top of page

KARS - GÜRCİSTAN- ERMENİSTAN 1.Gün

  • Yazarın fotoğrafı: ÖMER SUHA TOPALAK
    ÖMER SUHA TOPALAK
  • 20 Tem
  • 16 dakikada okunur

Seyahatin 1. Günü 13.10.2025 Pazartesi    Kars - Gürcistan - Ermenistan


08.25’de hareket eden Türk Havayolları 2714 sayılı İstanbul – Kars uçuşu ile serhat şehrimiz Kars'a uçtuk. Bu seyahate Pronto Tur ve sevgili dostum Bekir Sıtkı Cessur ile çıktık. Doğunun son dönemde yıldızı parlayan bu fantastik şehrinin büyüsüne tamamen kapılmak, Kars'ın zengin kültürel ve tarihi dokusunu yakından görmek için yola çıktık. Kars Harakani Havalimanı'na indiğimizde rehberimiz Suphi Alkan ve aracımız ile buluşarak gezimize başladık. Harakani Havalimanının ismi nereden geliyor diye merak edenler için not bırakalım. [1]

Önce Kars’a 50 Kilometre mesafedeki UNESCO Dünya Kültür Miras listesine dahil edilen Ani Antik Kentini [2] ziyaret ediyoruz. Ani, büyük oranda ayakta kalmış olan etkileyici surları, dini ve sivil mimarlık örnekleri ve şehir planlaması ile Ortaçağ kentinin bir özeti niteliğinde. Kentin girişinde bilet gişelerinde antik kenti rahat gezmek için kiralık golf arabaları koymuşlar. Yaşlılar ve çocuklular için iyi bir imkan. Ekim ayı olmasına rağmen alan çok soğuk ve dondurucu bir rüzgar esmekte. Ana kapı girişinde sizi tabelalar karşılıyor. (Ani'nin Tarihi [3] Ani Kazıları Tarihi [4] )

İlk karşınıza gelen surlar üç yönden akan dere ve nehirlerin vadileriyle doğal olarak korunan Ani'nin en korunaksız kısmı olan kuzey tarafında bulunan surlar. Bu surlar Kral II. Smbat döneminde (977-989) özellikle şehrin korunması en zayıf olan bu kuzey tarafını tahkim etmek amacıyla yapılmış. Üzerinde yer alan kitabelerden I. Gagik, Ebu'lManuçehr ve Ebu'lMuammeran dönemlerinde de onarım geçirdiği bilinmekte. Haç, aslan, yılan gibi figürler ve seramik parçalarıyla süslenmiş surlarda, Aslanlı Kapı'nın doğusunda, kufi hatla yazılmış Selçuklu Sultanı Alpaslan'ın kitabesi yer almakta. Kente Uğurun, Kars, Aslanlı, Satrançlı, Acemağılı, Mığmığ Deresi ve Bağsekisi adı verilen yedi kapı ile girilmekte.

Adını, iç surlardaki aslan kabartmasından alan Aslanlı Kapı, olasılıkla döneminde ana giriş kapısı idi. Günümüzde de ziyaretçileri karşılayan, ilk yapıldığı günden beri de şehrin ana giriş kapısı olan Aslanlı Kapı; kentteki ticari dokuya ulaşarak 700 m boyunca devam eden ve nihayetinde Ebu'l Menûçehr Camii'nde sonlanan yolun başlangıç noktası. İsmini, üzerindeki Büyük Selçuklu İmparatorluğu'nu temsil eden aslan figüründen almış. Aslan; kabartma tekniğinde, batıya doğru yürür vaziyette resmedilmiş. Ancak yüzü, gövdesi ve ince kıvrımlı kuyruğu maalesef tahrip edilmiş. Şu an bir aslana benzetmeniz oldukça zor. Harabelerin olduğu alan bir takım tadilat ve tamirattan geçirilmiş ancak korunmamış ve bir kısmı da tamirat bitmeden öylece ortada kalmış.

Biz Aslanlı kapıdan girdikten sonra rehber burada görülen binaların Tüf ve bazalt taşlarından meydana geldiğini anlattı. Tüf ve bazalt, volkanik faaliyetler sonucu oluşan iki farklı kayaç türü. Tüf, volkanik küllerin birikip sıkışmasıyla oluşan yumuşak, hafif ve gözenekli bir yapıyken; bazalt, lav akıntılarının soğumasıyla oluşan koyu renkli, çok sert ve dayanıklı bir taş. Birde sur duvarı üzerinde bulunan Svastika veya Çarkıfelek sembolünden bahsetti. Bu sembol, Avrasya kültürlerinde kutsallık, ruhsallık veya ebedi yaşam döngüsünü temsil ediyormuş.

Yürümeye başladığımızda yere monte edilmiş saçtan tabelalar da sol tarafta Gürcü Kilisesi-Surp Stephanos, Ateşgede, Apughamrents Kilisesi sağ tarafta ise Gagik Kilisesi ve Selçuklu Sarayı gösteriliyor. Biz soldan yürüyünce sadece bir duvarı kalmış Surp Stephanos Kilisesinin yanından geçip Ateş Tapınağı – Ateşgede’ye ulaştık. Aziz Arak'elots Kilisesi ile Gürcü Kilisesi arasında yer alan yapının ne zaman yaptırıldığı bilinmemekte. Ancak 1.- 4. Yy. arasında inşa edilmiş bir ateş tapınağı olduğu düşünülmekte. Kare planlı ve baldaken düzenlemeli. Doğusundaki yarım yuvarlak planlı apsis, tapınağın Bagratunîlerle birlikte şapel olarak kullanıldığını ortaya koymakta.

Devamında Aziz Arak'elots Kilisesi (Havariler Kilisesi, Apostle Kilisesi-Kervansaray)’a ulaştık. Ani'nin batısında, Gürcü Kilisesi'ne yakın bir yerde bulunan kilisenin kesin inşa tarihi bilinmemekte. Ancak üzerindeki 1031 tarihli bağış kitabesinden hareketle 9-10. yüzyıllarda inşa edildiği tahmin edilmekte. 1217 yılında ise dini ve sosyal toplantıların yapıldığı, din adamlarının veya soyluların defnedildiği ve kısmen eğitim verilen çok işlevli bir toplanma salonu olan gavit bölümü eklenmiş. Kilise, doğu-batı doğrultusunda dikdörtgen şekilli ve içten dört yapraklı yonca planlı yapılmış. Doğu-batı doğrultusunda dikdörtgen planlı olan gavitinin doğu cephesi, mukarnas kavsaralı taçkapısıyla Selçuklu üslubunda.

Yolun devamı şehrin sınırına ve Abughamrents Kilisesi (Aziz Krikor Kilisesi, Polatoğlu Kilisesi)’ne varıyor. Ani'nin batısındaki Bostanlar Deresi'ne hâkim bir noktada bulunan kilisenin kesin inşa tarihi bilinmemekte. Ancak 994 ve 1040 tarihli diğer kitabelerden hareketle 10. yüzyılın sonlarında inşa edildiği düşünülmekte. Dıştan onikigen gövdeli olan kilise, sekizgen kasnaklı bir kubbe ile örtülü. İçten ise altı yapraklı yonca planlı yapılmış. Güney cephe duvarında oyma tekniği ile yapılmış bir güneş saati dikkati çekmekte.

Yürümeye devam edip sıra çarşıların yıkıntıları arasından Ebu'l Manuçehr Külliyesi’ne ulaştık. Büyük Selçuklu Hükümdarı Sultan Alparslan Ani'yi fethettikten sonra şehrin yönetimini Selçuklular adına sürdürmesi için Şeddadi Ebu'l Manuçehr'e vermiş, cami Emir Manuçehr tarafından 1071- 1072 yılları arasında inşa ettirilmiş. Yapı Anadolu'da Büyük Selçuklu mimarisinde yapılmış ilk cami olma özelliğine sahip. Orta Asya Türk minarelerinin geleneğini sürdüren sekizgen planlı minarenin üzerinde renkli taşla işlenmiş "Bismillah" yazısı var. Külliye cami, kuzeybatısındaki caminin minare ile kuzeyindeki çeşme ve türbeden oluşmakta. Cami kuzey-güney yönünde üç uzunlamasına bölümden oluşuyor ve doğu bölümünün altında, yamaç eğimini tesviye etmek amacıyla yapılmış tonozlu dört mekân var. İçini gezdiğimiz camii büyük pencereleri yekpare camlarla kapatılmış olarak şu an kullanımda ancak cemaati ve imamı var mı bilemiyorum. Caminin hemen yanında Selçuklu kümbeti ve mezarlığı bulunuyor. 2021 ve 2022 yıllarındaki kazılar ile gün yüzüne çıkarılan bu alan, 11. yüzyıl ortalarından itibaren şekillenmeye başlayan bir Selçuklu mezarlığı. Burada kare kaide üzerinde sekizgen gövdeli bir kümbetin kalıntıları ile sandukalı ve beşik tonozlarla örtülü akıt tipi (mezar odası) mezarlar bulunmakta. Anadolu'daki en erken tarihli Türk-İslam mezarlıklarından biri olması yanında Anadolu'daki ilk hazire olması bakımından da önemli.

Rehber camiinin yamacında Arpaçay üzerinde Ermenistan tarafı ile bizim tarafta ayakları görünen köprünün Türklerin Anadolu’ya geçtikleri ilk köprü olduğunu söyledi.

Caminin yanından çok uzakta 13. yüzyıla ait Kızkalesi (Ağçiperd) ve Kilisesi gözüküyor.

Yürümeye devam ettik ve Fethiye Camii (Ani Katedrali- Aziz Asdvadzadzin Kilisesi)’ne ulaştık. Ani'nin güneyinde, Arpaçay'ın üst düzlüğünde yer alan katedralin temeli 987 yılında II. Simbat tarafından atılmış ve 1010 yılında I. Gagik'in eşi Gagik'in eşi Kadramide tarafından tamamlanmış. Mimari Tridat'dır. 1064 yılındaki Selçuklu fethiyle birlikte kubbesindeki haç indirilmiş ve Sultan Alparslan tarafından Ahlat'tan getirilen altın hilalle değiştirilerek fetih hakkı olarak camiye dönüştürülmüş. Katedral, doğu-batı doğrultusunda dikdörtgen şekilli ve kubbeli bazilikal planda ve üç nefli. Katedralin cephelerinde kabartma tekniğinde işlenmiş geometrik ve bitkisel motiflerin yanı sıra güney cephesinde kartal figürleri bulunmakta. Ancak daha önce yazdığım gibi tadilatına başlanıp yarım bırakılan binalardan biride bu maalesef. Yıkılma tehlikesi yüzünden içine girilmiyor ancak ben kaçak girip gezdim fotoğrafladım.

Sonra uçurumun kenarın da duran Tigran Honetz Kilisesi’ne yürüdük. Resimli Kilise veya Nakışlı Kilise olarak da biliniyor. Doğu cephesindeki kitabeye göre Honents ailesinden tüccar Tigran tarafından 1215 yılında inşa ettirilerek Aziz Krikor Lusavoriç’e adanmış. Kilise kırmızı, siyah ve kahverengimsi düzgün kesme taşlarla, üç basamaklı platform üzerine inşa edilmiş. Kilisenin çevresi dikdörtgen planlı olup cephelerin çatı alınlıkları rölyef hayvan figürleri ile süslenmiş. Bu kilise özellikle iç mekanın daki fresklerle dikkat çekici. Kilisenin iç cephe duvarları ile kubbe kısmında Hz. İsa’nın doğumundan ölümüne kadar geçen olayları sembolize eden freskler mevcut. Yapının içinin tamamıyla resimlenmesi Ermeni mimarisinde nadir rastlanan bir özellik. Bu nedenle araştırmacılar tarafından Gürcü etkisinin varlığı tartışılmakta. Duvar resimlerinin dikkat çekici diğer özelliği ise İncil ve Tevrat konulu sahnelerin yanı sıra, Hristiyanlığı Ermeniler arasında yayan Aziz Krikor Lusavoriç’in hayatı ile ilgili çok sayıda sahnenin yer aldığı tek örnek olması. Kilisenin tek girişi, batı cephe eksenine yerleştirilmiştir ve karşılıklı cepheler benzer şekilde düzenlenmiş. Kemerlerin yüzeyi geometrik geçme motifleriyle süslenmiş, köşeliklerine Selçuklu Dönemi etkilerini yansıtan kıvrık dal, palmet ve rumilerden oluşan bitkisel kompozisyonlar ve aralarına, simetrik ya da tek başına kartal, keklik, sülün, horoz, grifon, aslan gibi hayvan figürleri ile hayvan mücadelesi sahneleri işlenmiş.

Patika yoldan devam edip tek başına duran Aziz Amenap’rkitch Kilisesi (Kurtarıcı Kilisesi, Halaskar Kilisesi’nin kalan tek duvarını gördük. Kitabesine göre Bagratunî Hanedanlığı'nın son dönemlerinde Prens Ebu'l Garip Pehluvani tarafından 1036 yılında yaptırılmış. 1131-1132 yılındaki depremden zarar görmüş. Büyük Selçuklu yönetimindeki 1193 yılında Emîr, Mahmud oğlu Sultan tarafından çok amaçlı salon jamatun eklenmiş 1227 yılında ise çan kulesi yapılmış. 1342 yılında Prens Vahram Zakarid eliyle Mimar Vasil tarafından kubbesi onarılmış. Kilise, dıştan ondokuzgen planlı içten ise sekiz apsise sahip. 1930'lu yıllarda yıldırım düşmesi sonucu ortadan ikiye bölünmüş.

Otobüse dönerek şehir merkezine hareket ettik yol üzerinde Fethiye Camii’ne uğradık. Burası kiliseden camiye çevrilmiş bir yapı. Kilise iken Aleksandr Nevski kilisesi veya Kazak Kilisesi denirmiş. 1877-1878 Osmanlı-Rus savaşından sonra Kars'ta bulunan Kazak askerleri için 19. yüzyıl sonunda Alexander Nevisky adına yaptırılmıştır. Bölgenin en eski yapımlarından olup 1915 Ermeni Kırımı'ndan sonra boş kalmış. 1921 Türk-Ermeni Savaşı'ndan sonra bazı kamu kurumları tarafından bir süre kullanılıp bilâhare camiye çevrilmiş.

Kilise yapısı; dikdörtgen planlı olup açık ve koyu kahve renkte tüf taşından yapılmış. Pencereler üzerinde yuvarlak kemerli alınlık, üçlü yonca yaprağı biçiminde düzenlenmiş çatı üzerindeki uygulama, yine Baltık tarzı yapılarda görülen ve içerisinde yuvarlak kemerli olarak düzenlenmiş üçlü pencere sistemi ile bir aydınlatma alanıdır. Rus dinî mimarîsinin bir örneği olan kilisenin soğan kubbeleri 1953 yılında sökülmüş, çan kulesi yıkılmış. İbadethane, 1970'li yıllara kadar kapalı spor salonu olarak kullanılmış. 1984'te eklenen iki minare ile camiye çevrilmiş. Camiye çevrilince cephesinde görülen haçların yatay olanları kaldırılmış.

Buradan ayrılıp öğle yemeğine gittik. Gittiğimiz restoran Sahne Kars isimli restoran idi. Ben Piti (Bozbaş) isimli Kuzu eti ve nohut ile yapılan emaye kupalarda fırınlanan yöresel bir yemeği yedim. Diğer arkadaşlar fırında kuzu incik yediler. Bunların dışında menüde Kaz eti, Fırında Tavuk Sarma, Saç Kavurma, Kuzu Haşlama, Acem Kavurma, Kuzu Gerdan, Mantı, Hangel, Etli Lahana Dolma vardı.

Yemek sonrası şehri dolaşmaya başladık. Kalacağımız Ahıska Palas oteline yakın tepedeki kaleyi gören Kars’ın tarihi merkezine geldik. Burada Kars yazısı önünde fotoğraflar çektirdik. Çevremizde gözüken tarihi eserler şunlardı: Vali Lala Mustafa Paşa Çeşmesi, Eski Oniki Havariler Kilisesi şimdiki Merkez Kümbet Cami, Hasan Harakani Türbesi ve Evliya Cami, Ulu Cami, Taş Köprü, İlbeyoğlu Muradiye Hamamı, Vaizoğlu Cami. 

Yürümeye devam edince Kale restoran önünden geçtik. Kapısında şu tabela vardı:

Elena ORLOV

Milletvekili, Bakan, Telsiz-Telgraf Genel Müdürü.

KARS Oblast döneminde öğretmenlik görevinde bulunan ORLOV;

Bolşevik Devriminden sonra Kars'ta kurulan "GÜNEYBATI KAFKAS DEMOKRATİK CUMHURİYETİ" (Cenub-i Garbi Kafkas Cumhuriyeti) Milletvekili ve Eğitim Bakanı sonradan da bu Hükümetin Telsiz-Telgraf Genel Müdürlüğünü de yapan "ORLOV" bu konakta ikamet etmekteydi.

Yola devam edip Sarı renkte yağmur giderleri çok ilginç eski bir bina önüne geldik. Bununda kapısında şu tabela vardı:

TUNCER GÜVENSOY EVİ

(ESKİ BORSA BİNASI)

Baltık mimari tarzında 1890 tarihinde inşa edilen tek katlı ve dikdörtgen planlı bina kışlık konak olarak yapılmıştır. Cumhuriyetin ilanından sonra Ticaret Borsa binası olarak hizmet vermiş, daha sonra şahıs mülkiyetine geçmiş, mülkiyet sahibi tarafından restore ettirilmiştir. Taşınmaz tescil edilerek koruma altına alınmıştır.

Sonra yine eski bir ilkokul binasına ve tabelasına

İSMET PAŞA İLKÖĞRETİM OKULU

19.yüzyıl sonunda iki katlı ve "U" planlı olarak inşa edilmiştir. Yapıldığı dönemde Askeri kışla amaçlı kullanılan taşınmazın giriş cephe duvarlarındaki yalancı sütunlar ve kartuş süslemeleri dikkat çekicidir. 1923 tarihinden sonra ise ilköğretim okulu binası olarak hizmete açılmıştır. Taşınmaz tescil edilerek koruma altına alınmıştır.

ve 1579 tarihinde Padişah III.Murad döneminde yaptırılan ve  17.yüzyılın ortalarında Hacı Yusuf Ağa tarafından büyük çapta onarılarak yeniden ibadete açılmış olan Yusuf Paşa Camiine ulaştık.

Oradan Halit Paşa Caddesinde İlim Yayma Cemiyeti, Haydar Aliyev Caddesinde İl Sağlık Müdürlüğü, Azerbaycan Cumhuriyeti Kars Baş Konsolosluğu binaları, ortasında Atatürk büstünün olduğu bir park ve Eski Vali Konağı ve tabelası görüldü.

 ESKI VALİ KONAĞI

1883 tarihinde Baltık mimarı tarzında yapılan konak tek katlı olup <<U>> planlıdır. Doğu yönündeki binanın giriş cephe duvarı yalancı sütun ve rölyeflerle süslüdür. 13 Ekim 1921 Tarihi Kars Antlaşmasının imzalandığı konak Cumhuriyetin ilanından sonra Vali Konağı olarak kullanılmış 2005 yılında boşaltılarak restorasyonuna başlanmış ve restorasyonu 2010 yılında tamamlanmıştır. Taşınmaz tescil edilerek koruma altına alınmıştır.


 Defterdarlık, Kars Ticaret Ve Sanayi Odası, enteresan balkonu ile Belediye, Serhat Kalkınma Ajansı binaları gezildi. Sonrada Kars Peyniri almak için bir peynirciye gittik. Karsak Süt ürünleri isimli peynirci bütün peynirlerinden tattırdı ve önümüzde duran sipariş formlarından istediğimizi işaretlememizi söyledi. Çeşitler nelerdi: Klasik Eski, Taze Kaşar, Malakan Göbek, Gravyer, Yağlı Çeçil, Dil Peyniri, Salamura Beyaz, İnek Tulum, Koyun Tulum, Deri Tulum, Ezine, Beyaz Çeçil, Küflü Çeçil, İsli Peynir. Bende bir peynir hastası olarak epey sipariş verdim. Gezi dönüşü evimize kargolayacaklar.


Sonra otele dönüp dinlendik. Akşam yemeği için dolaşmaya çıktık. Önce Hasan Harakani cami ve türbesine gittik. Türbeden camiye geçiliyor. Kapıdaki tabelada şunlar yazıyordu:

 SEYYİD EBÜ'L-HASAN HARAKANİ (R.A) (D.MİLADİ.963-V.1033)

10.yüzyılın son çeyreği ile 11.yüzyılın ilk yarısında yaşamış büyük Türk Mutasavvıfıdır. İsmi şerifleri Ali bin Ahmet bin Cafer'dir. Künyesi Ebu'l-Hasan Harakani'dir. Mevlana Mesnevi'sinde Ebü'l-Hüseyin diye de bir künyesi olduğunu bildirmektedir.

Ebü'l-Hasan Harakani'nin tasavvufta bağlılığı Sultanü'l Arifin Beyazid-i Bestami Hazretlerinedir. Onun Ruhaniyetinden üveysi olarak feyz almış yüksek makamlara ulaşmıştır. Gazne hükümdarı Sultan Mahmut, Selçuklu Kumandanı Çağrı Bey gibi devlet ricali ile Ebü Ali Farmedi, Ebü'l-Kasım Kuşeyri, Ebü'l Abbas Kassab, Ebü Said el-Miheni ve Abdullah Ensari gibi mutasavvıflar İbn-i Sina gibi felsefe ve tıp otoriteleri Ebü'l-Hasan Harakani Hazretleri ile görüşmüş kendisinden feyz almışlardır.

Hz.Pir Ebü'l-Hasan Harakani Hicri 412-429 yılları arasında Horasan'ın Rey şehrinin Harakan köyünden gelerek Kars Muharebelerine müritleri ile katılmış Kars hududu Yahniler dağında sağ bacağından ve sol pazusundan yara alarak kan kaybı ile şehit düşmüştür.

Sultan Alparslan'ın Kars'ı fethinden (1064) 31 yıl evvel ve Hoca Ahmet Yesevi Hazretlerinden yaklaşık bir asır önce Anadolu'ya müridleriyle gelen Ebü'l-Hasan Harakani Anadolu'nun manevi fütühatının Alperenlik ruhuyla ilk tohumlarını atmış ve ondan sonra gelen Hoca Ahmet Yesevi'nin müridleri bu tohumları yeşertmişlerdir.

MUKADDES RUHLARI İÇİN EL-FATIHA


Yine gündüz gördüğümüz Kale, Oniki Havariler Kilisesi yani Merkez Kümbet Cami, Ulu Cami, Taş Köprü, İlbeyoğlu Muradiye Hamamı, Vaizoğlu Cami, Raskolnikov  Cafe Restaurant, Namık Kemal Evi ve bahçesindeki Aşık büstlerini, Mazlum Ağa veya Topçuoğlu Hamamı’nın gece nasıl göründüğünü gördük.

Biraz daha ileri yürüyerek benim merak ettiğim Baltık mimarisi ile 130 yıllık geçmişe sahip ve aynı zamanda Serhat Şehri Kars'ın ilk Konservatuvarı binası olan Hotel Cheltikov ‘u ve 19. Yüzyıl sonunda Baltık mimari tarzında kışlık olarak düzgün kesme bazalt taşından iki katlı ve "L" planlı inşa edilen dış cephe duvarları bordür süslemeli Kar's Otel’i gördük.

Akşam yemeği için epey bir dolandıktan sonra Gastrokars Restoranda karar kıldık. Nezih bir ortam ve klasik mezelerden oluşan bir menü ile rakımızı yudumladık. Yemek sonrası otelimize dönüp dinlendik.

 

 

 

NOTLAR:

[1] Ebul Hasan Harakani: M.S. 963-1033 ( Hicri 352-425) yılları arasında yaşayan evliyanın asıl adı Ali Bin Ahmed Caferdir. Bugünkü İRAN'ın Horasan bölgesinde Bistam kasabasına bağlı Harakan köyünde doğmuştur. Hicri 352- Miladi 963 yılında fakir bir ailenin çocuğu olarak dünyaya gelen Ebul Hasan küçük yaşlarında Harakan köyünde çobanlık yapmış daha sonra çiftçilikle uğraşmıştır. Gençliğinde kervanlara yük taşıyıcılığı da yapan Ebul Hasan kaynaklarda belirtildiğine göre kendisinden bir asır önce Horasan da yaşayan Beyazid-i Bestaminin tasavvufundan etkilenerek Bestami dergahında bir süre türbedarlık yapmıştır. Bu süre içerisinde tasavvufa erişen Ebul Hasan daha sonra çağının en büyük manevi şahsiyetlerinden birisi olmuştur. Ebul Hasan Harakani'nin ölümünden 3 asır sonra müritlerinden birisi tarafından yazılan 'Nurul Ulum' adlı eserde; evliyanın ilmi ve hayatından kesitleri öğrenmekteyiz. Farsça el yazması bu eserin orijinali günümüzde British Museum kataloğunda bulunan Nurul Ulum, 6 bölümden oluşmuş, son bölümü evliyanın yaşamını anlatan tek orijinal eserdir. Türkmenistan'dan Anadolu'ya M.S.11.yüzyılda Selçuklu akınları sırasında ( 1018-1021) geldiği anlaşılan Ebul Hasan Hicri 425 Miladi 1033 yılında Kars'a 15 km. uzaklıktaki Yahnı dağının eteğinde Bizans ordusu ile yapılan bir savaşta yaralanarak Kars'ta şehit olmuştur. Şahadet mertebesine erişen ilk Anadolu evliyalarından birisi olan Ebul Hasan için 1064 yılında Sultan Alpaslan'nın Kars'ı fethetmesinden sonra bugünkü Kaleiçi mahallesinde bir türbe yaptırılmıştır. Türklerin Anadolu'ya yerleşmeye başladığı tarih olan 1064'den önce Anadolu'nun Türkleşmesi için gelen bu Alperen 70 yıllık ömrünün tamamında tasavvufunu insan sevgisi üzerine kurmuştur. Nurul Ulum adlı eserden onun 'Türkmenistan'dan Şam'a kadar yaşayan birisinin eline diken batsa acısı benim acımdır' şeklindeki düşüncesinde bu muazzam insan sevgisi ifadesini bulur. Evliyanın Kars merkezinde Kaleiçi mahallesindeki türbesi Ortaçağın sonlarına kadar Kars ve Doğu Anadolu'da geçen siyasi mücadele ve savaşlar sebebiyle zamanla unutulmasına yol açmıştır. Ancak 1579 yılında Osmanlı Padişahı III.Murad doğu sınırlarındaki siyasi istikrarsızlığa son vermek için Lala Mustafa Paşa komutasında gönderdiği 100 bin kişilik Osmanlı ordusu Kars'ı eyalet merkezi yapmak için başlatılan imar çalışmaları sırasında bu Anadolu evliyasına ait kabir bulunarak Ebul Hasan'ın ismine izafeten Evliya Camii inşa edilerek evliyanın kabri de camii bahçesindeki türbeye defnedilmiştir. Basit örgü sistemi ile tüf taşından dörtgen planlı olarak yapılan Ebul Hasan Harakani türbesi 1998 yılında Evliya Camisinde başlatılan restorasyon çalışmaları sırasında türbenin basit örgü duvarları kaldırılarak kubbeli bir şadırvan içerisine alınmış ve Evliya mezarının sandukasının etrafı ahşap çerçeve ile çevrilmiştir. Sandukanın üzerindeki kavuk ve kadife örtü de tamir edilerek orijinal hali ile yeniden sanduka üzerine konulmuştur. Evliyanın türbesi bu onarımdan sonra halkın ziyaretine açılmıştır. 11. Asrın tasavvuf alimlerinden Ebul Hasan Anadolu'nun Türkleşmesi için müritleri ile birlikte hizmette bulunmuş tevazu sahibi bir evliya idi. O Anadolu'nun fethi için Alperenlik ruhuyla ilk tohumları atmış, kendisinden bir asır sonra yaşayan Ahmed YESEVİ'yi de etkilemiştir. Ebul Hasan'ın tasavvuf görüşünü anlatan Nurul Ulum adlı eserden onun ' Her kim bu dergaha gelirse ekmeğini veriniz, inancını sormayınız' şeklindeki düşüncesi daha sonra Mevlana'da ' Kim olursan ol yine gel' şeklinde ifadesini bulmuştur. Mevlana şiirlerinde Ebul Hasan Harakani'yi ' Şeyh-i Din' ( Dinin Şeyhi) olarak nitelemiştir. Yine Ebul Hasan Harakani Nurul Ulum adlı eserin 6. bölümünde ' Bana seni gerek' şeklinde ifade ettiği Allah sevgisi Yunus Emre'nin şiirlerinde şekillenmiştir. Anadolu'nun Türkleşmesinde ve aydınlanmasında büyük rol oynayan Evliya Alperenlerden birisi olan Ebul Hasan Harakani ne yazık ki yeterince tanınmamış ya da tanıtılmamış Kars şehrinin önemli değerlerinden birisidir.

 

 

[2] Ani Kars'ın güneydoğusunda, Arpaçay boyunda bulunan ören yeridir. Demir Çağı'ndan beri önemli bir yerleşim merkezi olan Ani, önce Anadolu yerlilerinden olan Nairilerin ve Urartuların topraklarının bir parçası olmuş, daha sonra ise Ermeniler tarafından ele geçirilmiş ve 961-1045 yılları arasında Pakraduni Hanedanlığı'ndan (Bagratuni Hanedanı) Ermeni hükümdarlarının başkentliğini yapmıştır. 11. ve 12. yüzyıla ait bazı İslam mimarisi eserlerini de barındırır. 2012'de UNESCO tarafından Dünya Mirası Geçici Listesi'ne dahil edilen Ani, 2016'da ise Dünya Mirası olarak tescil edildi. Ani kentinin tarihi Erken Demir Çağı'na (MÖ 1200-1000 arasına) dayanmaktadır. Ani şehrinin bulunduğu bölge Urartular döneminde Akhuriani olarak bilinmekteydi. Bölgenin ilk kez Ermeni hakimiyetine girmesi ise M.Ö. 400'lü yıllarda Orontes Hanedanı döneminde olmuştur. Ani adı ise en erken 6. yüzyılda Gamsaragan (Kamsarakan) sülalesinden Ermeni beylerine ait bir müstahkem yer olarak geçer. Ermeni Gamsaragan ailesi ile Ermeni Bagratuni Hanedanı (Bagrat) ailesi arasındaki uzun mücadele ikincilerin zaferi ile sonuçlanmış ve 780 yılında Gamsaraganlar mülklerini Bagratlılara satarak Bizans ülkesine göçmüşlerdir. Bagratlı I. Aşot 885 yılında Abbasi Halifesi ve Bizans İmparatoru tarafından "Ermenistan Kralı/Şehinşah-ı Armen" olarak tanınmıştır. Aşot ve oğulları önce (bugünkü Tuzluca ilçesinin 8 km kuzeyinde Halimcan köyü yakınında bulunan) Bagaran kentinde, daha sonra (Akyaka ilçesinde Koyucak mevkiinde bulunan) Şirakavan'da ve Kars merkezde hüküm sürmüştür. 961 yılında III. Aşot (953-977) başkentini Ani'ye taşıyarak burada büyük bir kentin inşasına başlamıştır. Kent en parlak devrini II. Smpat (977-989) ve oğlu Gagik (989-1020) döneminde yaşamıştır. Bu devirde kent nüfusunun 100.000'i aştığı rivayet edilmektedir. 1045'te Bizanslılar Ani'yi zaptedip Bagratlı devletine son verince savunmasız ve huzursuz kalan bölge, 1064'te Selçuklu Sultanı Alparslan'a teslim olmuştur. Başka kaynaklara göre Ani ören yerinde Bronz ve Demir Çağı yerleşimler ve Urartulu olması olası yapılar, kazılarla gün ışığına çıkmıştır. İç kalenin duvarlarında, yeniden kullanılmış klasik usulde kesilmiş taş vardır ve Zerdüşt ateşgedesi olabilecek bir yapı da mevcuttur. Ani'den, ilk defa MS 5. yüzyılda müverrihleri, tepeye yapılmış güçlü kale ve Kamsarakan sülalesinin mülkü olarak bahsetmiştir. Kent, 1064 yılına kadar Bizans yönetiminde kalmış ve bu tarihte Selçuklular tarafından fethedilmiştir. Yıkılmış surlar yeniden yaptırılmış ve sur tamir kitabeleri eklenmiştir, aslan, ejderha, çift başlı kartal motifleri görülmektedir. Selçuklu fethinden kısa bir süre sonra kent ve çevresinin Kürt kökenli Şeddadi beyliğinin başkenti olmuştur. Ani'deki en önemli İslam eseri olan Ebu'l Menuçehr Camii, 1072 yılında Şeddadî emiri Menuçehr tarafından yaptırılmıştır. 1190 yılı dolayında Zakare Mkhrgrdzeli adlı Gürcü beyi, Ani hisarını üs alarak Kars ve Ahıska bölgesini kapsayan bir egemenlik kurmuştur. Bunun soyundan gelenler önce Tiflis'teki Gürcü krallarına, sonra Moğol İlhanlılar'a bağlı "atabey" sıfatıyla hüküm sürmüşlerdir. Ani'deki Hristiyan eserlerinin birçoğu bu devirde yapılmış veya onarılmıştır. Daha sonra kent Celâyir ve Karakoyunlu devletlerinin egemenliğine girmiş ise de, nüfusu ağırlıkla Ermenilerden oluşmuştur. Ani 1319'daki depremde ağır hasar görmüş, daha sonra Timur tarafından ele geçirilerek tahrip edilmiştir. Buna rağmen 1535 Osmanlı-İran savaşında tamamen terkedilinceye dek, kentte bir nüfusun barındığı anlaşılmaktadır. 1877-78 Osmanlı-Rus savaşında Rusların eline geçen bölge, Birinci Dünya Savaşı sonrası Osmanlılar tarafından geri alındı. Ancak Ani platosu daha sonra yeni kurulan Ermenistan Cumhuriyeti'nin eline geçti. 1920'de, Kurtuluş Savaşı sırasında Ani son bir kez daha el değiştirdi ve Türkiye Cumhuriyeti sınırlarına dahil oldu.

 

[3] ANİ'NİN TARİHİ

Ani hakkındaki ilk bildiklerimiz, buradaki yaşamın tarih öncesi devirlere kadar indiğini göstermektedir. İç Kale'deki sondaj kazılarından elde edilen buluntular M.Ö. 3. bin yıla, Harman Yeri mevkiindeki mezarlıkta yapılan sondajlar M. Ö. 2. bin yıla (Orta Tunç Çağı) işaret etmektedir. Kentteki mimari kültür varlıklarının geçmişi ise M. Ö. 1200 yılına (Erken Demir Çağı)'na kadar inmektedir. İç Kale'nin güneybatı eteğindeki iri taşlı savunma duvarları, Orta Demir Çağı'nın izlerini taşır. Urartulara ait bu savunma duvarlarının daha sonra Persler (M. Ö. 550-330) tarafından kullanıldığı da bilinmektedir. M. Ö. 330 yılında Büyük İskender'in Persleri yenmesiyle Makedonya İmparatorluğu'na katılan bölge, M. Ö. 140 yılından itibaren Romalılar ve Partlar arasındaki savaşlara sahne olmuş ve bir dönem Partların elinde kalmıştır. Sasanilerin 226 yılında İran'ı tahakküm altına almalarıyla birlikte Ani ve çevresinin de Sasani hâkimiyetine girdiği tahmin edilmektedir.

4. yüzyılın başları, Ani'nin Kamsarakanlılar ile tanıştığı bir dönemdir. 301 yılında Hristiyanlığı resmi din olarak kabul eden Arşak Kralı III. Tridat (Büyük Tridat), 311 yılında İran üzerine düzenlediği bir sefer sırasında Ani'yi de almış ve akrabası olan Kamsar oğlu Arşevir'e hediye etmiştir. Böylelikle Ani'de Kamsarakanlılar devri başlamıştır. Yüzyılın sonlarına doğru Bizans-Sasani çatışmalarının yaşandığı bölge, yeniden Sasanilere kalmıştır.

640'lı yıllarda başlayan İslâm akınları ile önce Emevî ve ardından Abbâsîlere bağlı kalan Ani ve çevresi, 806 yılında Bagratunîlerden Aşot Misaker (Etyi-yen)'in Ermeniyye Beyi atanması ile Bagratunî hâkimiyetine girmiştir. Ani'nin hanedanlığın merkezi konumuna gelmesi ise ancak 961 yılında III. Aşot ile mümkün olabilmiştir.

1044-1064 yılları arasında kısa bir süre Bizans yönetiminde kalan Ani, 1064 yılında Sultan Alparslan'ın fethiyle birlikte Büyük Selçuklu İmparatorluğu'nun hâkimiyetine girmiştir. Yaklaşık bir ay süren zorlu kuşatma ile 16 Ağustos 1064 günü gerçekleşen bu fetih dünyada büyük yankı uyandırmış, Sultan Alparslan ise "Ebu'l Feth (Fetihler Babası)" unvanını almıştır. Böylelikle Ani hem Anadolu'daki Türk-İslam tarihi hem de Türk-İslam şehirciliği ve mimarisinin başlangıcı olmuştur.

Ani'deki Selçuklu yönetimi, 1199 yılındaki Gürcü Krallığı'nın hâkimiyeti ile son bulmuştur. Ardından bölgedeki yerel beylerin, Kıpçakların ve Hârizmşahların saldırılarıyla yara alan kent, 1239 yılında Moğolların saldırılarıyla yerle bir olmuştur. Ani Gürcü Krallığı tarafından idare ediliyor olmasına rağmen, önce Moğollar ve ardından İlhanlıların vasalı haline gelmiştir.

1356 yılında kısa bir süre Altın Orda Hanlığına bağlanan Ani, 1358 yılında Celâyirlilerin eline geçmiştir. 1380 yılında Karakoyunlu hâkimiyetine girmiş, 1394 yılında da Timur'un zaptına uğramıştır. 1406 yılında yeniden Karakoyunluların olmuş, ancak 1435 yılına değin vuku bulan Timur'un saldırılarıyla artık yavaştan terk edilmeye başlamıştır. 1467 yılında Akkoyunlu hâkimiyetine geçen Ani, 1501 yılında Safevîlerin Akkoyunluları mağlup etmesi ile el değiştirmiştir. Kentin yönetimi ise Safevîler adına Avşar Türkmenlerine geçmiştir. Nihayet 1534 yılında, Kanûnî Sultan Süleyman'ın Irakeyn seferi esnasında Osmanlı Devleti'nin topraklarına katılmıştır. Ancak 1604 yılındaki iki aylık Safevî işgali, Ani'deki sonun başlangıcı olmuştur. Bu saldırılarda harabeye -dönen kent, bir daha belini doğrultamaz hale gelmiştir.

1828 yılında Kars Sancağı idaresi altında Erzurum Vilayeti'ne bağlanan Ani, 1878 yılında imzalanan Berlin Antlaşması ile Rusya'ya bırakılmıştır. 1918 yılındaki Brest-Litovsk Antlaşması ile yeniden Osmanlı topraklarına dâhil olmuş, 1921 tarihli Moskova ve Kars Antlaşmalarıyla da Türkiye Devleti'nin sınırlarında kalmıştır.

 

[4] ANİ KAZILARI TARİHİ

Nikolai Yakovleviç Marr Dönemi (1892-1893/1904-1917)

Ani'deki ilk arkeolojik kazılar kentin 1878 yılında Rus işgaline girmesiyle başlamış ve o dönem Rus Bilimler Akademisi'nde görev yapan dilbilimci ve oryantalist Nikolai Yakovleviç Marr, iki dönem halinde kazı çalışmaları yapmıştır.

 

Prof. Dr. İsmail Kılıç Kökten Dönemi (1944)

Ani'deki Türk bilim adamları tarafından yürütülen ilk bilimsel çalışmalar 1944 yılında başlamış ve Arkeolog Prof. Dr. İsmail Kılıç Kökten tarafından kent ve çevresinde bir yüzey araştırması ile bazı sondajlar yapılmıştır.

 

Prof. Dr. Kemal Balkan Dönemi (1964-1967)

Prof. Dr. Kemal Balkan, 1964 yılında Ani ve çevresinde yüzey araştırması yapmış ve 1965 yılında da köyün güneydoğusundaki Bostanlar Deresi üstündeki Cirit Tepesi'nde, köy içindeki harmanlar mevkiindeki mezarlıkta, Büyük Hamam ve İç Kale'nin batısındaki Bostanlar Deresi'ne bakan yamaçlarında çalışmıştır. 1966-1967 yıllarında ise Büyük Hamam'da kazılara devam edilmiş, ayrıca 1967 yılı çalışmalarında Küçük Hamam ve Büyük Hamam civarındaki 1 nolu konutların kuzeyindeki kapalı çarşı olarak düşünülen alanda da kazı çalışmaları yürütmüştür.

 

Prof. Dr. Beyhan Karamağaralı Dönemi (1989-2005)

Ani'deki Sanat Tarihçiler tarafından yürütülen ilk sistematik arkeolojik kazılar 1989 yılında Prof. Dr. Beyhan Karamağaralı tarafından başlatılmıştır. 1989-1990 yıllarında Selçuklu Sarayı ile Ebu'l Menûçehr Camii'nde kazı ve temizlik çalışmaları yapılmıştır. 1991 yılında Selçuklu Sarayı'ndaki çalışmalara devam edilmiş ve tamamlanmıştır. Yine bu yıl, Küçük Hamam ile Ebu'l Menûçehr Camii'nde çalışılmış ve Selçuklu Çarşısı'nın ilk kazıları da bu dönemde başlamıştır. Kazı çalışmalarına 1992-1994 yıllarında Aslanlı Kapı ile bunun kuzeyindeki hendekte devam edilmiştir. Bu dönemde ayrıca Ebu'l Muammeran Camii kuzeyindeki çarşı yolu, İpek Yolu Köprüsü civarlarındaki kervan yolu (Dvin Kapısı civarı) ile 1 ve 2 nolu Selçuklu konutlarında çalışılmıştır. Selçuklu konutlarındaki çalışmalar 1995 yılında da devam etmiştir. 1991-1994 yıllarında başlayan Selçuklu çarşısındaki kazı çalışmalarına bir dönem ara verilmiş, buradaki çalışmalar 2000-2001 kazı dönemlerinde devam etmiştir. 2001-2003 yılı çalışmalarında ise Küçük Hamam önünde birleştiği anlaşılan su yolunun ortaya çıkarılması için çalışmalar yapılmıştır.2003 yılında ise Tigran Honentz Kilisesi jamatununun kuzeyindeki şapel ile kervansaray olarak da bilinen Aziz Arak'elots Kilisesi'nde kısmi kazılar yapılmıştır.

 

Prof. Dr. Yaşar Çoruhlu Dönemi (2006-2010)

Yaşar Çoruhlu, ilk öncelikle Ebu'l Menûçehr Camii'nin güneybatısındaki Selçuklu 2 nolu konutun kazısını yapmıştır. Ayrıca bu dönemde Ebu'l Muammeran Camii'nin kuzeyindeki çarşının doğu kanadı da açılmaya başlanmıştır. 2008 yılı kazı döneminde Selçuklu 2 nolu konuttaki çalışmalara devam edilmiş, ayrıca "Orta Sur Bölgesi" olarak adlandırılan konutların da kazılmasına başlanmıştır. Bu yıl ayrıca Ebu'l Muammeran Camii'nin kuzeyinde kalan dükkânların batı kanadında da çalışılmıştır.

 

Prof. Dr. Fahriye Bayram Dönemi (2011-2018)

Bu dönem kazıları Abughamrents (Polatoğlu-Aziz Grigor) Kilisesi, Katedral (Fethiye Camii) ve Hripsime Şapeli'nde gerçekleştirilmiştir.

 

Doç. Dr. Muhammet Arslan Dönemi (2019-)

Ani Örenyeri'ndeki kazı çalışmaları, 2019 yılından itibaren Kars Kafkas Üniversitesi Fen-Edebiyat Fakültesi Sanat Tarihi Bölüm Başkanı Doç. Dr. Muhammet Arslan'ın başkanlığında devam etmektedir. Ani kazıları, 2021 yılında Cumhurbaşkanlığı kararlı kazı statüsüne alınarak 12 aylık kazılara dâhil edilmiştir.

2019 yılında ilk öncelikle büyük bir çevre temizliği ile başlayan kazı çalışmaları Aslanlı Kapı'nın doğusundaki beşinci burçta devam etmiştir. 2020 yılında ise Selçuklu Büyük Hamam, Ebu'l Menûçehr Camii çevresi, Selçuklu 2 Nolu Konut ve Selçuklu Çarşısı'nda çalışılmış ve Çarşı Mescidi gün yüzüne çıkarılmıştır. 2021 yılında Selçuklu Kümbeti ve Mezarlığı açılmış ve Selçuklu Çarşısı'nın konservasyonu yapılmıştır. 2022-2023 yıllarında Selçuklu Büyük Hamam, 2 nolu konut, çarşı ve mezarlık alanındaki çalışmalara devam edilmiştir. 2023 yılında ise 2 nolu konutun konservasyonuna başlanmıştır.

 

 

 

 

 

 
 
 

Yorumlar


bottom of page