GÜRCİSTAN - TELAVİ -ALAVERDİ KATEDRALİ- PARAVANİ GÖLÜ – VARDZİA - AHISKA 5.Gün
- ÖMER SUHA TOPALAK

- 23 saat önce
- 11 dakikada okunur

Seyahatin 5. Günü 11.04.2024 Perşembe GÜRCİSTAN – TELAVİ – ALAVERDİ KATEDRALİ- PARAVANİ GÖLÜ – VARDZİA - AHISKA
(Notları okumak için metin içinde geçen rakamlara tıklamanız yeterli, geri dönmek için de nottaki rakama tıklarsanız okuduğunuz bölüme geri dönersiniz. )
Gözümüzü Turdo nehri yakınlarında Telavi’nin Ikalto köyünde ki bağların içinde Savaneti Hotel‘de açtık. Otelin tesisleri sosyal imkanları ve havuzu güzel ancak kış olduğundan kullanmak mümkün değil. Çevredeki bahçeler hep üzüm bağı ve sanırım eskiden şarap depolamak için kullanılan büyük toprak küplerle dolu idi. Kahvaltı sonrası yola çıkıp ilk olarak Alaverdi Katedraline [1] gittik.
Manastır, 6. yüzyılda Antakya'dan gelen ve Alaverdi'ye yerleşen 12 Asur babasından biri olan Süryani rahip Joseph (Yoseb, Amba) Alaverdeli tarafından kurulmuş, Arap istilaları sonucu yok olduktan sonra 11. yüzyılda yeniden inşa edilmiş. Manastır ana yol kenarında, otobüsten inip hemen katedralin dış bahçesine girdik. Bahçedeki ağaçlar çiçek açmıştı. Katedral bir kaleyi andırıyor. Çok yüksek sur duvarları var. Yine kale kapısı gibi üstünde kubbesi olan büyük bir kapıdan iç bahçeye giriliyor. Alaverdi'deki arkeolojik araştırmalar, manastır topraklarında zeytin yetiştiriciliğinin varlığını doğrulamış. 16. yüzyıla ait büyük bir zeytinyağı sıkma taşı bulunmuş ve bu taşla soğuk presleme yöntemiyle zeytinyağı çıkarıldığı tespit edilmiş. Papazlar ortalıkta dolaşıyor. Tadilat bir yandan devam ediyor. Bahçede yerlerde mezar taşları var. Gürcistan'daki en yüksek dini yapılardan biri ve 50 m.den yüksek. Sonra katedralin içine girdik. Giriş kapısı üzerindeki ve içerideki freskler epey zarar görmüştü.
Buradaki gezimizi bitirip otobüse geri döndük. Bugün otobüste geçecek süre uzun, Alaverdi manastırından Ahıska’daki otelimize gitmemiz yaklaşık 9,5 saatimizi alacak. Sırası ile kaldığımız Ikalto köyü, Telavi, Gurcaani, Kachreti gibi şehirlerin dışından şarap tadımı yaptığımız Patardzeuli köyündeki KTW şarap üretim tesisleri önünden Vaziani şehri ve Tiflis’in güneyinden geçip Tsalka şehri Vatansever Kahramanlar Anıtı, şehir stadyumu yakındaki şelalesiyle tanınan Daşbaşi Kanyonu ve arkasında Kafkas dağlarının bir kısmı yükselen Tsalka Baraj Gölü sonrada, Khrami Nehri boyunca Ermeni köylerini görerek Paravani gölüne ulaştık. Daha önce yazmadığımı fark ettim. Gürcistan’da doğal gaz boruları toprak altında değil dışarıda. Yol boyunca köylerden kasabalardan geçerken bu borular evlerin önlerinde uzayıp gidiyor sadece kapı girişinde bir araç geçmesi için yükseltilmiş. Çok ilginç bir görüntü oluşuyor.
Yol üzerinde açık büfe bir restaurant’ta yemek yedik güzel ve doyurucu idi ancak fotoğraf çekip yer adını notlarıma almamışım. Yalnız Gürcistan’ın bu bölgesi yol üstü tesisleri açısından çok zayıf. Doğru düzgün durmak için yer yok. Erkekler tuvalet sorunlarını bir şekilde doğada çözüyor ancak kadınlar için pek seçenek yok. Çok zorlandıklarını söylemeliyim.
Otobüs yol buzlu olduğu için gölün kıyısına kadar gidemedi. Bizlerde yaklaşık 15 dakika kar, buz ve rüzgarda yürüyerek gölün kıyısına gittik. Paravani gölü donmuştu. Burada bulunan müştemilat gibi duran küçük bir kiliseye sadece ben kapıdan geçip girdim. Pek fazla bir şey yoktu. Küçük bir kilise vardı ancak asıl Aziz Nino Rahibeler manastırı [2] biraz daha ileride Poka köyünde imiş. Biz soğuktan ancak burayı bu kadar gezebildik. Tekrar yürüyüp geri döndük ancak çok üşüdük.
Yola devam edip Poka köyü Ermeni mezarlığı yanından, yine Ermeni nüfusunun yoğun olduğu Gandza, Ninotsminda şehirleri içinden geçtik. Araştırınca bu bölgenin çok başka bir hikayeyi sakladığını keşfettim. Ninotsminda şehrine çok yakın Gorelovka şehrinin bizim Kars Malakanları gibi bir Hristiyan etno-dini grup olan Doukhoborlar’ın başkenti olduğunu öğrendim. Pasifizmleri ve sözlü tarih, ilahi söyleme ve şiir geleneğiyle tanınıyorlar. Rus Ortodoks rahipliğini ve ilgili ritüelleri reddediyorlar ve kişisel vahyin İncil'den daha önemli olduğuna inanıyorlar. Ortodoks olmayan inançları nedeniyle Rus hükümeti tarafından zulüm görenlerin yaklaşık üçte biri 1899 ile 1938 yılları arasında Kanada'ya göç etmiş ve 2023 itibariyle çoğunluğu orada yaşamakta imiş.
Ahılkelek (Akhalkalaki) [3] şehrinde mola verdik buradaki 9 Nisan1989'da Sovyetler Birliği'ne karşı verilen bağımsızlık mücadelesinde hayatını kaybedenler için yapılmış anıtı gördük. Ayrıca yol üzerinde Şair Shota Rustaveli anıtını fotoğraflamışım.
Yolumuz Khertvisi Kalesi’nin [4] olduğu sapağa kadar devam etti. Bu sapaktan ayrılıp 20 dak. sonra Mtkvari (Kura) Nehri'nin sol kıyısında, deniz seviyesinden 1300 m. yükseklikte 12. yüzyıla ait Gürcü sanatının bir anıtı olan, Eruşeti Dağı'nın eteklerinden kazılmış olan manastır topluluğu Vardzia [5] Mağara Kasabası’nın karşısına ulaştık. Mağaralar, uçurum boyunca yaklaşık beş yüz metre boyunca uzanıyor ve on dokuz katmandan oluşuyor. Meryem'in ölümü Kilisesinin tarihi, Tamar ve Rustaveli'nin altın çağını yaşandığı 1180'lere dayanıyormuş. Kilisede önemli duvar ressamlığı serileri varmış. Grup otobüste geçen uzun zaman ve yol nedeniyle çok yorulduğu için buraya bile gelmeyi istemedi ancak bastırınca gelebildik. İçini göremesek de en azından uzaktan gördük.
Tekrar geri dönüp yaklaşık 1saat 15 dak. sonra Aspindza şehri içinden geçip Ahıska’ya ve otelimiz Akhaltsikhe Inn’ e ulaştık. Akşam yemeğini otelde yedik. Ben sebze çorbası ve et ızgara yedim. Yanında APA isimli Gürcistan birası içtim. Yemek için 45 Lari, Bira için 10,4 Lari ödedim. Sonrada günü yorgunluğunu atmak için odama çekildim.
NOTLAR:
[1] Alaverdi Manastırı Kaheti bölgesindeki Ahmeta kentine 25 km uzaklıkta bulunan bir Gürcü Ortodoks manastırıdır. Manastırın bazı bölümlerinin tarihi 6. yüzyıla dayansa da, günümüzdeki katedral 11. yüzyılda III. Kvirike tarafından eski Aziz Yorgi kilisesinin yerine yapılmıştır. Katedral, özellikle 15 ve 18. yüzyıllarda gerçekleşen depremlerde birkaç kez hasar gördü. Kilisenin freskleri 19. yüzyılda boyanmıştır, ancak 1966'da kısmen yenilenmiştir. Katedralin dış duvarları, katedral kilisesi mimarisinin tipik bir örneği olacak şekilde çok az süslüdür. Kilisenin içinin yüksekliği 42 metreden yüksektir. Manastır, Antakya'dan gelen ve Alaverdi'ye yerleşen Süryani rahip Joseph (Yoseb, Amba) Alaverdeli tarafından kurulmuştur. Sonrasında ise bölgede küçük bir köy ve eski Pagan inanışlarına göre Aya adanmış olan bir dini merkez kurulmuştur. 55 metreyi aşan uzunluğuyla, Alaverdi Katedrali Gürcistan'daki en uzun dini yapıydı. Bu rekoru, 2004 yılında Tiflis'te Kutsal Teslis Katedrali'nin inşa edilmesiyle kaybetmiştir. Ancak, Kutsal Teslis katedralinin genel büyüklüğü, Mtsheta'daki Svetitşoveli Katedrali'nden daha küçüktür. Manastır, yıllık "Alaverdoba" kutlamalarının odak noktasıdır. Dünyanın en eski şarap bölgesinin kalbinde yer alan rahipler, festivalin bir parçası olarak "Alaverdi Manastırı Mahzeni" olarak bilinen yerde kendi şaraplarını da hazırlayıp içerler. Kompleks şu binaları içermektedir: Alaverdi Aziz George Katedrali, savunma duvarı, şapel, Peikar-Khan sarayı, şarap mahzeni ve hamam.
[2] Poka Aziz Nino Manastırı: Paravani Gölü'nün sakin kıyılarında yer alan Poka St. Nino Manastırı, Gürcistan'ın zengin Hristiyan mirasına bir tanıklık olarak durmaktadır. Efsaneye göre, Hristiyanlığı Gürcistan'a getiren kadın olan Aziz Nino, Kapadokya'dan Mtskheta'ya olan zorlu yolculuğu sırasında burada iki gece dinlenmiştir. Bu huzurlu mekânda Aziz Nino derin bir vizyon yaşamıştır. Kendisine, Mtskheta'daki Krallara Kurtarıcı'nın mührünü taşıyan bir belgeyi iletmesi için emir veren ışık saçan bir adamla karşılaşmıştır. Kutsal Bakire'ye dua ettikten sonra, Aziz Nino yolculuğuna devam etmiş, yolu Gürcü ruhsal tarihine sonsuza dek kazınmıştır. Poka St. Nino Manastırı, Gürcü mimarisinin 11. yüzyıldan kalma küçük ama sanatsal olarak önemli bir anıtıdır ve bu ilahi karşılaşmanın bir kanıtı olarak durmaktadır. 1989'da yeniden kurulan manastır, 1992'de bir rahibe manastırı eklenmesiyle, ibadet ve günlük yaşamın uyumunu yansıtmaya devam etmektedir. Burada yaşayan rahibeler, yerin ruhsal özünü korumakla kalmaz, aynı zamanda ziyaretçilerin tadına bakabileceği ve ziyaretlerinin lezzetli hatıraları olarak evlerine götürebileceği nefis peynir, çikolata ve diğer ikramları da üretmektedir. Poka St. Nino Rahibe Manastırı sadece bir ibadet yeri değil; aynı zamanda topluluk etkinliklerinin merkezi haline gelmiştir. Rahibeler, bir cemaat okulu işletmekte, yerel çocuklara çeşitli dersler vermekte ve yerel halka ücretsiz tıbbi tedavi sunmaktadır. "Pokani" adlı emaye atölyeleri, güzel litürjik eşyalar ve ikonlar üretmekte, manastırın günlük yaşamına ruhsal bir dokunuş katmaktadır. Manastır, Aziz Nino'nun Gürcistan'a girdiği günü işaret eden 1/19 Haziran'da tatilini kutlamaktadır. Poka St. Nino Manastırı'nı ziyaret etmek, Gürcistan'ın Hristiyan mirasının kalbine bir yolculuk, zamana geri adım atmak ve halkının yaşayan inancını tanık olma fırsatıdır.
[2a]Çoğunlukla etnik Ermenilerin yaşadığı Poka'nın şirin köyünde bulunan Poka St. Nino Rahibe Manastırı, Gürcistan'ın Samtskhe-Javakheti Bölgesi'nde dikkat çekici bir yerdir. 2,000 metreden etkileyici bir yükseklikte bulunan bu sakin rahibe manastırı, volkanik kökenleriyle bilinen Gürcistan'ın en büyük gölü olan Paravani Gölü'ne bakmaktadır. Kendinizi Samtskhe-Javakheti Bölgesi'nde seyahat ederken bulursanız, Poka Rahibe Manastırı'nı ziyaret etmek zenginleştirici bir rota değişikliğidir! Nefes kesen manzaralar ve bozulmamış doğal çevre, huzurlu bir atmosfer yaratırken, rahibe manastırı, lezzetli çikolatalar ve Fransız tarzı el yapımı peynirler de dahil olmak üzere, hepsi yerinde hediyelik eşya dükkanından satın alınabilen lezzetli organik el yapımı ürünleriyle ünlüdür. Poka St. Nino Rahibe Manastırı'nın tarihi, Gürcistan'daki en eski ortaçağ tarihi derlemesi olan "Kartli'nin Dönüşümü" adlı eski metinde aydınlatılmıştır. Bu anlatıya göre, Kapadokya'lı St. Nino, Cavakheti Dağları'ndan geçerek Gürcistan'a doğru yolculuk etmiş ve şu anda St. Nino Kilisesi'nin bulunduğu yerde mola vermiştir. Hristiyanlığın Gürcistan'a girişinin St. Nino'nun mirasıyla iç içe geçmiş olması göz önüne alındığında, bu alan Gürcü halkı için derin bir dini öneme sahiptir. 11. yüzyılın ortalarında inşa edilen rahibe manastırındaki St. Nino Kilisesi, titizlikle kesilmiş kare taş bloklardan inşa edilmiş bir salon kilisesidir. Kapıları ve pencereleri karmaşık oymalara sahiptir ve duvarlarında hala fresk kalıntıları görülebilir. Şapel, özellikle güney duvarında bulunan ve orijinal inşaat dönemi ve sonraki yenilemeler hakkında fikir veren bilgilendirici yazıtlar nedeniyle takdir edilmektedir. Sol pencerenin altında bulunan ve Asomtavruli'nin tarihi Gürcü alfabesiyle yazılmış bir yazıt, kilisenin Bagrat IV Kuropalates döneminde Usta Bavreli olarak bilinen bir mimar tarafından inşa edildiğini ortaya koymaktadır. 1988'de, Tüm Gürcistan'ın Katolikos-Patrik'i II. İlya, Javakheti'ye yaptığı seyahatler sırasında Poka'yı ziyaret etti. Kilisenin bitişiğinde bir ev satın aldı ve o zamanlar halka kapalı olan bölgeye erişim sağlamak için ikametgah olarak kaydoldu. 1992'de, patriğin evinde bir rahibe manastırı kuruldu ve manastırın başına Hegumen Elisabeth (Meskhishvili) atandı. Rahibe manastırına misyoner bir rol verildi ve o zamandan beri ağırlıklı olarak Ermenice konuşan bir topluluk içinde Gürcüce konuşan tek yerleşim yeri olarak hizmet verdi.
[3] Ahılkelek: Gürcistan'ın güneybatı kesiminde, Samtshe-Cavaheti bölgesinde bulunan küçük bir kenttir. Türkçede son dönemlerde "Ahılkelek" biçiminde yazılan yer adı, "yeni şehir" anlamına gelen Gürcüce Ahalkalaki'den gelir. Ahalkalaki adı ilk kez, Gürcistan'ın 8-11. yüzyıl olaylarının anlatıldığı anonim bir tarih derlemesi olan Matiane Kartlisa’da "Kartli Tarihi" geçer. Gürcü tarihçi ve coğrafyacı Vahuşti, başka Gürcüce kaynaklarda da sözü edilen Ahılkelek'in Cavaheti'de Ahılkelek Çayı'nın Kura Nehrine katıldığı yerde kurulu olduğunu yazar. Küçük bir yerleşim olan şehir, Gürcistan Krallığı sınırları içindeyken 1060'larda Alp Arslan'ın orduları tarafından yağmalandı. 13. yüzyılda Moğollar tarafından yakılan şehir, daha sonra Samtshe atabeylerinin yönetimine girdi. 1538'de İmereti kralı III. Bagrat ile Samtshe atabagi Kvarkvare arasındaki savaşa sahne olan şehir büyük yıkıma uğradı. 16. yüzyılın sonlarında Osmanlılar Ahılkelek'i ele geçirdi ve şehir Gürcistan Vilayeti'nin veya Çıldır Eyaleti'nin bir parçası haline geldi. Osmanlı kayıtlarında Ahalkalak olarak geçen şehir, bu eyalete bağlı Ahalkalak Livası'nın merkeziydi. 1770'lerde Gürcü kralı II. Erekle birkaç kez kenti almaya çalıştıysa da başarılı olamadı. Uzun süre Osmanlı yönetiminde kalan Ahalkalak, 1828-1829 Osmanlı-Rus Savaşı'nda Osmanlı Devleti'nin yenilmesi üzerine Rusya İmparatorluğu sınırları içinde kaldı. Ruslar Ahılkelek ve çevresindeki Müslümanları göç ettirip yerlerine Erzurum vilayetinde meskun ve savaşta Rus ordusuna destek vermiş olan Ermenileri yerleştirdi. Nitekim tarihsel Cavaheti bölgesinin merkezi olan Ahalkalaki'nin 1897 yılındaki 5.440 kişilik nüfusunun ezici çoğunluğunu (4.024 kişi) Ermeniler oluşturuyordu. Bu tarihte kentte sadece 297 kişi Gürcü olarak kaydedilmiştir. Kalan nüfus ise, farklı etnik grupları kapsıyordu. I. Dünya Savaşı sonlarına doğru Rus ordularının bölgeden çekilmesi üzerine Ahılkelek bağımsız Gürcistan sınırları içinde kaldı. 1921'de Kızıl Ordu bütün Gürcistan'ı işgal edip ülkeyi Sovyet cumhuriyeti haline getirdi. Günümüzde Ahılkelek'in nüfusunun çoğunluğunu Ermeniler oluşturmaktadır. Türkiye'yi Gürcistan üzerinden Azerbaycan'a bağlayan Bakü-Tiflis-Kars demiryolu Ahılkelek'ten geçer.
Gürcistan'ın Akhalkalaki şehri, Samtskhe-Javakheti bölgesinin (Güney Javakheti) bir ilçesinin merkezidir. Deniz seviyesinden 3.000 metre yükseklikteki volkanik bir platoda yer almaktadır. Samtskhe-Javakheti bölgesi, Kraliçe Tamar'ın hükümdarlığı döneminde, Gürcistan'ın Altın Çağı'nda büyük bir gelişme göstermiştir.
Akhalkalaki köyünün tarihi: Efsaneye göre Nuh'un büyük torunlarından biri, gemiyi inşa eden Kartlos (Gürcülerin atası), Javakheti bölgesini miras alan Javakhos adında bir oğula sahipti. Bu platounun yüksek ama verimli toprakları her zaman fatihleri kendine çekmiştir. MÖ 12. yüzyıldaki Paleolitik dönemde, günümüz Gürcistan'ının güneyinde Zabakha kabile devleti bulunmaktaydı. Büyük İskender'in Kral Darius'u yendiği MÖ 331'deki Gaugamela Savaşı'ndan sonra Ahameniş Pers İmparatorluğu yıkıldı. Saldırgan komşusunun bu yenilgisi, İber Yarımadası'na Javakheti'nin faydasını sağladı. Bölge İber Yarımadası'nın bir parçası oldu. Ancak MÖ 3. yüzyılda Büyük Ermenistan güçlenmeye başladı ve I. Artaşes döneminde Javakheti, Ermeni devletinin bir parçası oldu. Ardından tuhaf bir ping-pong oyunu başladı. Ermenistan sınırında yer alan bu bölge, periyodik olarak İber Yarımadası ve Ermenistan arasında el değiştirdi. Büyük Ermenistan'ın nihai dağılmasının ardından Javakheti, Gürcistan'ın bir parçası oldu. Daha sonra Araplar bu topraklara saldırdı ve onları ele geçirdi. 9. ve 10. yüzyılların başlarında Gürcü devleti güçlenmeye başladı ve kendi devletleri kalmamış olan komşuları Ermenilerle birlikte Transkafkasya'yı Araplardan temizledi. Daha sonra Bizanslılar da Transkafkasya'yı terk etti. 1001 yılında, Bagrationi hanedanının bir üyesi olan Kral Bagrat III, Abhazya tacını miras aldı ve İmereti, Abhazya ve Kartli olmak üzere üç Gürcü krallığını birleştirdi. 1008'de Samtskhe ve Javakheti de Gürcistan'a katıldı. Böylece refah ve aydınlanma çağı olan Altın Çağ başladı. Kraliçe Tamar bu bölgeye özel bir değer verdi ve korumasını oğlu Kral Lasha-George'a miras bıraktı. Bu dönemde Javakheti, birleşik Gürcü ordusunun kazandığı birçok savaşa tanık oldu. Altın Çağ'dan üç yüzyıl sonra, birleşik Gürcistan dağıldı ve Osmanlı İmparatorluğu güç kazanmaya başladı. Javakheti'de ortaya çıkan Samtskhe-Saatabago prensliğini işgal etti. Bugün Javakheti'nin büyük bir kısmı Doğu Türkiye'nin bir parçasıdır. Ahalkalaki şehri de aynı Altın Çağ'da, 11. yüzyılda inşa edilmiş ve Gürcistan'ın çöküşünden sonra Türkler tarafından yıkılmıştır. 19. yüzyılın başlarına kadar Akhalkalaki, Paskeevich'in ordusunun şehri savaşta ele geçirmesine kadar seyrek nüfuslu bir taşra köyüydü. O dönemde Osmanlı İmparatorluğu ile de savaş halindeydi. Rus İmparatorluğu'nun politikası basitti: Bölgedeki Müslüman nüfusu, İslam'a geçen yerli halk da dahil olmak üzere, bölgeden kovdu ve Doğu Ermenistan'dan 50.000'den fazla Ermeniyi sınır bölgesine yerleştirdi.
Modern Akhalkalaki: Sovyet döneminde ve çöküşünden sonra, özellikle Akhalkalaki ve genel olarak Javakheti, Gürcistan'ın en ihmal edilmiş ve yoksul bölgeleriydi. Erkekler çalışmaya giderken, kadınlar tarımda çalışıyordu. Surb Haç Ermeni Kilisesi Kilisenin yakınındaki heykel Kafkasya'da eski bir gelenek, ölen akrabaların anısına içme çeşmeleri yaptırmaktır. Başpiskopos Karapet Bagratuni anıtı Mesrop Mashtots anıtı Eski Cami Bölgenin tarımsal mirası bozulmadan kalmıştır, ancak Akhalkalaki artık unutulmuş bir yer değildir. Bölgeye doğalgaz tesisatı kurulmuş ve daha önce var olmayan yollar inşa edilmiştir. Gürcüce öğretmenleri bölgede çalışmaya başlamış, böylece 21. yüzyılda doğan ve Gürcüce konuşan Ermeni çocuklarının kendi ana vatanları olan Gürcü topraklarında kendilerini daha rahat hissetmeleri sağlanmıştır. Nüfusun büyük çoğunluğu hâlâ Ermeni, ancak artık kendilerini terk edilmiş hissetmiyorlar.
Akhalkalaki turizmi: Ahalkalaki turistik bir yer değildir ve broşürlerde reklamı yapılmaz, ancak kasaba tarih meraklıları için ilgi çekici olabilir. Temiz dağ havası ve tarihi anıtlarıyla övünür. Ahalkalaki ayrıca etnografya ile ilgilenen turistleri de cezbedebilir; bu kasabada Gürcü halkının değil, Ermeni halkının etnografyası hakkında bilgi edinebilirsiniz.
Akhalkalaki'nin en önemli simgesi, 11. yüzyılda Kral Bagrat III tarafından inşa edilen kale surlarıdır. Bunlar Akhalkalaki Rabat olarak bilinir. Kale büyük ölçüde yıkılmış olsa da, sur ve kulenin parçaları günümüze kadar ulaşarak bu bölgenin geçmişini yüzyıllar sonra bile anlatmaya devam ediyor. Turistler bir kervansaray ve bir Osmanlı camisinin kalıntılarını görecekler. Ne yazık ki, çiftçiler bu kalıntıları tarihi miras olarak görmüyor; hayvanlar sıklıkla buralarda otluyor. Bu bölgenin sakinleri, Hristiyan mimari anıtlarına Türkiye'deki komşularıyla aynı şekilde davranıyor. Kale, Rus birliklerinin çekilmesinden bu yana terk edilmiş olan eski Rus askeri üssüne bakmaktadır. Şehir ve bölge, çok sayıda Gürcü ve Ermeni kültür anıtına ev sahipliği yapmaktadır. Tarihi anıtların yanı sıra, Akhalkalaki bölgesi doğa rezervleri ve devlet tarafından koruma altına alınmış alanlara da ev sahipliği yapmaktadır. Ziyaretçiler, bölgenin eşsiz doğal manzarasını ve kışın uzun süre donan göllerini keşfedebilirler.
Akhalkalaki'de yapılacak şeyler: Belki de düşük potansiyeli nedeniyle, Akhalkalaki'nin turizm altyapısı yetersiz gelişmiştir. Şehirde neredeyse hiç eğlence merkezi, restoran veya diğer olanaklar bulunmamaktadır. Shota Rustaveli anıtı İlçe merkezi ve Sulda köyü, konukların konaklayabileceği birçok aile işletmesi otel sunmaktadır. Bu tesisler birkaç düzine kişiyi ağırlayabilir. Gürcistan'ın tamamı gibi Akhalkalaki de nispeten güvenli bir bölge, ancak bölgeyi Viva-Georgia personeliyle ziyaret etmek en iyisi. Grup ve bireysel turlar, hazırlıksız gezginlerin genellikle gözden kaçırdığı Akhalkalaki'nin önemli yerlerini görmenizi sağlayacaktır. Akhalkalaki, Gürcistan'ın en soğuk bölgesidir, bu nedenle sıcak giysiler her zaman işinize yarayacaktır.
[4] Khertvisi Kalesi, Gürcistan'daki tahkimat yapılarından biridir. Uzun bir tarihe sahiptir. Gürcü tarihçilere göre, MÖ 4.-3. yüzyıllarda burada bir kale şehri vardı ve surları Makedonya Kralı Büyük İskender'in savaşına tanık oldu. Kale, Orta Çağ'da birkaç kez görünümünü değiştirdi. Kale, 10. ve 14. yüzyıllarda önemli ölçüde yenilenmiş, kale kulesi ve bir sur inşa edilmiştir. Khertvisi kalesi, bir hisar ve bir surdan oluşmaktadır. Surlarla çevrili hisarın iç bölgesi birkaç bölüme ayrılmıştır. Kalenin batı kesiminde küçük bir kilise ve diğer yapıların kalıntıları bulunmaktadır. Kuzeybatıda suya giden bir tünel vardır. Mtkvari ve Paravnistskali nehirlerinin birleştiği stratejik öneme sahip bir konumda inşa edilen kale, Ermenistan ve Bizans'a giden yolları kontrol etmek için kullanılıyordu. 16. yüzyılın sonunda Khertvisi, Osmanlılar tarafından işgal edilmiştir. 1771'de Erekle II kaleyi geri almıştır, ancak müttefiklerinin ihaneti nedeniyle kaleyi terk etmek zorunda kalmıştır. 1828'de Khertvisi kalesi Gürcistan'a iade edilmiştir.
[5] Vardzia , 12.-13. yüzyıllara ait Gürcü sanat kültürünün bir anıtı olan, kayalara oyulmuş bir manastır topluluğudur. Aspindza bölgesinde (Aspindza'ya 30 km uzaklıkta) tarihi Javakheti'de, Mtkvari Nehri'nin sol kıyısında, deniz seviyesinden 1300 metre yükseklikte yer almaktadır. Orografik şemaya göre Vardzia, Erusheti Sıradağları'nın doğu kollarının sonunda bulunur. Vardzia'nın en üst mağarası deniz seviyesinden 1462 metre yüksekliktedir. Vardzia kalesi, 100 m. yükseklikte katlar halinde düzenlenmiştir. Kat sayısı 3 ile 13 arasında değişmektedir. İçinde 600'den fazla oda bulunmaktadır. Yemekhaneler, hücreler, kilerler, yardımcı depolar ve 185 adet qvevri (küçük şarap fıçıları) bulunan 25 mahzen mevcuttur. Kaleyi inşa etmeye Kral III. George başlamış ve kızı Kraliçe Tamar tarafından tamamlanarak askeri bir kaleden geniş bir müstahkem manastıra dönüştürülmüştür. Yapı kompleksi esas olarak 1156 ile 1203 yılları arasında inşa edilmiş ve 15 Ağustos 1185'te Meryem Ana'nın Göğe Yükselişi onuruna kutsanmıştır. Vardzia kompleksinde 15 kilise bulunmaktadır. Bunların en önemlisi Meryem Ana'nın Göğe Yükselişi Kilisesi'dir. Burada, Giorgi adlı bir sanatçı tarafından yapılmış muhteşem bir duvar resmi korunmaktadır. Duvar resminde Giorgi III, Kraliçe Tamar ve diğer ileri gelenler tasvir edilmiştir. Tamar'ın günümüze ulaşan dört portresinden bu, gençlik yıllarını gösteren ve muhtemelen 1186 yılında yapılmış olan en eski resimdir. Ayrıca kucağında İsa'yı taşıyan Meryem Ana, on iki havari, İncil döngüsünden sahneler ve Göğe Yükseliş de resmedilmiştir. 1551'de Vardzia, İran Şahı I. Tamaz tarafından ele geçirildi ve yağmalandı. Persler, ünlü Meryem Ana ikonasını, altın ve çelik kapıları ve birçok hazineyi çaldılar. 1578'de Vardzia Türkler tarafından ele geçirildi ve tekrar yağmalandı. Bazı keşişler öldürüldü, diğerleri farklı yönlere dağıtıldı ve yer ıssızlaştı. Gürcistan'da Sovyet iktidarının kurulmasının ardından Vardzia'da ilk olarak bir turizm merkezi kuruldu ve 1983'te bir müze açıldı. 1989'da Tüm Gürcistan Katolikos-Patriği II. İlya'nın kutsamasıyla Vardzia'da dini hizmetler yeniden başlatıldı ve 1999'dan beri manastır hayatı yeniden canlandırıldı.

























































































































































Yorumlar