top of page

GÜRCİSTAN - TİFLİS - 3.Gün

  • Yazarın fotoğrafı: ÖMER SUHA TOPALAK
    ÖMER SUHA TOPALAK
  • 7 saat önce
  • 21 dakikada okunur

Seyahatin 3. Günü 09.04.2024 Salı GÜRCİSTAN – TİFLİS - SAMEBA KATEDRALİ, BARIŞ KÖPRÜSÜ, GÜRCİSTANIN ANASI HEYKELİ, TİFLİS  NARİKALE

(Notları okumak için metin içinde geçen rakamlara tıklamanız yeterli, geri dönmek için de nottaki rakama tıklarsanız okuduğunuz bölüme geri dönersiniz. )

Sabah erkenden Sabema Katedrali’ne [1] gittik. İnşaat 2004 gibi yakın bir tarihte bittiğinden iyi planlanmış ve inşa edilmiş yeni bir katedral. Bulunduğu alan ve içi çok büyük. Sur kapısı gibi yapılmış ilk kemerli kapıyı geçtikten sonra açık alanda sizi üstlerinde haçlar olan sütunların bulunduğu çok geniş bir yürüme alanı karşılıyor. Çan kulesi ayrı bir bina olarak bahçede duruyor. Katedral oldukça yüksek bir tepeye inşa edilmiş ayrıca kendi kubbesi de çok yüksek. Bizans temelli haç-planlı kütle düzeni hâkim. Kademeli olarak yükselen hacimler, yukarı doğru ruhani bir yükseliş duygusu yaratıyor. Cephede üst üste binen üçgen alınlıklar ve kemerli yüzeyler, yapıya piramidal bir görünüm kazandırıyor. Ortada baş piskopos için büyük bir taht duruyor. Büyük bir İsa resminin olduğu mihrabın önünde eğilip kalkarak istavroz çıkaran bir rahip ve bir rahibe sanırım tören hazırlığı yapıyorlardı.

Katedralden çıkıp Parlamento binasına gitmek ve metroyu görmek için Tiflis Metrosunu kullandık. Avlabari istasyonuna yürüdük oradan metroya binip yaklaşık 5 dak. sonra Özgürlük Meydanı durağında indik.

Oradan da yürüyerek Parlamento binasına [2] gittik. Binanın önünde bir toplantı vardı. Televizyon kameralarına birkaç kişi beyanat veriyordu. Ayrıca gençler ellerinde çiçekler bekliyorlardı. Sonradan bunun 9 Nisan Trajedisi (aynı zamanda Tiflis katliamı veya Tiflis trajedisi olarak da biliniyor) ile ilgili bir toplantı olduğunu anladık. 9 Nisan 1989'da Sovyet karşıtı , bağımsızlık yanlısı ve milliyetçi Gürcü gençlerin yaptığı bir gösterinin Sovyet Ordusu tarafından bastırılması ve bu esnada 17’si kadın 21 kişinin ölmesi ve yüzlerce kişinin yaralanması nedeniyle her 9 Nisan’da anma toplantıları düzenleniyormuş. Parlamento’nun önündeki anıt heykele de çiçek bırakılıyormuş.

Sonra yine yürüyerek Özgürlük Meydanına gittik. Meydanın ortasında Gürcü heykeltıraş Zurab Tsereteli tarafından yapılmış 35 m. yüksekliğinde bir sütunun üstünde bronzdan yapılmış ve altınla kaplanmış 5,6 m. yüksekliğinde Aziz George Heykeli  duruyor. Meydanın etrafında Tiflis Şehir Meclisi, Pushkin Park, Courtyard by Marriott Hotel, Luxury Collection Hotel gibi binalar bulunuyor. Rehber grup için serbest zaman verdi.

Bende bu zamanı Gürcistan parlamentosunun karşısında olan Gürcistan Güzel Sanatlar Müzesi’ni gezerek geçirdim. Müze ziyarete 2018'de açılmış ve son 70 yılda 80'den fazla sanatçının yarattığı 3500'ün üzerinde sanat eseri yer almakta. Giriş için 18 Lari ödedim. Gürcü sanatçıların  resim koleksiyonu gerçekten büyüleyici idi. Keyifle gezdim, çıkmak istemedim.

Ancak buluşma saatine gitmek zorunda olduğumdan müzeden çıktım. Yine grup olarak Tiflis’i gezmeye devam ettik. Özgürlük meydanından yürüyerek Tiflis eski şehir surları kalıntılarının ve bu kalıntıların üstüne inşa edilmiş eski otantik Gürcü mimarisi örneği evlerin yanından geçtik. Surların önündeki parkta Gürcü bir mimar ve tarihi koruma uzmanı Shota Kavlashvili Heykeli [3] vardı.

Yolun karşısında eski görünümlü bir kule, Tiflis Sovyet dönemi sokak sanat eserlerinden biri olan Prometheus ve insanları tasvir eden heykelsi kabartma onun yanında da altın rengi cam kaplı yepyeni bir bina duruyor. Hepsi birbirine tezat.

Yine aynı parkın içinde besteci Revaz Laghidze Heykeli [4], filozof Ioane Petritsi Heykeli [5] yine korkulukları iğne oyası gibi işlenmiş eski gürcü evleri, tramvay şeklinde yapılmış turist bilgi merkezi, iki katlı şehir gezi otobüsleri ve durağı, heykeltıraş Irakli Tsuladze'ye ait 2008 yapımı Tiflis'in geçmişinde 1927'de elektrik gelince unutulmuş bir mesleğe saygı duruşunda bulunan büyüleyici bir bronz heykel "Fener Yakan Adam" heykeli, Berikaoba tiyatrosunu betimleyen heykel topluluğu [6] yan yana görülüyor.

Sonra Gürcü şair Ioane Shavteli’nin adını taşıyan sokağa döndüğünüzde sol tarafta ziyaretçileri, Gürcistan'ın tarihi geçmişindeki önemli şahsiyetlere ve olaylara saygı duruşunda bulunan, ustaca yapılmış bir dizi heykel karşılıyor.

Yolun devamın da sizi,  Gürcü sanatçı, oyun yazarı, yönetmen ve heykeltıraş Rezo Gabriadze tarafından 1981 yılında tasarlanıp hayata geçirilen, Tiflis'in ilk Gürcü kukla tiyatrosu olan Rezo Gabriadze Kukla Tiyatrosu ve kendisinin 2010 yılında yaptırdığı tiyatronun simgesi haline gelen saat kulesi karşılıyor. Kule sanki demir bir kalas ile yıkılması engelleniyormuş gibi duruyor. Eğri büğrü, adeta bir masal kitabından çıkmış gibi görünen kule; mozaikler, renkli taşlar ve dekoratif detaylarla süslü. Saat başı, kuledeki küçük pencereden çıkan kuklalar “Hayat Çarkı” adlı kısa bir gösteri sergiliyor. Günde iki kez, saat 12.00 ve 19.00’da, kulede bir melek figürü çıkıp küçük bir çekiçle zile vuruyor.

Sonra eski su çeşmesi ve Anchiskhati Meryem Ana Bazilikası [7], Gürcistan Patrikhanesi, Kari Aziz George Kilisesi [8] geliyor.

Yürümeye devam ederek Kura nehri üzerindeki modern tasarımı ve aydınlatmasıyla ünlü, çelik ve camdan inşa edilen yaya köprüsü Barış Köprüsü’ne [9] ulaştık. Köprüden geçerken çevrede gözüken binalar Rike Müzik Tiyatrosu ve Sergi Merkezi [10] Devlet Tören Sarayı, Devlet dairelerine ev sahipliği yapan, tepesinde 11 beyaz "yaprak" bulunan, nehir kenarındaki çarpıcı cam bina Adalet Sarayı ve Kamu Hizmeti Salonu idi.

İlginç olan bir şey ise Barış köprüsü üzerinde bir kişinin getirdiği tavus kuşları ile insanların para karşılığı fotoğraf çektirmesi idi.

Köprünün bittiği yerde Tiflis Balonu ve ziyaretçileri Rike Parkı'nda Narikala Kalesi ve anıtsal Gürcistan Anası heykelinin yakınındaki tepelere taşıyan cam kabinli Gürcistan Anası Teleferiği binme yeri vardı. Bizde altılı gruplar halinde bu teleferiğe binerek Tiflis’i tepeden görerek Narikala’ya [11] doğru tırmandık. Füniküler için 5 Lari ödedik. Kabinler camdan yapıldığından çevreyi net olarak görmek mümkün. Teleferikten Tiflis’in en yüksekte duran binası Tabor Başkalaşım Manastırı’da gözüküyor.

Yukarıda indiğimiz yerde iki Gürcü biri akordeon diğeri davula benzeyen ancak koltuk altında sıkıştırılarak avuç içi ve parmaklar aracılığıyla çalınan “Doli” denen müzik aletleri ile gelen turistlerin geldiği ülkeye göre müzikler çalıyorlardı. Bizim içinde İstiklal marşını çaldılar. Buradaki bir tabela Gürcistan Milli Botanik Bahçesi’den [12] söz ediyordu. Kalenin arkasında bir Zip Line hattı vardı. İnsanlar kayarak aşağı iniyorlardı. Ön tarafta yukarı doğru tırmanırken hediyelik eşya satıcıları ve bizde pek olmayan bubble waffle, corn dogs, chimney cake (Trdelnik) satıcıları vardı. Yolun sonu sizi 20 m. yüksekliği ile Gürcü Ana Heykeli’ne [13] götürüyor.

Burayı da ziyaret ettikten sonra yine teleferik ile ilk bindiğimiz Rike Park’a geri dönüyoruz. Parkta metal bir ağaç gözüme çarpıyor. Bu Gürcü heykeltıraş Davit Monavarlisaşvili’nin 9 metre yüksekliğindeki eseri “Hayat veya Dilek Ağacı” imiş. Dalları yapraklar, meşe palamutları, kuşlar, kuş evleri, semaver, fener, merdiven ve diğer nesnelerle süslenmiş metal bir ağaç. Metal gövdede, kapıları açılıp kapanan soba ocakları bulunuyor. Heykel, anahtarlar, kapı kolları, lambalar ve soba kapakları gibi rastgele seçilmiş bir dizi öğeden oluşuyor. Onun hemen yanındaki Kara Aslan isimli eski tramvay görünümlü cafe’de çok hoştu. Parkın bittiği yerde İsani kalesi surları ve surların üzerinde Kraliçe Darejani Sarayı [14] duruyor. Sarayın arkasında da Periszwaleba Manastırı, yolun devamında Kura nehri kıyısında ise Gürcü Ortodoks Hristiyan kilisesi Metekhi Meryem Ana Doğuşu Kilisesi,Kral Vakhtang Gorgasali'nin heykeli [15] var.

Metekhi köprüsünden geçip yeraltı geçidi şeklindeki Meidan Bazar’a indik. Çarşının girişinde bir tabela vardı. [16] İçerisi bir müze gibi düzenlenmiş ancak muhtelif şeylerde satılıyor. Eski müzik aletleri, kap kacak, resimler, tabaklar, eski Gürcü adetlerine uygun şapkalar, giysiler, eski bir at arabası, antika eşyalar, kitaplar, muhtelif hediyelik eşya, içki boynuzları, eski silahların replikaları, soslar, reçeller, çaylar, içkiler, şaraplar ne istersen var.

Oradan çıkıp eski Sebastiana'nın Kırk Şehidi Manastırı içinde bulunan Tiflis Antik Arkeoloji Müzesi yanından yukarıya Narikala’nın eteklerine tırmanıp Tiflis Cuma Camii’ne ulaştık. Cami ilk olarak 1724 yılında Osmanlı tarafından inşa ettiriliyor. Çok geçmeden bu topraklardaki Osmanlı-Safevi mücadelesi sırasında yıkılıyor. Ardından caminin alanına iki mescit yapılıyor. 1811'de bu mescitlerin birleştirilmesine ancak mihrablarının muhafaza edilmesine karar veriliyor. Nice Müslümanın emeği maddi ve manevi katkılarıyla 1864 yılına kadar devam eden çalışmalar sonucunda Cuma Camii çift mihrablı olarak yeniden ibadete açılıyor. O günden itibaren de hem Cuma Camii hem de Çift Mihrablı Camii olarak adlandırılıyor. Bu caminin ayırt edici özelliklerinden biri de Şii ve Sünnilerin burada birlikte ibadet etmeleri imiş.  Caminin karşısındaki bir evin duvarında Tiflis’de doğup burada ölmüş Gürcistan Halk Sanatçısı Azerbaycanlı bir tiyatrocu Hüseyin oğlu İbrahim İsfahanlı (1897-1967) ‘ya ait anma büstü vardı. Sanırım yaşadığı ev burası olduğu için konulmuş.

Sonra Cami’nin arka kısmında çok güzel eski Gürcü konakları arasından geçip antik Abanotubani mahallesi kıyısında yer alan Leghvtakhevi Kanyonu ve bu kanyonun

sonunda küçük ama çok güzel bir şelale olan 22 metrelik Leghvtakhevi Şelalesi ile karşılaşıyorsunuz. Demirden yapılmış döner bir merdivenle kanyona iniyorsunuz. Binlerce aşk kilidi asılı korkulukları olan eski bir köprüden karşıya geçip şelalenin yakınına gidebiliyorsunuz. Vadi içinde sırası ile Bohema, Gulo, Kral Erekle, Chreli Abano (Renkli Hamam) ve 5 Numaralı Hamam geliyor. Yoğun kükürt kokusu beraberinde yürümeye devam edip kilit dolu başka bir aşk köprüsünden yine diğer yöne geçtiğinizde mavi-beyaz çinili cephesiyle Tiflis’in en dikkat çekici yapılarından biri olan Chreli Abano - Renkli Hamamının yanına geliyorsunuz. Mavi veya Benekli Hamamlar olarak da biliniyor ve sivri kemerli cephesi, iki küçük minaresi ve mavi çinileriyle bir camiyi andırıyor.  Buradaki gezimizi Haydar Aliyev Parkı’nda bitirip Meidan Bazar yönüne geri döndük.

Burada adını yakın doğu üzerine erken dönem batı araştırmalarının en güzel eserlerinden birini yazmış olan Fransız asıllı İngiliz kuyumcu, gezgin ve yazar Jean Chardin’den alan Jan Shardeni sokağına diğer adı ile barlar sokağına girdik. Erken olduğu için cafeler ve barlar boştu. Yolun sonunda şarap boynuzu tutan bir adamı tasvir eden Tamada-Kadeh kaldırma ustası heykelinin önünde turu bitirdik. 

Serbest zamanda ben yakındaki 13. yüzyıldan kalma bir Ermeni kilisesi olan Aziz George Katedrali’ne gittim. Eserlerini Ermenice, Gürcüce ve Azeri Türkçesi olarak yazmış olan Ermeni şair ve aşık Sayat Nova’nın türbe-anıtı bu kilisenin bahçesinde duruyor.

Sonra tekrar buluşup otobüs ile 9 Mart Parkındaki Kuru Köprü Pazarı diğer adı ile bit pazarına gittik. Pazarda içki kabı olarak üretilmiş hayvan boynuzları, Gürcü kamaları ve bıçakları, resimler, tablolar, biblolar, kristal kadehler, porselen takımlar, bakır eşyalar, antikalar, kitaplar, plaklar, eski paralar, eski fotoğraf makineleri, birçok efemera eşyalar vardı. Ancak paramız değer kaybettiğinden çevirdiğimizde pahalı kalıyordu bir şey alamadım.

Akşam yemeğini grup olarak şehrin kuzeyinde kalan Restaurant Tbilisi’de yedik. Yediklerimin tamamını not etmemişim ancak Hinkali, soslu patates ve soslu tavuğu görüntülemişim. Ayrıca Badagoni marka Saperavi üzümünden bir şarap içtim. Yemek için 60 Lari ödedim. Gürcü dans gösterisi vardı. Zevkle izleyip kayıt ettim. Yine otobüsle Bricks Hotel’ dönüp istirahate çekildik.

 

 

 

NOTLAR:

[1] Tiflis Kutsal Teslis Katedrali yaygın olarak Sameba: Gürcistan'ın başkenti Tiflis'te bulunan Gürcü Ortodoks Kilisesi'nin ana katedralidir. 1995 ve 2004 yılları arasında inşa edilen, dünyanın üçüncü en yüksek Doğu Ortodoks katedrali ve toplam alana göre dünyanın en büyük dini yapılarından biridir. Sameba, tarihin çeşitli aşamalarında Gürcü kilise mimarisine hâkim olan ve bazı Bizans tonlarına sahip geleneksel tarzların bir sentezidir. Gürcü Ortodoks Kilisesi'nin 1.500 yıllık otosefal (Ortodoksluk'ta kendilerine ait bir baş tarafından yönetilen ve kendi kendilerine başpiskopos/metropolit tâyin eden Ortodoks kiliselerine ve Doğu Ortodoks Kilisesi'ne verilen addır) ve doğumundan 2.000 yıl sonra İsa'nın anılması için yeni bir katedral inşa etme fikri, o zamanki Sovyet Gürcistan Cumhuriyeti'nin ulusal uyanışı için çok önemli bir yıl olan 1989 yılında ortaya çıktı. Mayıs 1989'da Gürcü Ortodoks Patrikhanesi ve Tiflis yetkilileri "Kutsal Teslis Katedrali" projesi için uluslararası bir yarışma duyurdu. Yüzden fazla proje sunulduğunda dolayı yarışmanın ilk turunda kazanan seçilemedi. Sonunda mimar Arçil Mindiaşvili'nin tasarımı yarışmayı kazandı. Gürcistan'ın takip eden çalkantılı iç karışıklık yılları, bu görkemli planı altı yıl erteledi ve yeni katedralin temeli 23 Kasım 1995'e kadar atılamadı. Kilisenin inşası "Gürcü milli ve manevi canlanmasının sembolü" olarak ilan edildi ve çoğunlukla çeşitli iş insanları ve vatandaşlardan gelen isimsiz bağışlarla desteklendi. 23 Kasım 2004'te, Aziz George Günü'nde katedral, Gürcistan Katolikos Patriği II. İlia ve dünyadaki diğer Ortodoks Kiliselerinin üst düzey temsilcileri tarafından kutsandı. Törene, Gürcistan'daki diğer dini liderlerin ve günah çıkarma topluluklarının liderlerinin yanı sıra siyasi liderler de katıldı. Yeni katedral kompleksi için seçilen alanın en azından bir kısmı, bir zamanlar Hocavank denen eski bir Ermeni mezarlığı olan araziyi içeriyordu. Mezarlık bir zamanlar Sovyet döneminde Lavrenti Beriya'nın emriyle bir Ermeni kilisesinin yıkıldığı alandı. Mezarlıktaki mezar taşları ve anıtlarının çoğu da tahrip edildi ve mezarlık bir eğlence parkına dönüştürüldü. Bununla birlikte, mezarlık Sameba Katedrali'nin inşası başladığında mezarlarının çoğunu içeriyordu. Bir yazara göre mezarlık, inşaat sahasının her yerine dağılmış kemikler ve mezar taşları göründükten sonra "skandal saygı yoksunu" bir süreç ile düzenlendi. Sameba Katedrali, Eski Tiflis'teki tarihi Avlabari semtinde Kura Nehri'nin (Mtkvari) sol yakasının üzerinde yükselen İlyas Tepesi'nde inşa edildi. Geleneksel Gürcü tarzında ancak daha büyük bir dikey vurguyla tasarlandı ve "birçok insan tarafından göz kamaştırıcı olarak kabul edilirken, diğerleri tarafından eşit derecede saygı gördü." Katedral, sekiz sütun üzerine oturan bir geçişin üzerinde  kubbeli bir haç planına sahiptir. Aynı zamanda kubbenin parametreleri apsislerden bağımsızdır, kubbe ve genel olarak kiliseye daha anıtsal bir görünüm kazandırır. Kubbe 7,5 metre yüksekliğinde yaldızlı bir altın haçla örtülmüştür. Katedral beşi büyük bir yer altı bölmesinde bulunan dokuz  şapelden (Başmelekler, Vaftizci Yahya, Azize Nino, Aya Yorgi, Aya Nikola, On İki Havari ve Tüm Azizler) oluşmaktadır. Katedralin geniş narteksi dahil toplam alanı 3.000 metrekare ve kapladığı hacim 137.000 metreküptür. Kilisenin içi (nef) 56 metreye 44 metre, iç alanı 2.380 m²'dir. Katedralin yerden haç tepesine yüksekliği 87.1 metredir (merdivenlerin yüksekliği 1 metre). Yer altı şapeli 35.550 metreküp hacim kaplar ve yüksekliği 13.1 metredir. İnşaatta doğal malzemeler kullanılmıştır. Zemin mermer fayans olup, sunak da mozaikle süslenmiştir. Duvar resimleri, Amiran Goglidze'nin rehberliğinde bir grup sanatçı tarafından yapılmıştır. İnşaatı tamamlanmış olan Sameba Kompleksi, ana katedral kilisesi, bağımsız bir çan kulesi, Patrik ikametgâhı, bir manastır, bir ruhban okulu ve ilahiyat akademisi, birkaç atölye, dinlenme yerleri, vb. içermektedir.

 

[2] Gürcistan Parlamento Binası Bina kompleksi, 19. yüzyıldan kalma yıkılmış Aleksandr Nevski Katedrali ve bitişiğindeki, 1921 Bolşevik işgali sırasında öldürülen Gürcü askeri öğrencilerin mezarlarının bulunduğu avlunun yerine Gürcistan SSR Hükümet Binası olarak inşa edilmiştir. İki binadan oluşmaktadır; "üst" bina Viktor Kokorin ve Giorgi Lezhava tarafından tasarlanmış ve 1933-1938 yılları arasında inşa edilmiştir. Rustaveli Bulvarı boyunca uzanan "alt" bina ise aynı mimarlar tarafından Vladimer Nasaridze'nin katkılarıyla 1946-1953 yılları arasında inşa edilmiştir. İki bina, merdivenler ve çeşmeler bulunan bir avlu ile birbirine bağlanmıştır. Her iki binanın tasarımında da geleneksel Gürcü mimarisinin unsurları yoğun olarak kullanılmıştır. Bulvara bakan dış cephede, büyük saçakları ve "kemer" alınlığı olan anıtsal bir kemer dizisi hakimdir. Binalar, dış cephe kaplaması tüf taşı, granit ve diğer malzemelerden oluşan hafif takviyeli betondan yapılmıştır. Kompleks, Aralık 1991-Ocak 1992 askeri darbesi sırasında ağır hasar gördü ; bu sırada zor durumdaki Cumhurbaşkanı Zviad Gamsakhurdia, hükümet binasının altındaki yeraltı sığınağında saklanıyordu. Bina daha sonra restore edildi, yenilendi ve 1997'den 2012'ye kadar Gürcistan Parlamentosu'nun merkezi olarak kullanıldı; bu tarihte yasama organı, Gürcistan'ın ikinci büyük şehri olan Kutaisi'deki yeni inşa edilen binaya taşındı . 2014 yılında, parlamento komite toplantılarının Tiflis'teki parlamento binasında yapılmasına izin verilirken, düzenli oturumlar Kutaisi'de yapılmaya devam etti. 2017'de kabul edilen anayasa değişikliği, Aralık 2018'de yürürlüğe girdi ve Kutaisi'nin Parlamento merkezi olarak belirtilmemesi, Parlamento'nun Ocak 2019'da tamamen başkente geri döndüğü anlamına geliyordu.

 

[3] Shota Kavlashvili (1926 - 1995), savaş sonrası Sovyet döneminde Tiflis'teki çalışmalarıyla tanınan, Gürcü bir mimar ve tarihi koruma uzmanıydı. Kavlaşvili, Sovyet döneminin en üretken Gürcü mimarlarından biriydi. Eserleri arasında, başkent Tiflis'teki en yaratıcı kamu mimarisi örneklerinden bazıları yer almaktadır ; bunlar arasında Laguna Vera yüzme kompleksi ve Merkez Otobüs Terminali bulunmaktadır. Kavlaşvili ayrıca Tiflis Baş Mimarı olarak görev yaptı (1970-1974; 1980-1990), Eski Tiflis'in korunmasını ve 1975'te ülkenin ilk kentsel tarihi bölgesinin oluşturulmasını denetledi. 1994 yılında Poti Belediye Başkan Yardımcısı ve Baş Mimarı olarak atandı. Çabalarının karşılığı olarak şehir, Eski Tiflis'te bir sokağa Kavlashvili'nin adını verdi ve heykeli (heykeltıraş Tengiz Kikalishvili tarafından) 1999'da Baratashvili Caddesi'ndeki eski şehir kapılarının dışına eklendi. Tiflis'teki Didube Yazarlar ve Kamu Figürleri Anıt Mezarlığı'na gömülmüştür.

Eserlerinden bazıları:

•             Griboyedov Meydanı apartmanları ve düğün evi (1958)

•             Baratashvili Köprüsü (1964)

•             Laguna Vera (1965-1978)

•             Ramishvili Caddesi apartmanları (1970-1974)

•             Merkez Otobüs Terminali (1973)

•             Gruz-Film Stüdyosu Şehri (1976)

•             İçişleri Bakanlığı Karargahı (1970'lerin sonları)

•             Bölge Halk Temsilcileri Sovyeti (1977)

•             Baratashvili Duvarı restorasyon projesi (1979)

•             Tiflis Arkeoloji Müzesi (1988- tamamlanmamış )

•             Sheraton Metekhi Palace Oteli (1989-1991)

 

[4] Revaz İlias dze Lagidze (1921 – 1981), profesyonel olarak Rezo Lagidze adıyla bilinen, 20. yüzyıl Gürcü bestecisidir. Gürcistan SSC Halk Sanatçısı (1961) olarak tanınan ve SSCB Devlet Ödülü sahibi olan Lagidze, operadan senfonik eserlere ve film müziklerine kadar çeşitli besteler yazmıştır. Lagidze'nin önemli besteleri arasında 1973 tarihli "Lela" operası ve Gürcistan ve Rusya'da günümüzde bile popülerliğini koruyan " Tiflis Hakkında Şarkı " yer almaktadır. Lagidze, 10 Temmuz 1921'de, birkaç ay önce Bolşevik Rusya tarafından işgal edilmiş olan Gürcistan'ın İmereti bölgesinde doğdu. 1939'da Tiflis 4. Müzik Okulu'ndan keman eğitimi alarak mezun oldu. 1940'lar boyunca Gürcistan Devlet Senfoni Orkestrası'nda ve daha sonra radyoda keman çaldı. Lagidze, 1948'de Tiflis Konservatuvarı'ndan mezun oldu ve burada Andria Balanchivadze'nin öğrencisi olarak kompozisyon eğitimi aldı. Lagidze, 1950'ler ve 1960'lar boyunca 30'dan fazla film için müzik besteledi. Döneminin Gürcü pop şarkıcıları için, örneğin Lily Gegelia için, çok sayıda balad yazdı. Lagidze, 1973'te Gürcü tarihine dair temalara değinen "Lela" operasını tamamladı ve bu eseriyle Gürcistan SSC devlet ödülünü kazandı. Lagidze hayatının sonuna kadar müzik öğretmenliği yaptı; Tiflis Pedagoji Enstitüsü'nde müzik bölüm başkanlığı ve devlet senfoni orkestrasında eğitmenlik görevlerinde bulundu. Lagidze 1981'de öldü ve Didube Pantheon'una defnedildi.

 

[5] Ioane Petritsi, John Petritzos olarak da anılır, 11.-12. yüzyıllarda yaşamış, Bizans İmparatorluğu ve Gürcistan Krallığı'nda faaliyet göstermiş, en çok Proclus'un çevirileri ve kapsamlı bir yorumuyla tanınan Gürcü bir Neoplatonist filozoftur. Daha sonraki kaynaklarda, kendisi aynı zamanda Ioane Chimchimeli olarak da anılır . Stanford Felsefe Ansiklopedisi, Petritsi'yi "en önemli Gürcü ortaçağ filozofu" ve "en çok okunan Gürcü filozofu" olarak tanımlıyor. Petritsi'nin biyografisi hakkında, kendi eserlerindeki dolaylı ipuçları ve 18. yüzyıl Gürcü araştırmalarının sağladığı birkaç ayrıntı dışında güvenilir bir bilgi bulunmamaktadır. Samtskhe bölgesinden aristokrat bir ailede doğduğu ve Konstantinopolis'te Michael Psellos ve John Italus'un himayesinde eğitim gördüğü rivayet edilir. Italus'un düşüşünden sonra, Ioane'nin Bulgaristan'daki Petritsoni Gürcü manastırına kaçtığı ve buradan Petritsi lakabını aldığı anlaşılmaktadır. Klasik fikirleri Hristiyanlığın temel mesajıyla uzlaştırmak amacıyla, başta Neoplatonik olmak üzere birçok felsefi eseri tercüme etmiştir. Geniş felsefi bakış açısı, Gürcistan patristik ortodoksluğuyla çatışmasına yol açmış, sonunda Gürcistan Kralı IV. David onu Gelati Akademisi'ne yerleştirmiştir. Aristoteles, Proclus, Nemesius, Ammonius Hermiae, İncil'in bazı bölümleri , azizlerin hayat hikayeleri ve diğer bazı eserleri tercüme etmiştir. Az sayıdaki özgün eserinden en önemlisi, Proclus ve Neoplatonizm üzerine yazdığı kapsamlı yorumdur. Ancak aynı zamanda çileci ve mistik şiirler ve ilahiler de bestelemiştir. Petritsi, hem felsefesi hem de edebi üslubuyla Gürcü felsefi düşüncesi ve edebiyatı üzerinde uzun süreli bir etkiye sahipti ve bu etki, 18. yüzyılda reformcu bilgin Katolikos Anton I döneminde daha da belirginleşti.

 

[6] Berikaoba Gürcistan'da doğaçlama oynanan maskeli bir halk tiyatrosudur. Tiyatronun kökü, pagan geleneğindeki doğurganlık ve yeniden doğuş şenliğinden gelmektedir.  Kelime, Gürcüce'de "çocuk" anlamına gelen ber (ბერ) sözcüğünden türetilmiştir. Berikaoba'nın sahneleri, açıkça erotik nitelikte olanlardan politik hicivlere ve sosyal protestolara kadar uzanıyor. Berikaoba tipik olarak, hayvan kılığına girmiş adamlardan, yani berikalardan oluşur. Gizemli bir ortam oluşturmak için kostümler ve maskeler hayvan derisinden yapılır. Hayvan kafatasları, kuyruklar, tüyler, boynuzlar, bal kabakları, kurdeleler ve çanlar sahneye renk katmak için kullanılır. Festival, köylülerin gizemli karakterler için oyuncu seçmesiyle başlar. Gayda (stviri) sesleri eşliğinde berika alayı, şarap, bal, et ve ev sahiplerinden seçilen mağdurları toplamak için kapı kapı dolaşır. Alayın ana karakterleri Kekela (კეკელა) adında bir "gelin" ve bir dizi girişimin sonunda Kekelayı evliliğe ikna edebilen damattır. Evlilik, ufukta "Tatarlar"ın görülmesiyle bozulur, burada yüzyıllarca bölgeyi işgal eden komşu Müslüman birliklerine gönderme yapılmaktadır. Damat Tatarlar tarafından öldürülür ve insanlar Kekela’yı teselli eder, ona daha iyi bir koca vadederler. Berikalar, şifalı su, şifalı otlar ve minerallerin yardımıyla damadı yeniden canlandırmaya çalışırken, Kekela'nın kaçırılmasıyla ilgili haberler yayılmaya başlar. Bu haberleri duyan damat canlanır. Gelini kaçıranları kovalar ve gelini kurtarır. Performans uzun bir bayramla (supra) biter. Benzer bir gelenek, keenoba (ყეენობა, "Han" kelimesinden alınmış), Gürcistan'a saldıran düşmanları taşlar. Bu tiyatro, Rus İmparatorluğu memurları tarafından ilgi görmüş ve 19. yüzyılda Tiflis ile çevresinde popülerlik kazanmıştır.[5] Berikaoba geleneği, Gürcistan'ın Somut Olmayan Kültürel Mirasları listesine 2013 yılında eklenmiştir. Gürcistan, dördüncü yüzyılın başlarında Hristiyanlığı benimsemeden çok önce, kültürel manzarası Zerdüştçülük ve Helenizm gibi inançların zengin bir mozaği ile doluydu. Kökenleri biraz gizemli olan Berikaoba, baharın gelişini ve bereket ile iyi şans vaadini kutluyordu. Festivaller, köylerde geçit töreni yapan ve yumurta ile şarap gibi sunaklar toplayan maskeli figürler, yani berikalar, içeriyordu. Bunun karşılığında köylüler, bereketli ve refah dolu bir sezon umuyorlardı. Kutlama, topluluğun umutlarını ve arzularını yansıtan ziyafetler, güreş ve çeşitli oyunlarla işaretleniyordu. Gelenek büyük ölçüde azalmış olsa da, Kakheti'deki birkaç köy geleneği sürdürmeye devam ediyor; Berikaoba'nın ruhu, 1981'de inşa edilen Avtandil Monaselidze'nin heykelinde yaşamaya devam ediyor.


[7] Anchiskhati (Ançishati) Meryem Ana Bazilikası  Tiflis'teki mevcut kiliseler arasında en eskisidir. Gürcü Ortodoks Kilisesi'ne bağlı olan kilise, altıncı yüzyıldan kalmadır. Kilise, eski Gürcü yıllıklarına göre, Tiflis'i başkenti yapan İberya Kralı Daçi tarafından 522-534 dolaylarında yaptırılmıştır. Başlangıçta Meryem'e adanan kilise, on ikinci yüzyıl kuyumcusu Beka Opizari'nin Klarceti'deki Ança Manastırı'nda yaptığı değerli ikonanın Osmanlı işgalinden korunması için 1675'te Tiflis'e taşınmasıyla, Ança ikonası olarak yeniden adlandırılmıştır. İkona, yüzyıllarca Meryem Ana Bazilikası'nda saklanmıştır. Günümüzde Gürcistan Sanat Müzesi'nde sergilenmektedir. Bazilika, Gürcistan ile Persler ve Türkler arasındaki savaşlar nedeniyle 15 ve 17. yüzyıllar arasında birkaç kez hasar görmüş ve yeniden inşa edilmiştir. Ançishati Bazilikası'nın yanındaki tuğla çan kulesi, Katolikos Domenti tarafından 1675 yılında yaptırılmıştır. Yapıya 1870'lerde bir kubbe eklendiğinde görünümü büyük ölçüde değişmiştir. Sovyetler döneminde, Ançishati Bazilikası'ndaki tüm dini törenler durdurulmuş ve bina bir el sanatları müzesi haline getirilmiştir. Daha sonra ise sanat stüdyosu olarak kullanılmıştır. Kilisede 1958'den 1964'e kadar, Tiflis'in kuruluşunun 1500. yıl dönümünün kutlanması için restorasyon çalışmaları yapılmıştır. Bu çalışmalar, kilisenin görünümünü on yedinci yüzyıldaki haline döndürmüştür. Kilise, 1991 yılında, Gürcistan'ın bağımsızlığını ilan etmesinden sonra dini kullanıma açılmıştır. Ançishati Bazilikası'nda kurulmuş olan Ançiskhati Korosu, dünyadaki Gürcüce polifonik korolarının önde gelen temsilcilerinden biridir. Ançishati Bazilikasının at nalı biçimli yarım kubbeleri oluşturan iki köprü ayağı ile bölünmüş şekli, yapının eskiliğini göstermektedir. Üç açıklıklı bir bazilikadır. İlk olarak sarı tüf blok dan inşa edilen yapının 1958 ve 1964 yılları arasındaki restorasyonunda, tuğladan geniş ölçüde faydalanılmıştır. Yapının üç tane girişi vardır, ancak günümüzde sadece batı girişi kullanılmaktadır. 1683 yılında Katolikos Nikoloz Amilahvari'nin emriyle boyanan sunağın dışında, kilisedeki resimlerin tamamı 19. yüzyıldan kalmadır.

 

[8] Kari Aziz George Kilisesi : Tiflis'in üst Kala bölgesinde bulunan Kari Aziz George Kilisesi, Kral Erekle II meydanında yer almaktadır ve uzun bir geçmişe sahiptir. Aslen Kral Vakhtang Gorgasali, 5. yüzyılda buraya Aziz Başmelekler Kilisesi'ni inşa etmiştir, ancak kilise 14. yüzyılın sonunda Moğol saldırısı sırasında yıkılmıştır. 17. yüzyılda, önceki kilisenin kalıntıları üzerine üç taş kilise inşa edildi, bunlardan sadece St. George Kilisesi günümüze kadar korunabildi. 18. yüzyıldan beri tapınak saray kilisesi olarak işlev görmektedir ve adı Kari (saray) buradan gelmektedir. Karis Eklesia, 19. yüzyılda ve 1991-1992 yıllarında onarılmıştır. Salon tipi kilisenin güney ve batı tarafında giriş kapısı bulunmaktadır. Kilisenin alt kısmı tuğla ve taştan oluşan karışık katmanlardan oluşurken, duvarların üst kısmı tuğladan inşa edilmiştir. Kilisenin batı tarafında, 1990 yılında inşa edilen iki katlı kilise kulesi bulunmaktadır. Kral Erekle II Meydanı'nın kuzeyinde, Gürcistan Kralı XII. George'un sarayı bulunmaktadır. Bu saray, yarım daire şeklinde ahşap balkonlarla süslenmiş iki katlı bir binadır. 1976 yılında yapılan restorasyon çalışmaları sırasında, arkeologlar batı duvarında XIII-XIV. yüzyıllara ait üç mezar ortaya çıkarmıştır. Kari'deki Aziz George Kilisesi, ikon ressamı Davit Morgoshia tarafından boyanmıştır. Tapınak, her gün yoksul ve evsizlere öğle yemeği servisi yapmak için kapılarını açmaktadır.

 

[9] Barış Köprüsü, Gürcistan'ın başkentinin kalbindeki Kura Nehri'ni zarif bir şekilde geçen ve Tiflis'in Eski Kent bölgesini modern Rike Park'a bağlayan bir yaya köprüsüdür. Metekhi ve Nikoloz Baratashvili köprüleri arasında yer alan bu çarpıcı mimari yapı, 2008 Gürcistan-Osetya çatışmasının ardından sembolik bir uzlaşma jesti olarak ortaya çıktı. O zamanki Başkan Mikheil Saakashvili'nin girişimiyle ve Tiflis Belediye Binası'nın desteğiyle inşa edildi. Köprü resmi olarak 6 Mayıs 2010'da açılarak ülkenin en yeni yaya köprüsü oldu. Yapımı ünlü İtalyan mimar Michele De Lucchi'ye emanet edilirken, kimliğinin merkezinde yer alan aydınlatma tasarımı Fransız tasarımcı Philippe Martinaud tarafından tasarlandı. Barış Köprüsü güçlü bir metaforu temsil ediyor: Gürcistan'ın çalkantılı bir geçmişten daha aydınlık, birleşik bir geleceğe doğru yolculuğu. Bugün, yapı yalnızca bir nehrin üzerinden geçen bir geçit olarak değil, aynı zamanda çağdaş Tiflis'in bir amblemi olarak duruyor. Köprünün yapısı dört sağlam çelik destek ve başınızın üstünde zarif bir şekilde kemer oluşturan bir cam kanopiye sahiptir. Toplam genişliği beş metreyi kaplamasına rağmen, yayaların hareketine yalnızca iki metre ayrılmıştır ve bu da ona şık, aerodinamik bir görünüm kazandırır. Köprünün tam uzunluğu 156 metreye kadar uzanır ve şehrin üzerinde yüzüyormuş gibi görünen nehrin üzerinde yumuşak bir eğri oluşturur. Yaya trafiğinin akışını kolaylaştırmak için köprü, farklı seviyelerden kolay erişim sağlayan dört yardımcı merdiven içeriyor. Yapının bakımı kolay bir iş değil; yıllık bakımı şehre 400,000'den fazla Gürcü larisine mal oluyor. Ancak, köprüyü gerçekten farklı kılan şey, her gece geçirdiği dönüşümdür. Karanlık çökerken, çatıya ve korkuluklara yerleştirilmiş yaklaşık 50,000 LED ampul canlanarak yürüyüş yolunu aydınlık, hareketli desenlerle dolduruyor. Bu ışıklar sadece dekoratif değil; titizlikle kodlanmış bir dizide titriyorlar. Morse kodunu kullanarak, insan vücudunda bulunan periyodik tablodaki kimyasal elementlerle kodlanmış bir mesaj iletiyor. Bu kurulumun felsefi özü, bu elementlerin evrenselliğinde yatıyor: milliyet, inanç veya görünüm ne olursa olsun, hepimiz aynı maddeden oluşuyoruz. Bu şekilde, Barış Köprüsü adını hak ediyor; sadece sembolizmle değil, bilimle de. Köprüde bir yürüyüş genellikle yakındaki turistik yerleri keşfetmekle eşleştirilmiştir. Kura'nın sol yakasında Rike Park ve tarihi Avlabari bölgesi yer alırken, sağ yakada ikonik Eski Kent, Sioni Katedrali, Gürcü Halk Müziği ve Müzik Enstrümanları Müzesi ve daha birçok kültürel hazine bulunmaktadır.

 

[10] Rike Müzik Tiyatrosu ve Sergi Merkezi, İtalyan mimar Massimiliano Fuksas tarafından tasarlanan modern ve fütüristik tasarıma sahip çağdaş bir kültür merkezidir. Bina, akıcı ve organik formlara sahip kendine özgü cam ve çelik mimariye sahiptir. Tiflis'teki en sıra dışı binalardan biri - iki dev gümüş tüp şeklinde. Rike Parkı'nda, Mtkvari Nehri'nin ve ünlü Barış Köprüsü'nün hemen yanında yer alıyor. Yerli halk genellikle ona "tüpler" veya "uzay gemisi" diyor - gerçekten dikkat çekici. Bir tarafı müzik tiyatrosu, diğer tarafı sergi salonu olarak planlanmış.  Bina 2011 yılında tamamlanmış, ancak çoğunlukla halka kapalı. Turistler, özellikle arka planda şehir silüeti varken burada fotoğraf çekmeyi çok seviyor. Geceleri yapı güzelce aydınlatılıyor - akşam yürüyüşleri için harika. Tiflis'in eski şehir bölgesinin modern dönüşümünün bir parçası.

 

[11] Narikala: Gürcistan'ın başkenti Tiflis'e ve Mtkvari (Kura) Nehri'ne bakan eski bir kaledir. Kale, Tiflis'in kükürtlü hamamları ve botanik bahçeleri arasında dik bir tepede iki duvarlı bölümden oluşmaktadır. Alt avluda, yakın zamanda restore edilmiş Aziz Nikolas Kilisesi bulunmaktadır. 1996-1997 yıllarında yeniden inşa edilen kilise, yangında yıkılan 13. yüzyıldan kalma orijinal kilisenin yerini almıştır. Yeni kilise, üç tarafında kapıları olan "belirlenmiş haç" tipindedir. Kilisenin iç kısmı, hem İncil'den hem de Gürcistan tarihinden sahneleri gösteren fresklerle süslenmiştir. Efsaneye göre, bu yapı eski İber Krallığı'nın kralı I. Vakhtang Gorgasali tarafından inşa edilmiştir. Ancak, bölgedeki arkeolojik araştırmalar, Tiflis topraklarının MÖ 4. binyılda insanlar tarafından yerleşime açıldığını ortaya çıkarmıştır. Bu bölgenin yerleşime açıldığına dair en eski yazılı kayıtlar, MS 4. yüzyılın ikinci yarısına, Kral Varaz-Bakur'un hükümdarlığı döneminde (yaklaşık 364) bir kale inşa edildiği zamana aittir. 4. yüzyılın sonlarına doğru kale Perslerin eline geçmiştir, ancak 5. yüzyılın ortalarında Kartli kralları tarafından geri alınmıştır. Kale, 7. yüzyılda Emeviler ve 11. yüzyılda Kral İnşaatçı David (1089–1125) tarafından önemli ölçüde genişletilmiştir. Moğollar, kalesin adını “Narin Qala” (yani “Küçük Kale”) olarak değiştirdiler. Mevcut surların çoğu 16. ve 17. yüzyıllardan kalmadır. Safeviler tarafından Kartli valisi/kralı olarak atanan Rostom, kalenin çevresini surlarla çevirdi ve kalenin kontrolünü İranlılara devretti. 1827'de kalenin bazı bölümleri depremde hasar gördü ve daha sonra yıkıldı.

 

[12] Gürcistan Milli Botanik Bahçesi: Gürcistan'ın başkenti Tiflis'in güneybatısında, Narikala kalesinin eteğinde yer alan Güney Kafkasya'nın en büyük botanik bahçesi. Botanik bahçesinin tarihi 300 yıldan daha geriye gitmektedir. On yedinci ve on sekizinci yüzyıllarda, Gürcistan kraliyet sarayına ait olan bugünkü Botanik Bahçesinin farklı yerlerine üç küçük bahçe bulunuyordu.Burası ilk olarak 1671 yılında Fransız gezgin Jean Chardin'in yazılarında kraliyet bahçeleri olarak anlatıldı. Bu bahçeler Tiflis'i ziyaret eden Fransız doğabilimci Joseph Pitton de Tournefort'un 1701 yılına ait kayıtlarında ve Gürcü Prens Vahuşti'nin 1735 yılında hazırladığı haritada da yer almaktadır.1795 yılındaki Krtsanisi Savaşında büyük zarar gören bahçe, 19. yüzyılın başlarında yeniden canlandırıldı.1 Mayıs 1845'te Kafkasya'nın Veliaht Prensi Mikhail Vorontsov'un emriyle bahçe "Botanik Bahçe" olarak yeniden adlandırıldı ve 100 yıldan fazla bir süredir Alman bilim adamları tarafından işletildi. Tiflis Botanik Bahçesi, 19. yüzyılda Alman botanikçi ve peyzaj mimarı Heinrich Scharrer'in rehberliğinde, bahçe 1861 ile 1889 yılları arasında büyük ölçüde genişletildi. 1870'lerde İlk seralardan biri tropikal bitkiler, diğeri subtropikal bitkiler için oluşturuldu. 1886'da "Botanik Müzesi inşa edildi. 457 odunsu bitki türü ve otsu bitkiyi listeleyen ilk bahçe tohum kataloğu da yayınlandı. Yuri Voronov ve diğer bazı önemli bilim adamları Bahçe için çalıştı. 1896 ve 1904 arasında Bahçe batıya doğru daha da genişletildi. 1932 ve 1958 yılları arasında, içinde Mirza Fetali Ahundov, Mirza Şefi Vazeh, Fetali Han Hoyski, Hasan bey Ağayev, Mehmet Hasan Hacınski ve Mehdigulu han Vafa gibi ünlü Azerbaycanlıların mezarlarının bulunduğu eski Müslüman mezarlığı ve etrafındaki bölge botanik bahçesine dahil edildi. 1960'larda Sovyetler Birliği zamanınında mezarlık büyük ölçüde ortadan kaldırıldı. Haydar Aliyev bu mezarlığın yok olmaması için çaba gösterdi. 1970'te ve 1996'da burasını ziyaret etti.Bu mezarlıkta bulunan, ünlü Azerbaycanlı yazar Mirza Fetali Ahundov'un (1812-1878 ) ki de dahil olmak üzere birkaç mezar günümüze kadar gelmiştir. 20. yüzyılda, Tiflis'teki botanik bahçesi, Tsavkisistskali Nehri boyunca üç açık köprü yapıldı. Bu köprülerden en önemlisi, ziyaretçilerin 42 metrelik şelalenin manzarasını rahatça görebileceği uzun kemer köprüdür. 1917 Ekim Devriminden sonra kaynak yetersizliğinden dolayı bahçe bir süre bakımsız kaldı. 1945'ten sonra yeniden düzenlendi. 98 hektarlık bir alanı kaplayan bahçe Dünya Botanik Bahçeleri Uluslararası Birliği'nin bir parçasıdır. Bu sayede başta Bonn ve Münih botanik bahçeleri olmak üzere 150 botanik bahçe ile bağlantılıdır. Botanik bahçesinin koleksiyonu, Kafkasya, Akdeniz, Avrupa, Doğu Asya ve Kuzey Amerika florasının 4,500'den fazla türünü içermektedir. Bunların arasında 1.000'den fazla ağaç ve çalı türü vardır; Açık toprakta 500 tür ve otsu bitki çeşidi; Seralarda 700'den fazla tropikal ve subtropikal bitki türü bulunmaktadır. Burada bulunan yaklaşık 700 bitki türü Kafkasya'ya özgüdür ve bunların 370'i tehdit altındaki türlerin kırmızı kitabında listelenmiştir.


[13] Gürcistan Ana Heykeli, Tiflis'te bulunan ve Kura Nehri'nin kenarındaki Sololaki Tepesi'nde yükselen şehrin sembollerinden biri olan anıtsal bir heykeldir. "Gürcistan Ana Heykeli", Gürcü ulusal karakterinin sembolüdür: Heykel bir elinde sevenler için bir kadeh şarap, diğer elinde ise düşmanlar için bir kılıç tutmaktadır. Gürcü milli kıyafeti giymiş bir kadını tasvir eden 20 metre yüksekliğindeki alüminyum heykelin yaratıcısı, 1966 yılında bu heykeliyle Shota Rustaveli Devlet Ödülü'ne layık görülen Elguja Amashukeli'dir. Heykele "Başkent" adını vermiş, daha sonra halk tarafından “Kartlis Deda” "Kartli'nin Annesi" olarak anılmıştır. Heykelin aksesuarları olan kupa ve şarap, şehrimiz Tiflis'in tarihi kaderini, binlerce düşmanla verdiği bitmek bilmeyen savaşları ve iyi niyetle gelen misafirleriyle olan ilişkisini ifade etmektedir. Heykel, şehrin 1500. yıldönümünü anmak için 1958'de Sololaki Tepesi'ne dikilmiştir. İlk karara göre, ahşap alegorik heykel geçici olarak başkenti süsleyecekti, ancak bu karar daha sonra değiştirildi. Bu nedenle, heykelin zarar görmesini önlemek için 1963'te ahşap dokusu alüminyumla kaplandı. 1997'de eski heykelin yerine yenisi dikildi. Heykel, Tiflis şehrinin ve çevresinin tamamının manzarasını sunmaktadır. Narikala Kalesi'nin yakınında yer alan heykel, Eski Tiflis'e, Botanik Bahçesi'ne ve başkentin tamamına hakim bir konumdadır. Heykele yürüyerek veya Rike Parkı'nda bulunan ve Narikala'ya bağlanan teleferikle ulaşılabilir.


[14] Gürcücede "asil" veya "seçkin" anlamına gelen Sachino Sarayı olarak da bilinen Kraliçe Darejan Sarayı, Gürcistan'ın en simgesel yapıları arasında yer alıyor ve ülkenin görkemli geçmişinden günümüze ulaşan yalnızca iki kraliyet ikametgahından biri. Bu zarif yapı, 1776 yılında, Kartli ve Kaheti birleşik krallıklarının hükümdarı olan Erekle II ( Heraklius II) 'nin üçüncü ve son eşi Kraliçe Darejan için inşa edilmiştir. Savaştan asla kaçınmayan korkusuz bir savaşçı olan Heraklius, savaş meydanında sarsılmaz bir cesaret göstermiştir; ancak evde, yüce hüküm süren Darejan'dı; onun müthiş varlığı, asil Dadiani soyunun gururlu gelenekleriyle şekillenmiştir. Bu çalkantılı dönemde Gürcistan sık sık dağ akıncıları tarafından kuşatıldı ve saray kompleksi tekrarlanan saldırılara ve kısmi yıkıma maruz kaldı. En yıkıcı darbe, 18. yüzyılın sonlarında, Pers hükümdarı Ağa Muhammed Han'ın başkent Tiflis'i neredeyse yok eden acımasız bir istila başlatmasıyla geldi. Herakleios'un ölümünden sonra Kraliçe Darejan, 1807'de St. Petersburg'a taşınana kadar bir süre sarayda yaşamaya devam etti. Eski kraliyet ikametgahı bu dönemde yeni bir hayat kazanmaya başladı. Gürcü Exarch Theophylact'ın yönetimi altında, duvarları içinde bir ilahiyat semineri yeri ve bir papaz okulu kuruldu. 1824'te Sachino Sarayı yeniden inşa edildi  Transfiguration Manastırı arazisinde kuruldu. O zamanlar, sarayda muhafaza edilen en kutsal kalıntılardan biri, daha sonra saklanmak üzere Sioni Katedrali'ne transfer edilen Aziz Razhden the Protomartyr'ın kalıntılarıydı. 1862'den itibaren, sarayda çocuklar için bir mahalle okulu işletildi. Ancak Sovyet döneminde saray ihmal edildi. 1970'lerde, önce 26 Bakü Komiseri Müzesi olarak ve daha sonra Tiflis bölgesi için yerel tarih müzesi olarak kısaca yeniden canlandırıldı ve sonunda belediye ihtiyaçlarına hizmet eden bir depo olarak yeniden işlevlendirildi. 20. yüzyılın sonlarına doğru Darejan Sarayı, One-Actor Theatre'ın açılmasıyla kendini bir kez daha kültürel ilgi odağında buldu. Çeşitli performanslar ve oyunlar orada sahnelendi, sahne sanatlarının tutkulu destekçileri olan orijinal sakinlerine—Kral Heraklius ve Kraliçe Darejan—uygun bir saygı duruşu. Saray 1991 yılında resmen Gürcü Patrikhanesi'ne devredildi ve günümüzde de tarihi mekanda Başkalaşım Manastırı yer alıyor.

 

[15] Kral Vakhtang Gorgasali'nin heykeli: Tiflis'teki tarihi Metekhi St. Virgin Kilisesi'nin yakınında, şehrin kurucusu Kral Vakhtang I Gorgasali'ye bir övgü niteliğinde, taş bir platform üzerinde ihtişamlı bir heykel yer alıyor. Bronzdan dökülen bu etkileyici anıt, Gorgasali'yi görkemli bir şekilde ata binerken tasvir ediyor. Bu büyük heykel, 1926'dan 2002'ye kadar yaşamış ünlü Gürcü sanatçı Elguja Amashukeli'nin eseridir.

Vahtang Gorgasali ya da I. Vahtang (yklş. 439 ya da 443 – 502 ya da 522), Hüsrevî hanedanı'ndan Kartli olarak da bilinen İberia (Doğu Gürcistan) kralı. 5. yüzyılın ikinci yarısı ile 6. yüzyılın ilk çeyreğinde hüküm sürmüştür. Bizans İmparatorluğu ile talihsiz bir ittifak sonucunda Vahtang Gorgasali Sasani İmparatorluğu'na yenildi ve krallığı geriledi. Gürcü Ortodoks Kilisesi'ni yeniden yapılandıran kral, Gürcistan'ın modern başkenti Tiflis'in de kurucusu kabul edilir. Saltanat tarihi kesin olarak bilinmemektedir. Kral Vahtang halihazırda Orta Çağ'da, Gürcistan tarihindeki en popüler figürlerden biri olarak kabul edilmektedir ve Gürcü Ortodoks Kilisesi tarafından Aziz Büyük Şehit Kral Vahtang olarak 13 Aralık'ta aziz ilan edilmiştir.

 

[16] Meidan Çarşısı : Tarihsel olarak Tiflis ve çevresi - Meidani - Büyük İpek Yolu'nun önemli bir parçasıydı ve bugün enerji ve ulaşımın ana kavşağıdır. Meidani, eski “Kala” semtinin merkezi meydanlarından biridir. Vakhushti Batonishvili'nin Tiflis planında bu yer Kale Meydanı olarak işaretlenmiştir. Gürcü kralları tam olarak buraya, Kala'ya yerleşmişlerdir. Soylular ve Patrik kralın yanına yerleşmişlerdir. Bu bölgede kurumlar, kiliselerin çoğu, atölyeler, salonlar (“dukani” - Gürcü barları) ve kervansaraylar da yer almaktaydı.Kvemo (aşağı) Meidani, şehir merkezinin merkeziydi (daha sonra Şeytan Çarşısı, Meidan, günümüzde Vakhtang Gorgasali Meydanı). “Etkinlik Meydanı aynı zamanda Toplantı Sarayıydı ve Pazar yeri olarak da hizmet veriyordu” (Jean Chardin'in sözleri). “Dünyanın hiçbir yerinde burada olduğu kadar çok sayıda farklı ülkeden yabancı göremezsiniz... Burada Ermeniler, Yunanlılar, Yahudiler, Persler, Hintliler, Tatarlar, Moskovitler ve Avrupalılarla karşılaşırsınız” (Jean Chardin'in sözleri). Tam olarak bugünkü Meidani'ye Doğu'dan gelen ticaret kervanları girerdi. Metekhi Kalesi'nden Mtkvari nehrini geçmek kolaydı. Burada bir köprü vardı ve kervanlar bu köprüyü geçtikten sonra Meidani ve kervansaraylar üzerinden batıya doğru yola çıkarlardı. Meidani'nin Kafkasya'nın en eski ticaret merkezlerinden biri olduğunu söyleyebiliriz. IV. ve V. yüzyıllardan günümüze kadar burada çeşitli iş alanlarının temsilcileri bir araya gelmiştir. Meidani'de farklı türde faaliyetler geliştirilmiştir ve halen de geliştirilmektedir.

 

 

 

 
 
 

Yorumlar


bottom of page