve Deniz'i temsil eden insan görünümlü büstler çok renkli küçük küplerle ustaca tasvir edilmiştir. Bunlardan ilki, kalın örgülü saçlara sahip, heybetli ve boynuzlu bir erkek figürü; ikincisi ise güzel gözlü, hoş bir kadın figürüdür ve bu kadın figürünün iki yanına doğru uzanan kerevit uzantıları yer almaktadır.
Görsel çiftinin üst kısmında, şarap rengi kübik taşlarla oluşturulmuş Yunanca bir yazıt yer alır: "Hiçbir şey elde etmeden çalıştık." Örgü desenli çemberin ortasında; Yunan mitolojisinden ünlü iktiyosentorlar, Nereidler (deniz kızları), denizciler, balıkçılar, balıklar, yunuslar, istiridyeler, insan görünümlü tanrılar vb. figürler tasvir edilmiştir. Bunların her birinin adı Yunanca olarak yazılmıştır (Okeanos, Thalatta, Glaukos, Thetis, Eros, Pothos, Peleus vb.). Mozaiğin çeşitli bölümlerine "denizin derinliği", "denizin dinginliği", "güzellik" ve "kumsal" gibi Yunanca ifadeler yerleştirilmiştir. Garni mozaiğinin mimari detaylarının yanı sıra; tasvir edilen konu, üslup ve renk özellikleri, yapıyı 3. yüzyılın sonlarına tarihlendirmemize olanak tanımaktadır.
[11] Allah'ın Adıyla
Erivan Merkez Camii (Mavi Cami)
Kuruluş: 1765 yılında Erivan Valisi Hüseyin Ali Han'ın emriyle.
Genel Bilgiler: 442 m²'lik ana ibadet salonu, 20 metre yüksekliğinde ana kubbe, 24 metre yüksekliğinde minare, kütüphane, 26 küçük oda ve halen restorasyon çalışmaları süren bir "Hüseyniye".
Yenileme: 1996-1999 yılları arasında, İran İslam Cumhuriyeti ve "Mostazafan ve Janbazan" Vakfı'nın iş birliğiyle gerçekleştirilmiştir.
Faaliyetler: Dini törenler, Farsça dil kursları, kütüphane ve kalıcı fotoğraf sergisi.
Ziyaret Saatleri: 10:00-13:00 ve 15:00-18:00



















































































































































































































































































































































Yorumlar