top of page

GÜRCİSTAN - AHISKA KALE ŞEHİR- BORJOMİ – ZESTAPONİ – KUTAİSİ - BATUM 6.Gün

  • Yazarın fotoğrafı: ÖMER SUHA TOPALAK
    ÖMER SUHA TOPALAK
  • 21 Haz
  • 18 dakikada okunur

Seyahatin 6. Günü 12.04.2024  Cuma  GÜRCİSTAN –  AHISKA KALE ŞEHİR - BORJOMİ – ZESTAPONİ – KUTAİSİ - BATUM

(Notları okumak için metin içinde geçen rakamlara tıklamanız yeterli, geri dönmek için de nottaki rakama tıklarsanız okuduğunuz bölüme geri dönersiniz. )

Dün akşam geç geldiğimiz için gündüz gözüyle göremediğimiz otelimiz ülkeye ve bölgeye göre oldukça modern bir mimari ile yapılmış. Otelimizdeki kahvaltıdan sonra Ahıska’yı [1] gezmek ve yurtlarından sürgün edilmiş Ahıska Türklerini [2] hatırlamak için yola çıktık.

Yol üzerinde otobüsten gördüklerimiz 2009 yılında yeniden inşa edilen, haç kubbeli bir tapınak olan Amagleba Göğe Yükseliş Katedrali [3] 17. yüzyılda geleneksel Gürcü tarzında inşa edilmiş. Pers İmparatorluğu döneminde yapılmış freskleriyle ünlü imiş. Katedralin girişinin önünde, Gürcistan tarihinin en ünlü hükümdarlarından biri olan Kraliçe Tamara'ya adanmış bir anıt [4] bulunmakta. Böylesine güçlü, kendine güvenen ve rahat bir kadın hükümdar tasvir etmek kolay değil. Bir eli bir haçlı küre tutuyor, diğer eli ise nazikçe yere doğru duruyor. Yolun devamı Potskhovistskali nehri üzerindeki köprüden geçip ortasında bir heykelin olduğu bir dönemece geliyor. Bu heykel Muhteşem George V'in Heykeli [5] imiş. Burayı geçince yine başka bir anıt sizi karşılıyor. Bu üzerinde 1941- 1945 yazan 2. Dünya savaşında ölenleri anmak için yapılmış uzun tek bir dikilitaş.

Buraya yakın otobüsten indik ve Rabati Kalesi olarak bilinen Ahıska Kalesi’ne [6] doğru yürümeye başladık. Yolda yürürken çevremiz yine çok güzel tadilatı yapılmış büyüleyici ahşap balkonları ve sağlam taş duvarlarıyla otel veya restorana dönüştürülmüş eski Gürcü konakları ile dolu. Uzaktan kalenin bir burcu ve demirden büyük bir haç görünüyor. Kalenin eteklerine merdivenlerle ulaşılıyor. Sonra bir tünelden geçilip kalenin ana kapısına geliniyor. Ana kapıda kale tarihi ile ilgili bir tabela var. [7] Giriş 18 Lari.

Kapıdan geçince çok büyük bir meydana geliniyor. Etrafta surlar ve yapılar var. Ortada çeşitli sanatçıları anmak için büyük yıldız şeklinde plaketler konulmuş. Birinin üzerinde Ermeni asıllı Fransız şarkıcı, söz yazarı, oyuncu Charles Aznavour’un ismi vardı. Sonra kaleyi gezmeye başladık. Avlunun ortasında aşağı inen merdivenler var buradan kalenin dışına çıkmak mümkün. Avlunun içinde gelir olması için ayrıca Natenadze Wine Restaurant ve Hotel Gino Wellness Rabati var.

Avlunun sonunda çok dik merdivenlerle iç kalenin kapısına çıkılıyor. Giriş kapısı Gürcü, Türk ve Arap mimari öğelerinin bir karışımını sunmakta. Sonra savunma amaçlı yapılmış epey karışık yollardan asıl kalenin içine ulaşılıyor. Çıktığınız yerde sağda 19. yüzyılda inşa edilen Ortodoks kilisesi duruyor. Kilisenin çan kulesi kalenin ve çevresinin panoramik manzaralarını sunuyor. İçeride geleneksel bir sunak yerine, kiliseyi iki ayrı bölüme ayıran ve mütevazı ama derin bir atmosfer yaratan devasa taş levhalar yer alıyor. Duvarları resimsiz ancak muhtelif tablolar asılı.

Solda ise üst bahçenin tuğladan yapılmış yüksek duvarı var. Orayı da geçince sizi  "taş koçlar" olarak bilinen ilgi çekici taş heykellerden birkaç örnek karşılıyor. Biraz ileride ortasında çeşme olan beyaz boyalı ahşaptan çok güzel bir kamelya duruyor. Kale kompleksinin tam kalbinde, muhteşem Mağribi galerisi yer alıyor. Bu sütun dizisi, tepede birleşen ve antik bir kalenin girişini anımsatan, hayranlık uyandıran bir görüntü oluşturan çok sayıda zarif kemerden oluşuyor. Her sütun, dönemin karmaşık işçiliğini sergileyen zarif bir şekilde oyulmuş. Sağda çok güzel seramiklerle yapılmış küçük havuzların olduğu bir bölüm var.

Sonra Hacı Ahmed Paşa Jaqeli’nin 18. yy. ortalarında kalenin merkezinde inşa ettirdiği Ayasofya benzeri devasa kubbeli Ahmediye caminin boş olan içini ve sergilenen taş eserleri gördük. Ayrıca caminin iç kısmında Mekke'nin yönünü gösteren bir niş olan güzelce dekore edilmiş bir mihrap bulunuyor. Cami olarak inşa edilmiş, ancak yöneticiler değişirse kiliseye çevrilebilecek şekilde tasarlanmış. Maalesef mimarın bu akıllıca hareket yüzünden kafası kesilerek öldürülmüş. Öyle de olmuş ve 19. yüzyılın başlarında cami, Rus birliklerinin hilal ile ayını kubbesinden düşüren ve minarenin batı tarafında çizik izleri bırakan bombardımanları sırasında önemli hasar görmüş. Ele geçirilmesinin ardından cami, Ortodoks kilisesi (Assumption Kilisesi) olarak yeniden işlevlendirilmiş ve bir zamanlar zengin olan kütüphanesi St. Petersburg'a taşınmış. O zamanlar, bu koleksiyon Müslüman dünyasındaki en kapsamlı koleksiyonlardan biri olarak kabul ediliyormuş. Camiden çıkınca görülen Ahmediye medresesi yeniden inşa edilmiş.

Sonra da kalenin en üst burcuna tırmanmaya başladık. Burası savunma amaçlı yapıldığından birbirinin içine geçmiş surlar, burçlar, merdivenler, avlulardan oluşuyor. Bütün kale güzel restore edilmiş. Yeni yapıldığı belli olan yerleri çok olsa da bir an için kendini kalenin eski halinde yaşarken hissedebiliyorsun. En sonunda en üst bölüme çıktım. Kalenin burcundan tüm Ahıska çepeçevre kuşbakışı gözüküyor. Uzaktan Rabati St. Marine Kilisesi ve Yahudi Mezarlığı görünüyor. Aşağı inerken bir odaya girdik burada bir zamanlar Ahıskalıların yaşadığı bir evin hissini uyandıran Ahıska kültürünü yansıtan günlük eşyaların sergilendiğini gördük. Kazan, yayık, sandık, rahle, beşik, kerevet ve ahşap bir çatı. Kalenin içinde ayrıca İvane Javakhishvili ve Samtskhe-Javakheti Tarih Müzesi [8] bulunuyor ancak zaman kalmadığından onu gezemedik. İvane Cevakhişvili ( 1876-1940) - Gürcü Tarih Bilimleri profesörü, Samtskhe-Javakheti ise bölgenin ismi. Bu güzel tarihi kale turundan sonra tekrar otobüse döndük ve Borjomi’ye doğru yola çıktık.

Yaklaşık yarım saat  sonra Atskuri köyü yakınlarında Atskuri kalesini [9] gördük. Yine yarım saat devam edince Borjomi’ye ulaştık. Borjomi Gürcistan'ın merkezinde yer alan bir kasaba olmasının yanı sıra, ünlü volkanik tuzlu su kaynağının da adı ve kendine özgü mineral suyuyla ünlü bir tatil beldesi imiş. Borjomi'de birçok otel bulunmakta. Sovyet döneminde çok popülermiş, şehirde hala bu döneme ait binalar bulunmakta. Biz Kura nehri üzerindeki köprüden geçip eski şehrin olduğu bölümde otobüsten indik, Borjomi Maden Suyu ve Kaplıcasının kaynağına doğru Borjomula deresinin kenarından yürümeye başladık. Crowne Plaza Borjomi’nin bulunduğu yerde dere üzerinde fiyong şeklinde ilginç bir köprü ve oturmak için tapınak şeklinde yuvarlak bir bölüm var.

Yolun sonunda parkın girişine yakın çok güzel bir konak var. Burası 1892 yılında Kafkasya'nın İran konsolosu general Mirza Rıza Han'ın yazlık konutu [10] olarak inşa edilmiş. “Firuz” (turkuaz) ismi ise balkonunun turkuaz taşlarla ve aynalarla süslenmiş olmasından dolayı verilmiş.

Hemen sonra parka giriliyor ayrıca burada yukarı çıkmak için Borjomi Teleferik istasyonu var. Kapıdan geçince solda eski Borzhomi Şişeleme Fabrikası binası, onun önünde de bronzdan “Fotoğrafçı” heykeli duruyor. Burada sizi bir üç tabela karşılıyor. [11a] [11b] [11c]  Sonra derenin üzerinde mavi boyalı bir demir köprü, derenin yanında yeşil boyalı demir bir pergola ve bir çardak duruyor. Çardağın altında ise Borjomi mineral suyunun aktığı çeşme var.

Yürümeye devam edince bir kayanın üzerinde bir plaket vardı: “Çek Doktor: JAN PŘIBYL (1782-1866) Borjomi balneolojisinin gelişmesine katkıda bulundu.” yazıyordu. Jan Přibyl uzun süre Gürcistan'ın Tiflis şehrinde, o zamanlar Rus İmparatorluğu'nun yönetimi altında olan bir bölgede çalışan Çek sivil ve askeri hekim, kadın doğum uzmanı ve balneologmuş. Balneoloji, şifalı suların, kaplıcaların ve bunların insan vücudu üzerindeki etkilerinin bilimi imiş. Biraz daha ilerde ise Prometheus Anıtı [12] sonrada önünde Borjomi'deki Megare Hidroelektrik Santrali ve Maden Suyu Parkı'nın rehabilitasyon çalışmaları yazan bir tebela duran eski bir bina var. Buradan sonra aynı yolu geri döndük.

Burada da Sovyet birliklerinin Tiflis'te düzenlediği barışçıl gösteride hayatını kaybeden Gürcü şehitlerin anısına yapılmış bir 9 Nisan anıtı var. Yol üzerinde hediyelik eşya satıcılarını gezdim. 10 Lari’ye sıcak şarap içtim. Satıcılarda hediyelik eşya yanında Khvanchkara, Saperavi, Kindzmarauli, Rkatsiteli üzüm ve markalarından  şaraplar, Cacha, envai çeşit meyva ve kozalaklardan yapılma reçeller satılıyor. Otobüse bindiğimiz yerde INKA isimli bir kahve dükkanı vardı orada biraz dinlenip otobüse geçtik.

İlk molayı 1,5 saat sonra  Zestaponi şehri Shorapani kasabası yakınlarında Dzirula nehri kıyısında toprak çanak çömlek satıcılarının olduğu yerde verdik. Envai çeşit topraktan kapaklı kapaksız çömlek, sürahi, bardak, tabak, heykel, vazo, boynuzlu içki kapları satılıyordu. Sonra Kutaisi şehri yönüne devam ettik. Kutaisi İmereti Bölgesi'nde Rioni Nehri üzerinde yer alan en eski yerleşim yerlerinden biri ve geleneksel olarak başkent Tiflis'ten sonra Gürcistan'ın en büyük ikinci ve en kalabalık üçüncü şehri imiş. Kutaisi'nin yazılı tarihi, tarihçilerin eski Kolhis Krallığı'na başkentlik yaptığını aktardıkları MÖ 3. yüzyıla dek uzanıyor. Kutaisi'nin eski isimleri: Aia, Kutaia, Kutatisiumi gibi isimler imiş. Yüzyıllar içerisinde batı Gürcü krallıklarının (son olarak İmereti Krallığı) merkezi olmuş.

Şehrin içini otobüs ile gezerken gördüklerimizden biri 100 Basamaklı Merdiven idi. 1951-1952 yılları arasında inşa edilen merdivenler  mimar Shota Lomtadze tarafından tasarlanmış. Merdivenlerin en üstünde Bagrationi hanedanından, İnşaatçı IV. David olarak bilinen 1089'dan 1125'teki ölümüne kadar Gürcistan Krallığı'nın 5. Kralının at üstünde heykeli gözüküyor. Tarihteki en başarılı Gürcü hükümdarı ve Gürcü Altın Çağı'nın mimarı olarak tanınmakta imiş. 1121'de Didgori Muharebesi'ni kazanarak Selçuklu Türklerinin Gürcistan'daki hakimiyetine son vermiş. Heykelinde arkasında Kutaisi Tren İstasyonu var. Yolun devamında Gürcü şair ve ulusal hareketin öncülerinden biri olan Akaki Tsereteli adına yapılmış Devlet Üniversitesine ve onun önünde Aziz Davut ve Konstantin Kilisesine sonra da Kral IV.David Aghmashenebeli’nin adını taşıyan merkez meydanına ulaşılıyor. Burada Gürcü tiyatro oyuncusu ve yönetmeni Lado Meskhishvili adını taşıyan 1950'lerde inşa edilen Meskhishvili Devlet Dram Tiyatrosu ve İnşaatçı Aziz David Kilisesi bulunuyor. Sonra meydanın yanındaki Kutaisi merkez parkını ve Bulvar parkı sütunlu geçidini gördük.

En ilginci ortada bulunan Kolhis Çeşmesi. Mayıs 2012'de açılan çeşmenin adı, Jason ve Argonautlar ile Altın Post efsanesiyle ünlü antik Kolhis krallığından geliyor. Çeşmenin mimarı David Gogiçaişvili'imiş. Çeşmenin dairesel yapısı, her biri altın yaldızlı hayvan heykelleriyle süslenmiş çok katlı bir şekilde açılıyor. Bunlar sadece dekoratif süslemeler değil. Her figür, bir zamanlar Batı Gürcistan'ın büyük bir bölümünü kapsayan ve Kutaisi'nin de merkez şehirlerinden biri olduğu eski Kolhis Krallığı'ndan çıkarılan antik bronz heykellerin ve mücevher parçalarının titizlikle büyütülmüş birer kopyası imiş.

Tekrar otobüse binerek 2,5 saat sonra Batum’a vardık. Otele geçmeden Batum’u gece gezmeye başladık. Önce limana gittik orada Ali ve Nino Heykelini gördük. İnternette gördüğüm fotoğraflarından çok daha büyük olmasını beklediğim hareket ettikçe birbirinin içine geçen çelikten boyu 8 m. olan ''Erkek ve Kadın'' isimli heykel, Gürcistanlı Tamara Kvesitadze tarafından yapılmış. Heykelin ilham kaynağı, Azeri yazar Kurban Said'in yazdığı '' Ali and Nino: A Love Story '' isimli bir kitap. Ali ve Nino heykelindeki erkek figürü Ali adında Müslüman bir çocuğu, kadın figürü ise Nino isimli Gürcistanlı bir Prensesi temsil ediyormuş. Trajik hikaye ise, Sovyet Rusya'nın işgali sonucu aşıkların ayrılması ile sonlanması.  

Sonra yine gece karanlığında Dönme dolabı, Alfabe ve dönme dolaplı Batum kulesini, Gürcü siyasi lider, yazar ve hayırsever Memed Abashidze Caddesinde ki Apollo isimli art nouveau tarzındaki sinemayı, Türk Konsolosluğu resmi ikametgahını, astronomik saat kulesini görüp BK Sanaxavi isimli restoranda Kara Aslan biramı içip et yemeği Chasushul’u ve içi peynirle doldurulmuş ekmekten oluşan buraya özgü Khachapuri – Haçapuri’yi mideye indirdim. 45 Lari ödedim. Canlı müziğimi dinleyip keyfimi yapıp otobüse döndüm. Sonra otele giderek uykuya çekildik.

 

 

 

 

NOTLAR:

[1] Ahıska: Gürcistan’ın Samtshe-Cavaheti bölgesinin ve tarihsel bir bölge olan Samtshe’nin de merkezi. Latin harfli Türkçede bugün "Ahıska" olarak yazılan yer adı, “yeni kale” anlamındaki Gürcüce Ahaltsihe'den gelir. Ahıska kenti, Gürcistan’ın güneybatı kesiminde Ahıska Havzası’nda yer alır. Deniz seviyesinden 1.000 metre yükseklikte, Potshovi Çayı’nın iki yakasına yayılır. Başkent Tiflis’e 214 km uzaklıktadır. Kışları karlı geçen kentte ortalama hava sıcaklığı Ocak ayında -3,8°C, Ağustos ayında 20,5°C'dir. En düşük sıcaklı -32°C ve 39°C olarak gerçekleşmiştir. Kent kaplıcalarıyla da tanınır. 16. yüzyılın ikinci yarısında Ahıska'yı ele geçiren Osmanlılar, kenti “Rabat-i Kale-i Ahısha” ve çevresindeki bölgeyi de liva olarak Çıldır Eyaleti’ne bağlayıp "Ahısha" olarak adlandırmıştır. Ahıska, 1953 yılındaki arkeolojik kazılardaki tespitle bir yerleşme olarak Bakır Çağı’nda Potshovi Çayı’nın sağ kıyısında ortaya çıkmıştır. Amirani Tepesi olarak bilinen bu yer daha sonra Lomisa olarak adlandırılmıştır. Daha geç tarihte Rabati Kalesi de bu akarsuyun sağ kayasında inşa edilmiştir. Ahıska, yazılı kaynaklarda ilk kez 12. yüzyılda anılmıştır. Rabati Kalesi, 13-17. yüzyıllarda, Samtshe Prensliği’nin hükümdarları olan Cakeli Hanedanı'nın ikametgâhıydı. Osmanlı Devleti, 1578 yılında Ahıska’yı bu Cakelilerden ele geçirdi. Kale daha sonra birkaç kez el değiştirdi. Osmanlı Devleti 1628 yılında Samtshe Prensliği’nin ortadan kaldırınca Ahıska, “Rabat-i Kale-i Ahısha” adıyla Çıldır Eyaleti’nin de idari merkezi oldu. Bu tarihten önce Çıldır Eyaleti’nin merkezi Çıldır kasabasıydı. Eyaletin merkezi olan kale-kent, 17-18. yüzyıllarda aynı zamanda Osmanlılara satılan kölelerin pazarlama merkeziydi. Ahıska, 1828-1829 Osmanlı-Rus Savaşı’nda Rusların eline geçti. Çarlık Rusyası 1810 yılında da kenti almak istemiş, ama başarılı olmamıştır. Ahaltsihe, 1917'de Ekim Devrimi’yle Çarlık yönetimin son bulmasından sonra Ahıska bağımsız Gürcistan’ın bir parçası haline geldi. 1921’de Sovyet Rusya Kızıl Ordu’ya Gürcistan’ı işgal edince, Ahıska de SSCB’nin bir parçası oldu.


[2] Ahıska Türkleri sürgünü: Sovyet hükûmetinin Ahıska Türklerine karşı gerçekleştirdiği tehcirdir. 14 Kasım 1944 tarihinde gerçekleşen tehcirde 212 köyde yaşayan 92.307 ila 94.955 Ahıska Türkü zorla Gürcistan Sovyet Sosyalist Cumhuriyeti'ne bağlı Mesheti bölgesinden Orta Asya'ya sürgün edilmiştir. Sürgüne maruz kalanlar, sürgün tarihinden sonra türetilmiş bir terim olan "Ahıska Türkü" olarak anılmakla birlikte, o dönemde “Müslüman Meshiler” olarak biliniyor ve önemli bir bölümü Gürcü soyadları taşıyordu.


[3] Amagleba Göğe Yükseliş Katedrali Aziz Tamara Kilisesi olarak da adlandırılıyor. Kilise, oldukça yüksek bir taş çitle çevrili dikdörtgen bir çevreyle çevrili. Bahçeye giriş iki katlı bir çan kulesinin altında. Çan kulesinin kendisi bir küp şeklinde ve tepesinde yarım daire kemerli açıklıkları ve tepede yuvarlak sütunları olan sekizgen bir rotunda bulunuyor. Tüm binalar bu açık bej renginde, bu da modernliklerini gösteriyor. Mütevazı bir şekilde dekore edilmişler. Kilisenin girişini çerçeveleyen kemerin alınlığında ve kemerin üzerinde sadece kabartmalar var. Her ikisinde de kanatlı bir çift melek, oturan bir Tanrı'yı ​​alttan tutuyor. Ayrıca kuzey, güney ve doğu duvarlarında bazı büyükleri tasvir eden dikdörtgen kabartmalar da var. İçerideki tüm duvarlar beyaz. Sunak bölmesi bile beyaz ve duvarlardan farklı değil. Resim yok. Duvarlarda kişinin kendi boyu yüksekliğinde asılı ikonlar var. Kilise dışarıdan bakıldığında olduğundan daha büyük ve özellikle içeriden daha yüksek görünüyor. Batı duvarına bitişik köşelerde korolar var. Gürcü geleneğine göre korolar birbirine bağlı değil, yani iki tane var (koro). Her birinin kendi merdiveni var. Kilisede Kraliçe Tamara'ya dair bir iz yok.


[4] Kraliçe Tamar Anıtı, Amagleba'daki Yükseliş Katedrali'nin girişinin karşısında yer almaktadır. Anıt, 12. ve 13. yüzyıllarda hüküm sürmüş, Gürcü tarihinin en ünlü ve saygın kraliçelerinden birine adanmıştır. Anıt Kraliçe Tamar'ı oldukça modern görünen ve 12. yüzyıla uymayan bir tahtta otururken tasvir etmektedir. Sağ elinde bir küre tutarken, sol eli kol dayanağına dayanmaktadır. Tamar'ın elinde asa yoktur. Kraliçenin yüz hatları Gürcü yüz hatlarını anımsatmasa da, günümüze ulaşan freskler onu açıkça Gürcü yüz hatlarına sahip kılmaktadır. Anıt 1999 yılında dikilmiştir. Sanatçısı heykeltıraş Malkhaz Tsiskadze'dir.


[5]Muhteşem V. George (d. 1286 - ö. 1346 ) 1299'dan 1302'ye ve 1318'den 1346'ya kadar Gürcistan Kralı, Dindar II . Demeter'in ve üçüncü karısı Natela Jakeli'nin oğlu. Giorgi, dedesi (annesinin babası) I. Beka Jakeli'nin ( Mandaturtukhutsesi ) sarayında, Samtskhe'de büyüdü . 1299'da Kazan Hanı, genç Giorgi'yi kendi kardeşi VIII. David'e karşı bir savaşa dahil etti; onu kral olarak atadı, ancak hakları Tiflis'in ötesine uzanmadığı için "Tiflis Kralı" olarak anıldı. Aynı amaçla Han, VIII. David'in ikinci kardeşi III. Vakhtang'ı ( 1302-1308 yılları arasında hüküm sürdü ) kullandı. 1318'de, VIII. David ve III. Vakhtang'ın ölümünden sonra Giorgi V tahta geçti. Ekonomik olarak zayıflamış ve siyasi olarak parçalanmış bir ülkeyi miras aldı. O, zeki bir politikacıydı ve başlangıçta Moğollarla savaşmaktansa temkinli ve barışçıl ilişkileri tercih etti . Bununla birlikte, Beka sarayındayken Moğolların güvenini kazandı. İlhanlı'nın baş veziri Çoban Noin ile arkadaştı. Bu, iç durumu iyileştirmesine olanak sağladı. Ülkenin iç sorunlarını çözmek için enerjik bir şekilde çalışmaya başladı: Moğolların desteğiyle yerleşmiş olan ve korsan saldırılarıyla halka büyük zarar veren Şida Kartli'den Osetleri kovdu; kraliyet yönetiminin isyankar feodal beylerini yendi ve bunun için aşırı önlemler almaktan çekinmedi; üç parçaya bölünmüş olan Gürcistan'ı birleştirmeyi ve Moğol yönetimi sırasında sarsılmış olan devletin yönetim ve yasal-yasama sistemlerini düzenlemeyi başardı. Ülkenin birleşmesi ve güçlenmesinin ardından, Muhteşem George, Moğolları Gürcistan'dan kovarak neredeyse yüzyıllık egemenliklerine son verdi. Gürcistan'ın ve kralının uluslararası siyasi arenadaki siyasi ağırlığı yeniden arttı. George V, komşu ülkelerle, Batı Avrupa ve Mısır Sultanlığı ile aktif siyasi ilişkiler sürdürdü; İtalyan şehir devletleriyle ekonomik bağlar kurdu; Trabzon İmparatorluğu'nda Gürcü etkisini kurma mücadelesinde belirli başarılar elde etti. V. George 1346'da öldü. Kral, Gürcü tarihinde seçkin bir yere sahiptir. Kişiliği ve yönetimi, her dönemden Gürcü ve Gürcü olmayan tarihçiler tarafından büyük saygı görmektedir. Gürcistan'a yaptığı büyük hizmetlerden dolayı Gürcü halkı ona "Brtskinvale" (Kırmızı Derili Vadi) lakabını takmıştır.


[6] Ahıska Kalesi veya Rabati Kalesi Gürcistan'ın Ahaltsihe şehrinde bulunan bir tahkimattır. "Rabati" ismi Arapça ve "müstahkem yer" anlamına geliyor. Aslen 9. yüzyılda Lomsia Kalesi adıyla inşa edilen kale, Osmanlı döneminde büyük değişiklikler geçirmiştir. Yapının ayakta kalan kısımlarının çoğu 17 ve 18. yüzyıldan kalmadır. Kartlis Tshovreba'ya göre, şehir 9. yüzyılda Kral Tao'nun oğlu Guaram Mampal tarafından kurulmuştur. Şehir, 13. yüzyıldan 14. yüzyılın sonuna kadar Gürcü prensler ve Cakeli Hanedanı tarafından yönetilen Samtshe Atabeyliği'nin başkentiydi. 1393 yılında şehir Timur'un orduları tarafından saldırıya uğradı. Türk-Moğol işgallerine rağmen, kale ayakta kaldı ve gelişmeye devam etti. 1590 yılında imzalanan Ferhat Paşa Antlaşması'ndan sonra, Samtshe Atabeyliği'nin tamamı Osmanlı İmparatorluğu'nun eline geçti. Türkler, kaleye çoğunlukla savunma amaçlı özellikler ekledi. 1752 yılında Rabati'deki ilk cami inşa edildi. Başkentli John, 18. yüzyılın sonlarında nüfusun büyük bir kısmının Müslümanlaştırılmasına rağmen, hala işleyen bir Ortodoks kilisesi olduğunu yazmıştır. Kartli Krallığı ve Rus İmparatorluğu arasındaki Georgiyevsk Antlaşması imzalandıktan sonra, "Ahıska'nın kaderi ne olacak?" sorusu gündeme geldi. Kaleyi fethetmek için 1810 yılında yapılan ilk deneme başarısız oldu. Prens Paskeviç, 18 yıl sonra gerçekleşen Ahıska Savaşı'nda kaleyi başarılı bir şekilde fethetti. 1829 yılında imzalanan Edirne Antlaşması'ndan sonra, Osmanlılar Ahıska bölgesinin bir kısmını verdi. Kale ve bitişiğindeki binalar, bölgeye daha fazla turist çekmek için 2011 ve 2012 yıllarında yeniden inşa edildi ve yenilendi.

Akhaltsikhe Kale Kompleksi, Samtskhe – Javakheti'de, Akhaltsikhe şehrinde, tarihi “Rabati” bölgesinde yer almaktadır. Kalenin arazisinde IX – XIX yüzyıllara ait çeşitli tarihi binalar bulunmaktadır. Kalenin tarihi IX. yüzyıla kadar uzanmaktadır. XII. yüzyılda kale yeniden inşa edilip genişletilmiş, bir şehir haline gelmiş ve adı “Akhaltsikhe” (Yeni Kale) olarak değiştirilmiştir. XIII. yüzyıldan itibaren kale-şehir, Jakellerin ana ikametgahı ve Meskheti'nin idari merkezi olmuştur. 2011-2012 yıllarında, toplam alanı 8 hektar olan kale kompleksi tamamen yenilenmiştir. Kalenin surları, hisar, IX-X. yüzyıllara ait Gürcü Hristiyan Kilisesi, Hacı Ahmed Paşa Jakeli'nin sözde Kilise-Cami, Medrese ve bugün Gürcü Ulusal Müzesi'nin Samtskhe-Javakheti Tarih Müzesi'nin bulunduğu Jakel ailesinin sarayı restore edilmiştir. Burada farklı kültürlerin karakteristik unsurlarını bulabilirsiniz: Gürcü, Osmanlı, Rus, İbrani, Ermeni... Bu da bir kez daha bu bölgenin diğer uluslara, kültürlerine ve dinlerine karşı hoşgörülü olduğunu vurgulamaktadır. Akhaltsikhe'nin eski bölgesi, “Rabati” olarak adlandırılan bölge, başka bir ilginç gerçekle de öne çıkmaktadır. Gürcü Ortodoks Kilisesi, Gürcü Katolik Manastırı, Yahudi Sinagogu, Ermeni Apostolik Kilisesi ve Müslüman Camii yüzyıllardır yan yana faaliyet göstermektedir. Ve bugün bile Rabat Bölgesi, dünya tarihinde eşsiz bir hoşgörü merkezi olmaya devam etmektedir.

 

[7] Akhaltsikhe Kalesi : Eskiden “Lomsia” olarak bilinen Akhaltsikhe şehri, Tao-Clarjetf kralı Ashot Curapalat I'in oğlu Guaram Mamfali tarafından dokuzuncu yüzyılda kurulmuştur. Akhaltsikhe adı, 1204 yılında ünlü Gürcü komutanlar Shalva ve Ivane Akhaltsikheli'nin tanımında geçmektedir.

Şehir üç bölümden oluşuyordu: şehir, kale ve hisar. Kale üç surla çevriliydi ve çevreyle tünellerle bağlantılıydı. Bölgede bir saray, bir cephanelik, bir darphane, bir hamam ve kiliseler vardı. Hacı Ahmed Paşa Jaqeli, on sekizinci yüzyılın ortalarında kalenin merkezinde bir cami (Konstantinopolis'teki Ayasofya tarzında), bir ortodoks kilisesinin bodrumunda bir medrese ve bir minare inşa etti. On üçüncü ve on dokuzuncu yüzyılların başında hükümdarlar Torel-Akhaltsikhians, ardından Atabag-Jaqelis idi.

Samtskhe-Javakheti ve Akhaltsikhe hoşgörünün sembolü haline geldi. Çeşitli dönemlerde birçok ulus buraya yerleşti: İbraniler, Ermeniler ve Ruslar. Şehir bölgeleri Darij Ubani, Kvemo Ubani, Kokolat Ubani, Khevis Ubani, Sogholas Ubani, İbrani bölgesi, Tsikhis Ubani ve Rabat Meidani idi. Şehrin eski kısmı, on dokuzuncu yüzyılın başında Rabati olarak adlandırıldı. Akhaltsikhe ve Samtskhe-Javakheti, 200 yıl boyunca Türk egemenliği altında kaldı. 1829 Adrianopole Antlaşması ile bağımsızlıklarını kazandılar.

Kale kompleksi 2011-2012 yıllarında yenilenmiştir: Kale surları, hisar ve 9.-10. yüzyıllara ait Ortodoks Kilisesi yeniden inşa edilmiştir. Hacı Ahmed Paşa Jaqeli Camii, medrese, minare ve Jaqeli Kalesi restore edilmiştir. Günümüzde Samtskhe-Javakheti Tarih Müzesi'nin sergi salonları burada bulunmaktadır.

 

[8] Müze 1937'de kurulmasından bu yana 25.000'den fazla sergiye ev sahipliği yapıyor. Müzede sergilenen olağanüstü eserler on bir sergi salonuna dağılmıştır. 2012'de kapsamlı bir yenilemenin ardından yeniden açılan müze, Meskheti'nin tarihini Neolitik dönemden günümüze kadar uzanan bir anlatımla sunuyor. Müzenin kapsamlı koleksiyonu, Meskhet tarihinin çeşitli bölümlerini kapsayan arkeolojik, paleografik, paleontolojik, mimari ve etnografik materyallerden oluşuyor. Müzenin arkeoloji bölümü, Samtskhe-Javakheti bölgesinde keşfedilen materyalleri korumaktadır: Paleolitik ve Neolitik dönemlere ait aletler, Eneolitik, Erken, Orta ve Geç Bronz Çağları ile Antik döneme ait önemli anıtlar. Akhaltsikhe Müzesi, eşsiz el yazmaları ve eski basılı kitapları korumaktadır. 11., 13. ve 15. yüzyıllara ait el yazmaları, "Kaplan Postlu Adam" dan 16. yüzyıla ait bir el yazmasının parçaları , 1477'de İtalya'da basılan "Hristiyan Doktrini" , 1626'da yayınlanan Gürcüce -İtalyanca bir sözlük , 1709'da Vakhtang VI'nın matbaasında basılan mezmurlar vb. Müzenin koleksiyonları aynı zamanda Gürcü halk figürlerinin ( Zakaria Chichinadze , Petre Kharischirashvili , Ivane Gvaramadze , Mikheil Tamarashvili , Zakaria Didimamishvili , Dimitri Antonov , Nikoloz Asatiani , Giorgi Gamrekeli , Ilia Maisuradze , Besarion Tabidze , Giorgi Gogoladze Konstantine Gvaramadze , Sergo Khositashvili) kişisel arşivlerini de koruyor. Müzenin diğer koleksiyonlarından biri de, son on yılda birçok eşsiz sikkenin sergilendiği Nümismatik koleksiyonudur. Nikoloz Begishvili koleksiyonu dikkat çekicidir ve şunları içerir: MÖ 1. binyıla ait Sezar Augustus Denarius'u tasvir eden bir sikke, 1.-4. yüzyıllara ait Roma bakır ve gümüş sikkeleri, 11. yüzyıla ait Bizans altın ve gümüş sikkeleri, 13. yüzyıl Selçuklu, Han ve Hulagoid sikkeleri, 13.-14. yüzyıllarda Kazan Hanı ve Kvarkvare I Jakeli tarafından basılan sikkeler ; bunlar Meskheti'nin siyasi tarihinin, ticaret ve ekonomik ilişkilerinin çeşitli yönlerini yansıtmaktadır. Etnografik koleksiyon, bölge halkının aile, ekonomik ve sosyal yaşamını tasvir eden sergiler içermektedir: tarım ve askeri aletler, ulusal kıyafetler, ev eşyaları, ahşap oymacılığı örnekleri, bakır ve gümüş eşyalar, atölye aletleri, bayraklar, halılar, kilimler, nakışlar ve genel olarak el sanatları ve ticareti tasvir eden öğeler. Müzede muhafaza edilen fotoğraf belgeleri ve müze arşivi ile İstanbul'daki Gürcü Manastırı'nın faaliyetlerini anlatan sergiler dikkat çekicidir.


[9] 10. yüzyılda inşa edilmiş Atskuri kalesi, Orta Çağ boyunca Gürcistan'ın savunması için önemli bir kale burcu olmuştur. Yıllar 1260'ı gösterdiğinde, Argun Ağa liderliğindeki Moğol ordusu, Gürcistan Kralı VI. Davit'in Moğol devletine karşı isyan başlattığı kaleyi kuşatmıştır. 13. yüzyılın sonunda, güçlü bir deprem tüm bölge ve kaleyi sarsmıştır. Evliya Çelebi, 17. yüzyılın ortalarında kale hakkında şöyle yazmıştır: "Kaleye "İskender'in Uçurumu" denirdi. Şeref Nama'ya göre, bu yapı Gürcistan'da inşa edilmiş ilk kaleydi. Büyük İskender tarafından yaptırılan kale, büyüklüğü, dörtgen şekli ve granit taşlarıyla bilinmektedir. Bu dörtgen biçimli antik kale, Gürcistan'a bağlı Ahıska'nın genel valiliği konumundaydı. Kalenin güneye bakan bir kapısı vardır. Kale, iki yüz savaşçıya sahipti. Bölgede bir  cami, bir han, bir hamam ve 40 ila 50 arası dükkân vardı. Çok güzel üzüm bağları ve meyve bahçelerine de ev sahipliği yapmaktadır. Bölgede Şavşatlılar yaşadığı için, nüfus Gürcüce konuşuyordu." Günümüzde harabe durumunda olan kilise binası homolog bir yapıya sahip değildir, ancak kompleksin içindeki, kayaya oyularak yapılmış hapishaneye gitmek için hala kullanılmaya devam eden eski bir tünel mevcuttur. Kalenin duvarları, dağın kendi yüzeyinin alçak kısımlarındaki kayalarla birleştirilerek korunmuştur.

 

[10] Mirza Rıza Han'ın Evi, Firuze Sarayı veya Firuze Villası, Gürcistan'ın Borjomi kentinde bulunan, eşsiz mimari tarzı ve zengin kültürel tarihiyle bilinen tarihi bir villadır. Bölge, antik çağlardan beri mineral ve şifalı suları ile tanınmaktadır ve aslen Gürcü soylu Avalishvili ailesinin topraklarının bir parçasıydı. Ancak 19. yüzyılda bölgenin doğal kaynakları Rus imparatorluk yetkililerinin dikkatini çekti ve imparatorluk ailesi için gözde bir yazlık dinlenme yeri haline geldi. 1894'te Transkafkasya Demiryolu'nun Borjomi'ye uzatılması , bölgeye ulaşımı kolaylaştırarak popülaritesini daha da artırdı. Rus kraliyet ailesi sık sık ziyaretlerde bulundu ve II. Aleksandr'ın kardeşi Büyük Dük Nikolay Mihailoviç Kafkasya Genel Valisi olduğunda Borjomi'de bir saray inşa ettirdi. Bu gelişme, Gürcü elitlerinin ve yabancı devlet adamlarının civarda yazlık konutlar kurmasına yol açtı. 1891 yılında, İran'ın Tiflis Konsolosu Mirza Rıza Han, bölgenin gelecek vaat eden geleceğine inanan önde gelen İranlı büyük tüccarların tavsiyesi üzerine, Konsolosluğun fonlarının önemli bir kısmını Borjomi'deki gayrimenkullere yatırdı. Borjomi Parkı'nın girişinde değerli bir arsa satın aldı ve 1892'de Farsça'da " turkuaz " anlamına gelen Firuze adında bir konut inşa ettirdi. Geleneksel İran mimari tarzında tasarlanan villa, ailesi ve yakın misafirleri için özel bir inziva yeri olarak hizmet verdi ve Firuze Oteli olarak da anıldı. Reza Han'ın Gürcistan'dan ayrılmasının ardından villa, misafirhane veya tatil yeri olarak faaliyet göstermeye devam etti. 1910'lu yıllarda ise otel olarak hizmet veriyordu. Demokratik Gürcistan Cumhuriyeti (1918–1921) döneminde ve Rus işgalinden (1921) sonra bina görünüşe göre misafirhane olarak işlev görmeye devam etti. Ancak işgalden sonra Firuze devlet mülkiyetine geçti. 1920'lerden "Firuze Oteli" yazısını gösteren net fotoğraflar bulunmamaktadır. 1930'lar ile 1950'ler arasında bina, meslek birlikleri için konut ve misafirhane olarak kullanıldı ve 1950'den itibaren "Firuze" sanatoryumunun bir parçası oldu. 1990'larda bina sanatoryum olarak faaliyet göstermeyi bıraktı ve hükümet tarafından zorla yerinden edilmiş kişilere konut sağlamak üzere yeniden kullanıma açıldı. Bu süre zarfında bakımsız kaldı ve hasar gördü. 2011 yılında restore edildi ve yeniden canlandırıldı. Bugün Villa Firuze, Golden Tulip oteli adlı bir oteldir.  Villa, bir bütün halinde düzenlenmiş çok sayıda avlu, teras ve daha küçük yapılardan oluşan bir tasarıma sahiptir. Binanın ön cephesi nehre bakarken, arka cephesi özel bir iç avluya açılmaktadır. Bina farklı malzemelerden yapılmış olup, ana duvarları taştan, mutfak, balkonlar ve pencereler gibi birçok diğer bölümü ise ahşaptan inşa edilmiştir. Binanın ön cephesindeki pencereler sivri kemerlidir ve ahşap oymalarla süslenmiştir. Kapılar ve pencere çerçeveleri demir levha panellerle detaylandırılmış olup, dekorasyonda resimler, fotoğraflar, seramik karolar, alçı işleri ve o döneme özgü süslemelerle kaplı alçı tavanlar yer almaktadır. 21. yüzyıla kadar bina orijinal özelliklerinin çoğunu korumuştur, ancak bazı iç unsurlar hasar görmüş veya kaybolmuştur. Birinci kattaki birkaç odada ahşap paneller ve tavan pervazları korunmuştu. İkinci kattaki bir odada duvarlar geometrik desenler, yaldız ve manzara resimleriyle süslenmişti. Yemek odasında sarkıt motifinden (mukarnas) esinlenilmiş dekoratif bir ahşap rozetle süslenmiş bir tavan vardı. Ayrıca, beyaz, kırmızı ve açık kahverengi ahşaptan yapılmış, süslemeli desenler halinde düzenlenmiş geometrik desenlere sahip kakma işçiliği de bulunuyordu. 2010 ve 2012 yılları arasında gerçekleşen restorasyon sürecinde İranlı uzmanlar yer aldı.


[11a] Ekaterina Kaplıcaları 1841.

Eski Zamanlar: Borjomi vadisinin mineral suları, eski zamanlardan beri tıbbi amaçlarla kullanılmaktadır. 1852-53 Yıllarında, şu anda mineral su parkı olarak bilinen yerde, arkeolojik kazılarda 1. yüzyıldan kalma yedi andezit küvet keşfedilmiştir (kazılar, Konshin adlı bir mühendis tarafından yürütülmüştür). Uzmanlara göre, bu küvetler mineral su banyoları için yapılmıştır. Mineral kaynaklar 16. yüzyıla kadar iyi biliniyordu. Daha sonra, bir dizi talihsiz olay nedeniyle, bu güzel vadi işlevsiz kaldı. Şonuç olarak, bu muhteşem kaynakların kullanımı sona erdi.

Yeni bir hayat: 1810'da, Gürcistan'daki Rus Çarı'nın valisi, Akhaltıkhe kasabasını Omanlılardan geri almaya karar verdi. Akhaltıkhe, Borjomı'nin Mtkvarı nehri'nin yukarısında yer almaktadır.Rusya'dan General Tormasov ve Gürcistan'dan General Orbelianı komutasındaki ordu, bir salgın nedeniyle düşmanla çatışmadan önce geri dönmek zorunda kaldı. Geri dönüş yolunda, askerler bugünkü mineral su parkı'nın bulunduğu bölgedeki Borjomi kanyonu ormanında durdu. Askerler orada, yerden fırlayan sıcak su kaynaklarıyla karşılaştı. Tadı onları hayrete düşürmüştü, ancak bazı askerlerin midelerine sağladığı rahatlama daha da şaşırtıcıydı! Keşif haberi kısa sürede yayıldı; hatta alayın komutanı bile bu mucizevi iyileşmeyi deneyimledi. Su sadece lezzetli değil, aynı zamanda tıbbi olarak da faydalı olarak ilan edildi. Borjomi sularının hikayesi, Rus Çarı'nın Gürcistan'daki vekili Eugenie Golovin'e ulaştı ve o da hasta kızı Ekaterina'yı bir mucize umuduyla Borjomi'ye götürmeye karar verdi ve mucize gerçekleşti! Olayı anmak için kaynağa "Ekaterina" adı verildi. Daha sonra "Eugenie kaplıcaları" ortaya çıktı. Bir süre sonra, bu kaynak üzerine bir şişeleme fabrikası inşa edildi ve binası hala Borjomı Parkı'nı süslüyor.

 

[11b] Borjomi Maden Suyu Sahası No1 Sondaj Kuyusu

Borjomi maden suyu sahası # 1 sondaj kuyusu, Borjomi parkında, deniz seviyesinden 808,8 m yükseklikte, WGS 1984 koordinatları X 366478; Y 4633808;

Sondaj kuyusu 1958 yılında açılmıştır ve derinliği 193,3 m'dir.

Sondaj kuyusundan 24 saat boyunca elde edilen debi 1400 L, sıcaklık ise 34,6 C'dir. Sondaj kuyusundan elde edilen su, hidrokarbon-natron tipindedir.

Genel mineralizasyonu 5,9 g/l, PH -7,2'dir.

Maden suyu ayrıca şu doğal elementleri içerir:

hidrokarbon - 3899 mg/11

natron-1420 mg/l

kalsiyum-88 mg/l

magnezyum-48 mg/l

1 numaralı sondaj deliğinden elde edilen su, özellikle sindirim sisteminin kronik hastalıkları (refleksif özofagus, zayıf ve orta derecede), iyileşme döneminde gastrit, duodenum ve mide ülseri, iyileşme döneminde veya mide ve duodenum ameliyatından sonra iki ay boyunca tam iyileşme görülmeyen durumlarda, profilaktik ve tedavi edici özelliklere sahiptir. kolit ve enterokolit, nonspesifik; Ameliyat sonrası stenoz olmayan iyileşme döneminde hepatit, aktif olmayan dönemde, karaciğer fonksiyonlarında hafif değişiklikler, nadir ataklarla kolesistit ve kolanjit; kolesistit ve kolanjit ameliyatı sonrası 4-5 aylık dönem, stabil iyileşme döneminde safra kesesi taşlarının sıkışması; tüberküloz olmayan pankreatit iyileşme dönemi , metabolizma ve endokrin sistem sorunları (diyabet, insüline bağımlı, stabil kompansasyon döneminde; nörojenik şişmanlık, beslenme kaynaklı şişmanlık).

1.    Park Girişi

2.    Teleferik (Alt İstasyon)

3.    Eski Borjomi No.1 Şişeleme Fabrikası

4.    Obelisk

5.    Fotoğrafçı Heykeli

6.    Hediyelik Eşya Kiosku

7.    Yazlık Ev / Pavyon

8.    Kocnis (Öpücük) Köprüsü (Eiffel tarafından tasarlanmıştır)

9.    Borjomi Maden Suyu Kaynağı (Kraliçe Ekaterina'nın Kaynağı)

10.   Gürcistan'ın 3D Modeli

11.   WC / Tuvalet

12.   Sinema “Borjomi”

13.    Plato'ya Giden Yol (Terrainkur Yolu)

14.    Kafe

15.    Masal Kasabası

16.    “Caravella” Teknesi

17.    “Magic Disco” Eğlence Merkezi

18.    Restoran

19.    “Boeing Jet” Eğlence Merkezi

20.    “Chains” Eğlence Merkezi

21.    Plato Döner Kavşağı

22.    Teleferik (Üst İstasyon)

23.    Yarış Pisti “Autodrome”

24.    Atış Poligonu

25.    Mini Jet

26.    Eski Hidroelektrik Santrali (Güney Kafkasya'da ilk)

27.    Çocuk Treni

28.    Borjomi'nin Sembolü – Geyik

29.    Spor Kompleksi

30.    Yüzme Havuzu

31.    Spor Salonu

32.    Sauna

33.    Kafe

34.    Spor Sahası

35.    Amerikan Dağları (Roller Coaster)

36.    Korsan Gemisi

37.    Kükürt Hamamlarına Giden Yol (2 km)

38.    Prometheus Anıtı

 

[12] Borjomi'nin en çok ziyaret edilen yerlerinden biri olan Prometheus Anıtı, hem turistlerin hem de yerel halkın çok sevdiği Merkez Park'ın kalbinde yer almaktadır. Bu çarpıcı anıt, kayalık uçurumların oluşturduğu doğal bir manzara önünde, dibinde Borjomula Nehri'nin aktığı ve gözlem güvertesinde bir çeşmenin bulunduğu bir konumda yer almaktadır. Heykelin iki yanında, Prometheus Şelaleleri olarak bilinen yapay şelaleler bulunmakta ve bu da çevrenin cazibesini artırmaktadır.

Resmi olarak, Borjomi Parkı'ndaki uçurumda bulunan kahraman figürü "Prometheus Anıtı" olarak anılmaktadır. Ancak birçok Gürcü, heykelin aslında Gürcü destanı "Amiraniani"den efsanevi bir figür olan Amirani'yi tasvir ettiğine inanmaktadır; Amirani'nin hikayesi, Yunan mitolojisindeki Prometheus efsanesine benzerlikler taşımaktadır. Gürcü tanrıçası Dali'nin (hayvanların koruyucusu) ve ölümlü bir adamın oğlu olan Amirani, sihirli bir pınarın sularında yıkandıktan sonra bebekken doğaüstü yetenekler kazanmıştır. Tanrılara meydan okuyan Amirani, gökten ateş çalarak ve insanlara metalurji sanatını öğreterek insanlığa fayda sağlamayı amaçlamış, aynı zamanda kötü ruhlarla savaşmıştır. Tanrılar, bu meydan okumasının cezası olarak Amirani'yi Kafkas Dağları'ndaki yüksek bir uçuruma zincirlemiş ve her gün bir kartalın gelip ciğerini gagalamasına neden olmuşlardır.

 

 

 

 

 

 

 

 

 
 
 

Yorumlar


bottom of page