top of page

GÜRCİSTAN - BATUM - TİFLİS - 2.Gün

  • Yazarın fotoğrafı: ÖMER SUHA TOPALAK
    ÖMER SUHA TOPALAK
  • 3 Haz
  • 16 dakikada okunur

Seyahatin 2. Günü 08.04.2024 Pazartesi GÜRCİSTAN - BATUM - RİKOTİ GEÇİTİ – GORİ – MTSHETA - TİFLİS


Tura başlamadan biraz Gürcistan hakkında bilgi verelim. Gürcistan’ın yüzölçümü Türkiye’nin 11’de 1 kadar nüfusu ise 23’de 1 yani 3.650.000 kişi. Bayrağı 2004'te kabul edilen beş haçlı bayrak, Orta Çağ Gürcü Krallığı bayrağı imiş ve ve Gül Devrimi ile iktidar olan Birleşik Ulusal Hareket tarafından yeniden ülkenin bayrağı olarak kabul edilmiş. Biz orada iken kurlar 1 Usd = 2,66 Gürcistan Larisi idi.

Sabah oteldeki kahvaltıdan sonra otobüs ile yola koyulduk. Rehberimiz  Sopiko Gabaidze isimli Türkiye’de okumuş bir Gürcü kızı. Batum’un içini gündüz gözü ile gezmeye başladık. Eski Sovyet döneminde sosyal konut olarak kullanılan apartmanlardan, yeni yapılmış çok yüksek lüks otel ve binalara kadar epey farklı çeşitte bina gördük.

Yol üzerinde Grand Mall Alışveriş merkezi, Colosseum Marina Hotel, ters bir ev şeklinde inşa edilmiş olan Senate Restaurant & Lounge, Orbi Twin Towers, Ardagani Gölünü gördük.

Döner kavşakta Rotation isimli Tamar Kvesitadze tarafından 2010 yılında içinde bir erkekle dönen bir kadını gösteren aşk, hareket ve insani bağları konu alan metal ve camdan yapılmış bir heykel duruyordu. Onun karşısında Şarap şişesine atfen ters şişe şeklindeki Batumi Kamu Hizmetleri Binası onunda karşısında Courtyard by Marriot otel vardı.

Yolun sağında Batum Devlet Denizcilik Akademisi, burada boğulan bir çocuktan aldığı isimle Nuri Gölü ve Batumi Dolphinarium, solunda ise yerinde eskiden bir hapishanenin olduğu Hilton oteli bulunuyor. Rehberin söylediğine göre Stalin bu hapishanede beş yıl hapis yatmış.

Yolun solunda Batum Shota Rustaveli [1] Devlet Üniversitesi, Artvin doğumlu bir gürcü olan Nurettin Çarmıklı’nın sahibi olduğu Sheraton Batumi Hotel, sağında Doğum hastanesi, İş bankası ve Ziraat Bankası, Defacto giyim mağazası, Maksim Gorki ve Anton Çehov gibi dünya edebiyatına yön veren iki büyük yazarın ve Batum sahil şeridini tasarlayan mimar Bogdan Kirakosyan’ın bir dönem yaşadığı tarihi ev şimdiki Bern Restoran var.

Devam edince solda eski Sovyet oteller zinciri olan Intourist Palace Hotel sağda ise Batum Drama Tiyatrosu'nun önünde bulunan ortadaki kaide üzerinde yaldızlı bir Neptün heykeli etrafında ise dört denizkızı figürü olan anıtsal bir Neptün çeşmesi var. Sağda çeşmeye bakan 1879 yılına kadar uzanan zengin bir tarihe sahip, mevcut binası 1952 yılında açılmış olan Batumi Ilia Chavchavadze Devlet Dram Tiyatrosu, tiyatronun arkasında ise Ilia Chavchavadze heykeli [2] bulunuyor.

Tiyatronun bulunduğu yolun karşısında Radisson Blu oteli ve Gürcistan’ın en yüksek binası olan ve üzerinde şu an çalışmayan dönme dolabı ile Batum Kulesi, onun yanında 130 m. yüksekliğinde Gürcü alfabesinin 4 metrelik  alüminyumdan yapılmış 33 harfini taşıyan Alfabe Kulesi, İzmir Saat Kulesi'nin bir kopyası 25 metre yükseklikte dört çeşmesinin musluklarından su yerine üzümden üretilen alkol derecesi yüksek bir brendi olan Çaça akan ve gezimizden sonra yıkılmış olan Çaça Kulesi, 1886 yılında Hamşioğlu (Khimshiashvili) ailesinden Aslan Bey tarafından inşa ettirilmiş Orta Camii, 2013 yılında açılan deniz seviyesinden 256 metre yükseklikteki Anuria Dağı'na çıkan Argo Teleferiği, Gürcü mimarlar Oleg Pataridze ve Giorgi Baghoshvili tarafından inşa edilmiş ve 2000 yılında kutsanmış Roma Katolik kilisesi Kutsal Ruh Kilisesi, çok uzakta Sameba dağında Holy Trinity - Kutsal Üçleme Sameba Kilisesi [3] görüldü.

Batum-Tiflis arasında çalışan hızlı trenin Batum istasyonunu gördük.2. dünya savaşında Almanlar Rusya’ya girip devam edemesinler diye Sovyet tren rayları açıklığı ile Avrupa tren raylarının aynı olmadığı Avrupa’da bu açıklığın 1435 mm [4] Rusya’da ise 1520 mm. olduğu rehber tarafından anlatıldı. Bu arada tren istasyonunda çok sayıda eski tarz akaryakıt vagon tankı atıl olarak duruyordu. Bunun sebebi artık petrolün boru hatları ile taşınması imiş. 

Yine istasyon yakınında 2010 yılında inşa edilen ve 10.000 metrekareyi aşan alanıyla bölgenin en modern ve en büyük sanat mekanların dan biri olan Batumi Sanat ve Müzik Merkezi ve hemen yakınında binası "Nobel Kardeşler Petrol Sanayi Ortaklığı"nın merkezi olmuş olan Gürcistan'ın teknolojik ve sanayi ilerlemesine dair büyüleyici hikayeleri anlatan 2000'den fazla öğeye sahip Nobel Kardeşler Müzesi, yine Eylül 2004'te açılmış ve Gürcistan’daki Ortodoks Hristiyanlık, Yahudilik, İslam, Katoliklik ve Gregoryenliğin bir arada yaşama hoşgörüsünü anlatan Gürcü yazar ve yayıncı Teimuraz Komakhidze'nin oğlunun adını taşıyan David Komakhidze Din Müzesi, bulunuyor.

Gürcü Kraliçesi Tamar'ın (5) adını taşıyan Bronz Çağı'nın sonlarından Demir Çağı'nın başlarına kadar Orta Çağ'ın sonlarına kadar var olan en eski yerleşim yeri olduğunu saptanan Batum Kalesi ve içindeki Batum'un en eski kilisesi olduğu söylenen Azize Kraliçe Tamar Büyük Kilisesi yoldan ancak ağaçların arkasından kısmen görülebiliyor.

Kobuleti, Samtredia ve Zestaponi şehirleri üzerinden bir çok köy ve kasaba görerek, Smart isimli otoyol üzeri bir markette mola vererek Rioni, Kvirila, Dzirula isimli nehirleri sırası ile geçerek önce Rikoti tüneline sonrada yine Way Mart isimli otoban üzerindeki büyük bir markette ulaştık. Birçok şarap markasının ayrıca birçok pastane ürünü olan bir yerdi.

Sonra Doğu Gürcistan’a girip Gori şehrine vardık. Öncelikle Gori şehrinde 1878-1953 yılları arasında yaşamış Gürcü asıllı Sovyetler Birliği Komünist Partisi Genel Sekreteri Stalin’in doğduğu ev ve özel tren vagonunun olduğu 2. Dünya Savaşı müzesini [6] gittik. Müze iki katlı tek bir binadan onun yanındaki Stalin’e ait olan tren vagonundan ve önündeki Stalin’in doğduğu evin bulunduğu Stalin Park’dan oluşuyor. Giriş ücreti 15 Lari. Ayrıca bahçede büyük bir Stalin heykeli duruyor. Oldukça tartışmalı bir heykel, anıt ve müze. Burada doğan tarihin en ünlü liderlerinden birinin hikayesini diğer tarafta ise on milyonlarca insanı öldüren bir diktatörü anıyor.

Müzede Stalin’e ait birçok şahsi eşya, fotoğraf, resim, heykel ve kendisine hediye edilen eşyalar bulunuyor.

Bahçedeki zırhlı vagonun özel yanı ise Yalta Konferansı ve Tahran Konferansı'n da kullanılmış olması.

Müzenin önündeki işportacılarda ise müzeyi Stalin’i ve Gürcistan’ı hatırlatan birçok hediyelik eşya var.

Tekrar yola çıkıp yaklaşık 1 saat sonra Gürcistan’ın tarihi başkentlerinden Mtsheta’ya vardık. Jvari Manastırı daha şehre varmadan sizi tepede karşılıyor onu sonra yakından göreceğiz. Ayrıca yolda fakirlere yardım etmek için zenginleri soyduğu söylenen Gürcü bir haydut olan Arsena Odzelaşvili Anıtı’nı gördük.

Mtsheta şehri, Ardahan Göle’den doğup Gürcistan'dan geçerek  Azerbaycan'ın Sabirabad şehrinde Aras Nehri ile birleşen ve Neftçala Deltasından Hazar Denizi'ne dökülen Kura nehrinin Aragvi Nehri ile birleşme noktasına kurulmuş. Şehir tarihin saklı sayfalarında kalmış gibi. Yollar arnavut kaldırımı, binalar beton veya taş görüntüleri eski, hepsinde ahşaptan balkon çıkıntıları var. Her yerde rengârenk cevizli sucuklar asılı. Ayrıca dükkanlar da yine rengarenk pestiller, reçeller, şekerlemeler var. Tsiskvili in Mtskheta gibi restoranlar, River Front Mtskheta gibi butik oteller var.

Yolun devamı Mtskheta Meydanı ve Gürcistan’ın Oshki , Bagrati, ve Alaverdi katedralleri gibi dördüncü büyük katedrali olan Svetitshoveli Katedraline [7] varıyor. Katedralin önemli özellikleri İsa’nın cübbesi ve Peygamber Aziz İlyas'ın pelerinin defnedildiği rivayet edilen bir kutsal emanet sandığı, Aziz Andreas'ın (ilk çağrılan havari) kutsal emanetleri, Kudüs’deki Kutsal Kabir Kilisesi'nin sembolik kopyası olması, Gürcistan Din adamları Katolikos ve Patriarklarının tahta çıktığı, birçok ortaçağ Gürcü kralının, aile üyelerinin ve patriklerinin mezarlarının olduğu yer olarak bilinmesi sayılabilir. Yukarıdaki son fotoğrafda gözüken Mukhrani'li Ivane Bagration mezarını örnek olarak notlara aldım. [8] 

İçini iyice gezdikten sonra dışarı çıktık katedralin dış duvarın yakın Katolikos Melchizedek Sarayının kalıntıları, hediyelik eşya satıcıları, Katedralin Güney Kapısı, gümüşçüler, görüldükten sonra otobüsün olduğu otoparka ulaştık.

Otobüse binip Mtskheta Belediyesi Şehir Binası ve tren istasyonu yakınından geçip Jvari Manastır’ına [9]  ulaştık. Bu manastırın özelliği de 4. yüzyılın başlarında, İberya Kralı III. Mirian’ı Hristanlığa dönüştürdüğüne inanılan kadın bir müjdeci olan Aziz Nino’nun bu bölgede bir pagan tapınağının yerine büyük bir tahta haç dikmesi imiş. Ancak biz ulaştığımızda kapalı idi içini göremedik sadece dışını ve çevreyi fotoğraflayabildik.

Bulunduğu yer itibari ile çok harika bir manzaraya sahip. Bulanık Kura ve açık mavi Aragvi nehrinin birleştiği yer ile Mtsheta şehri ve Svetitshoveli Katedrali çok güzel görünüyor.

Ancak Jvari manastırının dış yüzeyindeki mesela güney giriş kapısı üzerindeki “Haçın Yükselişi”, doğuda İsa'nın önündeki Gürcü prensi I. Stephen’ın;  II. Stephen'in oğlu Adarnase'nin İsa Mesih'in önünde dua ettiği; I. Stephen'in kardeşi Demetre Hypatos’un, yine oğluyla birlikte Adarnase’nin kabartmalarında tüm yüzler tahrip edilmiş. 

Daha sonra Tiflis’e devam ettik. Yaklaşık 1 saat sonra Tiflis’e vardık. Şehir’e kuzeyden gelip Kura nehri kıyısında devam eden yoldan girdik. Bizi Elguja Amashukeli'nin 1985 yapımı "Vepkhi da mokme" ("Kaplan ve Şövalye") anıtı [10] ve Brütalist mimarinin [11] çok güzel örneklerinden birisi olan Giorgi Chakhava'nın 1975 yapımı eski Karayolları Bakanlığı şimdiki Gürcistan Bankası Genel Merkezi karşıladı.

Sonra gece karanlığında Tiflis’in yüksek apartmanları, Kura Nehri, Narikala kalesi, Rike - Narikala Teleferiği, TV Kulesi, camdan yapılmış Barış Köprüsü, Metekhi Meryem Ana Doğuşu Kilisesi, Kral Vakhtang Gorgasali'nin heykeli görüldü.

Yemeğimizi Metekhi Köprüsü karşısında Meidan Bazar’a yakın Machakhela restoranda yedik. Ben Peynir püresiyle hazırlanmış pirzola ve Megouli Khachapuri yedim Taglaura Siyah Bira içtim 55 Lari ödedim. Restoran’ın önünde yeniden yapılmış Gürcistan renklerini taşıyan beyaza boyanmış kaportası ve kırmızı koltukları ile özel taksiler duruyor. Birde bizdeki sokak çingeneleri gibi çalgıcılar Gürcü müzikleri çalıyor.

Otelimiz 18. yüzyıldan kalma bir Ermeni Apostolik kilisesi olan Ejmiatsin Kilisesi karşısında olan Bricks Hotel, şehir merkezine çok yakın o nedenle yürüyerek gidiyoruz ve istirahat’a çekiliyoruz.

 

 

NOTLAR:

[1] Şota Rustaveli (1166 - 1220 ya da kısaca Rustaveli, Orta Çağ'da yaşamış Gürcü şair. Gürcistan'ın Altın Çağı'nda öne çıkan en önemli şairidir ve Gürcü edebiyatına en çok katkı yapan yazarlardandır. Rustaveli, Gürcüler'in milli epik şiiri Kaplan Postlu Şövalye'nin yazarıdır. 1191 yılında Kraliçe Tamar'a haznedarlık hizmetinde bulunmaya başlamıştır. Şiirinin giriş kısmı kimliği hakkında bir ipucu vermektedir: şair kendini "gerçek bir Rustveli" olarak tanımlamaktadır. "Rustveli" bir soyad değil, Rustavi'den gelen, Rustavili gibi bir anlama gelmektedir. Efsaneye göre Şota Rustaveli, Kraliçe Tamar'ı gördüğü an ona aşık olmuş ve bu aşkla yaşamıştır. Tamar, Şota'nın aşkına karşılık vermeyince de Şota kendini Kudüs'te manastıra kapatmış ve Kudüs'te vefat etmiştir. Bir halk efsanesi ve 17. yüzyıl kraliyet şairi Arçil'e göre Rustaveli, köyü Rustavi'nin (günümüzde Aspindza, Tiflis'teki Rustavi kentiyle karıştırılmamalıdır) de yer aldığı Güney Gürcistan'da bir bölge olan Meskheti'nin yerlisidir. Efsaneye göre Rustaveli Orta Çağ Gürcü akademileri Gelati ve İkalto'da ve sonrasında Yunanistan'da (Bizans İmparatorluğu) eğitim görmüştür. 1180 öncesine kadar büyük çapta bir eser üretmemiş olmalıdır, ilk eserlerini muhtemelen 1205-1207'de vermiştir. 1245-1250 yılları arasında ölmüştür. Rustaveli'nin günümüze ulaşmış olan destanı Kaplan Postlu Şövalye 1.587 dörtlükten oluşur. Bu yapıtındaki başarısından dolayı Rustaveli, Gürcü edebiyat dilini yaratıcısı sayılır. Destan, egzotik bir ortamda geçer. Rustaveli destanında, başka ülkeleri konu edinerek Gürcüstan'ı anlatmıştır. Destana göre Arap komutan Avtandil, Şah Rostevan'ın kızı Tinatin'e âşık olur, ama aşkına karşılık bulamaz. Tinatin, tahta çıkma törenleri sırasında, babasının kuvvetlerini yenen kaplan postlu şövalye Tariel'i getirmesi halinde Avtandil'le evlenmeye söz verir. Ancak Avtendil, Hint şövalye Tariel'le karşılaşınca onunla dost olur. Sevgilisi Nestan Darecan'ı bulmasında ona yardımcı olur. Destanın sonunda, hem Tairel, hem de Avtandil sevgililerine kavuşur. Gürcistan devletinin sanat ve edebiyat alanında verdiği en yüksek ödül Şota Rustaveli Devlet Ödülü'dür. Tiflis'in en işlek yolunın adı Rustaveli Bulvarı'dır. Tiflis'te Rustaveli Tiyatrosu, Gürcistan Milii Bilim Akademisi'nin Şota Rustaveli Gürcü Edebiyatı Enstitüsü, Şota Rustaveli Tiflis Uluslararası Havalimanı ve Rustaveli metro istasyonu gibi Rustaveli'nin adını taşıyan birçok mekan bulunmaktadır.


[2] Tavadi (Prens) Ilia Chavchavadze (1837 – 1907) Gürcü gazeteci, yayıncı, yazar ve şairdi ve 19. yüzyılın ikinci yarısında Çarlık döneminde Gürcü milliyetçiliğinin yeniden canlanmasına öncülük etti. Gürcistan'ın “en çok saygı duyulan kahramanı” ve “Ulusun Babası” olarak anılmıştır. Gürcistan'da modern ve Avrupa liberal ideallerini yaygınlaştıran “Tergdaleulebi” adlı çağdaş gençlik entelektüel hareketinin lideriydi. Chavchavadze, Sakartvelos Moambe ve Iveria adlı iki modern gazete kurdu. Gürcü milliyetçiliğinin sloganı olan “Ena, Mamuli, Sartsmunoeba” (“Dil, Vatan, İnanç”) ifadesini icat etti. 1905 Rus Devrimi'nden sonra Chavchavadze, Gürcü soylularının temsilcisi olarak imparatorluk Devlet Konseyi'ne seçildi. Chavchavadze, Mtskheta yakınlarındaki Tsitsamuri'de bir suikastçı çetesi tarafından öldürüldü. 1907'de Gürcü Ortodoks Kilisesi tarafından Aziz Ilia the Righteous olarak aziz ilan edildi.

 

[3] Batumi Sameba Kilisesi veya Holy Trinity - Kutsal Üçleme Kilisesi deniz seviyesinden 400 metre yükseklikte Sameba dağındadır. Kutsal Üçleme Kilisesi'nin tarihi, direniş ve yeniden doğuş hikayesidir. 19. yüzyılın ikinci yarısında inşa edilen kilise, 1875 yılına kadar zarar görmeden kalmıştır. Ancak, 1877-1878 yılları arasındaki Rus-Türk Savaşı sırasında Osmanlılar tarafından havaya uçurulmuştur. Tüm bunlara rağmen, kilise yerel topluluk için bir inanç ışığı olmaya devam etmiştir.20. yüzyılda kilise geçici olarak bir depo olarak kullanılmış, içinde tarım envanteri saklanmıştır. Ancak Batumi çok uluslu Ortodoks topluluğunun kalıcı ruhu, kilisenin yeniden doğuşuna yol açmıştır. Grigol Pukhno ve Luka Shevchuk'un liderliğinde imzalar toplanmış ve kilisenin işlevinin yeniden kazandırılması için Gürcü Katolikos-Patrik Kalistrate'ye (Tsintsadze) bir dilekçe gönderilmiştir. 1947 yılında Kutsal Üçleme Kilisesi kapılarını yeniden açmıştır. Luka Shevchuk'un liderliğindeki cemaat, kısa sürede 30 kişilik bir koroya sahip olmuş ve gelişmeye devam etmiştir. Ne yazık ki, katedral 1976 yılında tamamen yanmış ve yıkılanın temelleri üzerine yeni bir tapınak inşa edilmesi gerekmektedir. Kutsal Üçleme Kilisesi'nin yeniden inşası 7 Eylül 2002'de başlamıştır. Rusya'dan Gürcü iş insanı Shalva Breus tarafından finanse edilen proje, iki tapınak oluşturmuş ve güzel bir manastır kompleksi meydana getirmiştir. Breus'un kilisenin yeniden inşasına yaptığı cömert katkı, İlya II tarafından Aziz George Nişanı ile onurlandırılmıştır. Batumi ve Karadeniz'e bakan kilise kompleksi, katedralin hemen arkasında yer alan bir manastırı içermektedir. Bugün Kutsal Üçleme Kilisesi, dayanıklılığın ve manevi gücün bir sembolü olarak, sadık topluluğunun yüzyıllar boyunca gösterdiği direnişi yansıtmaktadır. Her Cumartesi liturjik dualar yapılmakta, inananlar huzur ve sükunet içinde bir araya gelmektedir. Süregelen restorasyon çabaları, kilisenin orijinal ihtişamını korurken Batumi'nin çağdaş ruhunu da kucaklamasını sağlamaktadır.

 

[4] İki ray arası niçin 1435 milimetre...

Trenlerin üzerinde hareket ettiği o rayların birbirine uzaklığı, dünyanın çoğu yerinde hep aynı: 4 fit ve 8.5 inç. Yani dünya genelinde 1435 milimetre. Neden yuvarlak bir sayı değil de, 1435 mm.

Niye 1500 değil mesela. Nasıl belirlenmiş ki, iki ray arası 143.5 santim olmuş.

İnsanlar ilk tren vagonlarını yaptıklarında, at arabalarını yaparken kullandıkları aletlerin aynısını kullanıyorlarmış. O yüzden vagonların tekerleklerinin arası, tıpkı at arabalarındaki gibi 1435 milimetre olmuş. Peki at arabalarında neden bu ölçü esas alınmış? Çünkü arabaların geçtiği eski yolların genişliği bu ölçüye karşılık geliyormuş. Neden? Çünkü o eski insanların o dönemde kullandıkları atlı yolcu arabaları, atlı savaş arabaları hep iki atla çekiliyormuş. Atlar yan yana durduğunda ise genişlikleri 1435 milimetre geliyormuş. Yani bugün gördüğümüz bütün trenlerin -en son teknoloji ürünü hızlı trenlerde buna dahil- üzerinde ilerlediği rayların arasındaki uzaklık, o dönemde belirlenmiş. Amerika kıtası keşfedildiğinde ve tren yolları inşa etmeye başladığında da bu sihirli 1435 milimetrelik genişlik hep korunmuş. O dönemki at arabaları kullanım şeklinden kaynaklanıyor. İnsanlar bir takım alışkanlıkları korumayı çok seviyorlar. Bu durum, uzay mekiklerinin yapımını bile etkilemiş.

Nasıl? Şöyle ki Amerikalı mühendisler, yakıt tanklarının daha geniş olması gerektiğini düşünmüşler fakat yakıt tankları Utah eyaletinde imal ediliyor ve Florida Eyaletinde ki uzay merkezine trenle nakledilmeleri gerekiyormuş. Yolda da çok sayıda tüneller varmış. Yakıt tankları daha geniş olursa, tünellerden geçemiyormuş, o zaman da ulaşım gerçekleşemiyormuş. Madem öyle, işte böyle demişler, eski dönemde insanların ideal olduğuna karar verdikleri bu ölçüyü onlar da kabul etmişler.

 

[5] Büyük Tamar ‘Kral Tamar’ 1184'ten 1213'e kadar Gürcistan Kraliçesi olarak hüküm sürdü ve Gürcistan'ın Altın Çağı'nın zirvesine ulaşmasını sağladı. Bagrationi hanedanının bir üyesi olan Tamar, ortaçağ Gürcü kaynaklarında kendisine verilen mepe (“kral”) unvanıyla Gürcistan'ı kendi hakkı ile yöneten ilk kadın olarak öne çıktı. Tamar, 1178'de hüküm süren babası III. George tarafından varis ve ortak hükümdar ilan edildi, ancak George'un ölümünden sonra tam hükümdarlık yetkisine sahip olduğunda aristokrasinin önemli muhalefetiyle karşılaştı. Tamar bu muhalefeti etkisiz hale getirmeyi başardı ve düşman Selçuklu Türklerinin zayıflamasından yararlanarak enerjik bir dış politika izlemeye başladı. Güçlü bir askeri elit kesime dayanan Tamar, öncüllerinin başarılarını temel alarak, Tamar'ın ölümünden sonraki yirmi yıl içinde Moğol saldırıları altında çökene kadar Kafkasya'ya hakim olan bir imparatorluğu pekiştirdi. Tamar iki kez evlendi. İlk evliliği 1185'ten 1187'ye kadar Vladimir Büyük Prensliği'nden Yury Bogolyubsky ile oldu. Tamar, bu evlilikten boşandı ve Yury'yi ülkeden kovdu, ardından Yury'nin darbe girişimlerini bastırdı. Tamar, ikinci kocası olarak 1191'de Alan prensi David Soslan'ı seçti ve ondan iki çocuğu oldu: Gürcistan tahtının ardışık hükümdarları George ve Rusudan. Tamar'ın hükümdarlığı, belirgin siyasi ve askeri başarılar ile kültürel kazanımların yaşandığı bir dönemle ilişkilendirilir. Bu durum, kadın hükümdar olarak üstlendiği rol ile birleşerek, Gürcü sanatında ve tarihsel hafızasında idealize edilmiş ve romantikleştirilmiş bir figür olarak statüsüne katkıda bulunmuştur. Tamar, Gürcü popüler kültüründe önemli bir sembol olmaya devam etmektedir.


[6] Josef Stalin Müzesi, Sovyetler Birliği Komünist Partisi genel sekreteri Josef Stalin anısına doğum yeri Gori'de inşa edilen tarih müzesidir. Müze Sovyet dönemi özelliklerini hâlâ korumaktadır. Müze, her biri kentin merkez meydanında bulunan üç bölümden oluşur. 1957'de Stalin anısına açılmıştır. Sovyetler Birliği'nin dağılması sonrası Gürcistan'ın bağımsızlık hareketi ile birlikte 1989'da kapatıldı, ancak ardından yeniden açıldı ve popüler bir turistik cazibe merkezi haline geldi. Haziran 2010'da Gori Merkez Meydanı'ndaki Stalin Anıtı bu müzeye taşındı. Stalin'in 1878'de doğup ilk dört yılını geçirdiği ahşap kulübe burada korunmaktadır. Stalin Evi restore edilerek 10 Kasım 1937'de açıldı. Küçük kulübenin zemin katında iki odası vardır. Stalin'in yerel bir ayakkabıcı olan babası Vissariyon Cugaşvili o dönem binanın sol tarafındaki bir odayı kiraladı ve bodrum katında bir atölye yaptı. Ev sahibi ise diğer odada yaşadı. Kulübe başlangıçta benzer konutların bir parçasını oluşturdu, ancak diğerleri yıkıldı. Kompleksin ana bölgesi, sosyalizm tarihine adanmış bir müze olarak 1951 yılında başlandı, ancak 1953'te Stalin'in ölümü üzerine Stalin'e atfen Sovyet mimarisi tarzında büyük bir saray olarak inşa edildi. Sergiler, kronolojik sırayla altı salona bölünmüştür ve bazı ofis mobilyalarını, kişisel etkilerini ve yıllar boyunca kendisine yapılan hediyeleri içeren Stalin'in sahip olduğu birçok eşya içermektedir. Ayrıca, belgeler, fotoğraflar, resimler ve gazete makaleleriyle ilgili çok fazla örnek vardır. Stalin'in ölümünden hemen sonra yüzünden alınan on iki maskenin kopyası da burada yere almaktadır. Müzenin bir tarafında Stalin'in kişisel treni vardır. Zırh kaplı ve 83 ton ağırlığındaki yeşil Pullman vagonu, Stalin tarafından 1941'den itibaren Yalta Konferansı ve Tahran Konferansı'na katılımları da dahil olmak üzere pek çok seyahatte kullanıldı. 1985 yılında Rostov-na-Donu'daki demiryollarından sergi amacıyla kullanılması amacıyla üzere müzeye gönderildi. 2008 Güney Osetya savaşının ardından, 24 Eylül 2008'de Gürcistan Kültür Bakanı Nikoloz Vacheishvili, Stalin müzesinin en yakın gelecekte "Rus Saldırganlık Müzesi" olarak düzenleneceğini açıkladı. Bu amaçla girişe “Bu müze tarihin yanlış bir halini içerir. Sovyet propagandasının tipik bir örneğidir ve tarihteki en kanlı rejimi meşrulaştırmaya çalışır." isimli bir pankart yerleştirildi. 20 Aralık 2012 tarihinde, Gori belediye meclisi, müzenin içeriğini değiştirme planlarına son vermeye karar verdi. 2017 itibarıyla söz konusu tabela da kaldırılmıştır.


[7] Svetitshoveli Katedrali, Mtsheta tarihi kentinde bulunan bir Gürcü Ortodoks katedralidir. Erken Orta Çağa ait bir eser olan Svetitshoveli, UNESCO tarafından Dünya Mirası listesine dahil edilmiştir. Halen Tiflis'teki Üçleme Katedrali'nden sonra ikinci en büyük kilise binasıdır.  Mesih'in Elbisesi ve Peygamber Aziz İlyas'ın pelerinin defnedildiği yer olarak bilinen Svetitshoveli, uzun zamandan beri başlıca Gürcü Ortodoks kiliselerinden biridir ve bölgedeki en saygıdeğer ibadet yerleri arasındadır. Mevcut yapı Orta Çağ'ın Gürcü mimarı Arsukisdze tarafından 1029 yılında tamamlanmış olsa da, alanın kendisi dördüncü yüzyılın başlarına kadar uzanmaktadır. Bugünkü Svetitshoveli Katedrali'nin yaklaşık 1020 yıllarına dayanan mimarisi erken Orta Çağ'da Gürcistan'ın III. Bagrat'ın yönetimi altında birleştirilmesinden sonra üstünlük kazanmaya başlamış çapraz kubbe tarzında inşa edilmiştir. Bu tarzın karakteristiği, kubbenin kilisenin dört tarafına da yerleştirilmiş olmasıdır. Kilisenin yapısı, iyi bir akustik sağlamak için tasarlanmıştır. Svetitshoveli'nin kubbesi, kiliseyi iyi durumda tutması için yüzyıllar boyunca birkaç kez yeniden inşa edilmiştir. Katedral için kullanılan temel taş, kumlu sarısıdır, abartı penceresinin çevresinde kırmızı bir taş kullanılmıştır. Kubbe silindirinde kullanılan yeşil taş 17. yüzyıldan kalmıştır. Büyük bir pencere, kilisenin batı üst tarafının çoğunu kaplar. Dekorasyonda Mesih'in oturduğu, iki melek de her iki tarafta gösteriliyor. Duvardaki orijinal heykel saklanmadı, ancak 19. yüzyılda birkaç kez restore edildi. Katedralin iç duvarları çeşitli fresklerle bezenmiştir, onların da birçoğu devrimize zedeli halde gelmiştir. 1830 yılında Çar I. Nikolay’ın Mtsheta şehrine planladığı seyahat üzerine fresklerin hepsi kireçlendirilerek ağartılmış, lakin çarın seyahati gerçekleşmemiştir. Modern devirde dikkatle yapılan restorasyon işlemlerinden sonra Kıyamet ve Zodyak işaretleri tasvirleri de dahil olmakla fresklerın bir bölümünün kalıntıları restorasyon edilmiştir. Şu anda katedralin duvarları çok sayıda Hristiyan Ortodoks ikonları ile süslenmiş, ancak onların birçoğu orijinal değildir, ikonların orijinalleri Gürcistan müzelerinde saklanıyor. Çoğu Gürcü kiliselerinde olduğu gibi, bu katedralinde bezenmesinde üzüm tanesi taş işlemelerinden geniş ölçüde istifade edilmekle ülkenin kadim şarapçılık ananeleri vurgulanmıştır. Sunakta bulunan İsa'nın büyük figürü 19. yüzyılda Rus sanatçısı tarafından boyanmıştır. Kilisede saklanan ikonların birçoğu 20. asra aittir. Onların birçoğu Gürcistan’ın başka kiliselerinde saklanan daha kadim ikon ve fresklerin kopyalarıdır. Kilisenin doğu cephesinde 5. asırda inşa edilmiş kiliseden kalan iki öküz başı kabartması vardır ki, bu taş işlemesi de erken Hristiyanlık devrinde halk folklorunun Hristiyan ikonografisine tesirini gösteriyor. Güney tarafında Katedralin içine küçük bir taş kilise inşa edilmiştir. Bu Kudüs'teki Kutsal Kabir Kilisesi'nin sembolik bir kopyasıdır. 13. yüzyılın sonu ile 14. yüzyılın başları arasında kurulan bu mekan, Svetitşoveli'yi İsa'nın elbisesi sayesinde (Kudüs'ten sonra) dünyanın ikinci en kutsal yeri olarak göstermek için inşa edilmiştir. Bu taş şapelin önünde, koridor ve neflerin arasındaki sütunlarla hizalanan en batıdaki yapı Sidonia'nın mezarıdır. Hayat veren sütünün orijinal kalıntıları da burada, 17. yüzyılda inşa edilmiştir. Kral Mirian ve Kraliçe Nana'nın hayatlarından sahneler ve ilk Hristiyan Bizans İmparatoru I. Konstantin'in ve annesi Helena'nın portreleri, G. Gulzhavaraşvili tarafından boyanmıştır. 4. yüzyıla ait kilisenin temellerinin kalıntıları bu bölümde arkeolojik araştırmalar sırasında bulunmuştur. Svetitshoveli, sadece Gürcü krallarının taç giyme yeri değil, aynı zamanda mezar yeri olarak da hizmet ediyordu. On tanesinin burada gömüldüğü biliniyor, ancak sunaktan önce sadece altı mezar bulunmuştur. Kral Vahtang Gorgasali'nin mezarı, onun önündeki küçük mum kale ile tanımlanabilir. Kral II. Erekle'nin mezarı üzerinde kılıç ve kalkan tarafından tanımlanabilir. Gürcistan'ın son kralı XII. Giorgi'nin mermer mezarı babasının yanındadır. Sunağın altında ise VI. Davit, VIII. Giorgi, I. Luarsab ve XI. Giorgi'nin ilk karısı Tamar'ın 1684 yılında üzeri Gürcü ve Arap harfleriyle yazılmış mezarı da dahil Bagrationi hanedanı'nın çeşitli üyelerinin mezarları bulunmaktadır.


[8] Mukhrani'li Ivane Bagration - Ivan Konstantinovich Bagration-Mukhransky (1812 - 1895), Mukhrani Hanesi'nden Gürcü bir asilzadeydi ve Rus İmparatorluk hizmetinde generaldi. O zamanın en büyük Gürcü toprak sahiplerinden biriydi ve şarapçılık endüstrisinin modernleştiricisiydi. IV. Konstantinos, Mukhrani Prensi ve Prenses Khoreshan (kızlık soyadı Guramishvili) olmak üzere seçkin bir aristokrat ailede doğan Ivan Bagration, St. Petersburg Page Kolordusu'nda eğitim gördü ve 1830'da Nijniy Novgorod Dragoon Alayı'na katıldı. Kafkas Savaşı sırasında isyancı dağcılara karşı çeşitli seferlere katıldı. 1848'de albaylığa terfi etti ve Tiflis bölgesindeki Manglisi'de bulunan Rus İmparatorluk Ordusu'nun Erivan Grenadier Alayı'nın komutanlığına atandı. 1851'de tümgeneral rütbesine yükseldi ve Kırım Savaşı (1853-1856) sırasında en önemli başarılarını elde etti. Bu savaşta, Kafkas Yedek Grenadier Tugayı'nın komutanı olan Bagration, 19 Kasım 1853'te Başgedikler'de ( Kars yakınlarında) Osmanlı ordusunun yenilgisinde belirleyici bir rol oynadı. Savaşın geri kalanında Kutaisi valisi olarak görev yaptı ve yaklaşan bölgeleri işgalci Osmanlı birliklerinden korudu. Korgeneral rütbesine terfi etti ve 1858'de 18. Piyade Tümeni'nin komutanlığına getirildi. Mukhrani Prensi Bagration, 1836 yılında Megrelya Prensi Levan V Dadiani'nin kızı Prenses Nino (1816–1886) ile evlendi ve ondan tek oğlu Konstantin'i dünyaya getirdi. Mukhrani Prensi Bagration, 1881'de askerlik hizmetinden istifa etti ve 1885'ten 1891'e kadar Tiflis Valiliği Soylular Mareşali seçildi. Yaklaşık 25.000 desiyatin araziye sahipti ve şarapçılığa büyük ilgi duyuyordu. 1876'da, Fransız ve Gürcü uzmanları çalıştırarak, aile mülkü Mukhrani'de, Fransız şişeleme teknolojisini kullanarak Gürcü köpüklü şarapları üreten büyük bir şarap imalathanesi inşa etti. 1882 St. Petersburg şarap fuarında Grand Prix kazanan bu marka, Gürcistan'ın en büyük şarap üretim işletmelerinden biri olan JSC "Bagrationi-1882" tarafından hâlâ üretilmektedir.  Paris'teki (1889) şarap fuarında - " Exposition Universalle Internationale de 1889 " - Mukhrani köpüklü şarabı altın madalya kazandı. 2001 yılında bir iş grubu, Prens Ivane Mukhranbatoni'nin izinden giderek, Mukhrani'yi eski ihtişamına kavuşturmayı ve modern ve geleneksel teknolojileri birleştirerek Mukhrani'de üretimi yeniden başlatmayı amaçlayan Chateau Mukhrani Şirketi'ni kurdu.


[9] Jvari Manastırı, Mtskheta'nın yakınlarında, Doğu Gürcistan'da bulunan altıncı yüzyıla ait bir Gürcü Ortodoks harikasıdır ve erken ortaçağ Gürcü mimarisinin bir kanıtı olarak durmaktadır. Jvari Dağı'nın zirvesinde yer alan bu yapı, doğal çevresiyle uyum içinde inşa edilmiştir; bu, ortaçağ Gürcü tasarımının bir özelliğidir. 1994 yılında UNESCO Dünya Mirası Listesi'ne dahil edilen Jvari, yüzyıllar boyunca orijinal formunu korumuştur. Manastırın yeri, antik İberya'nın başkenti Mtskheta'nın yakınında, Mtkvari ve Aragvi nehirlerinin üzerinde yer almakta olup, burada 4. yüzyılda Kral Mirian III'ü Hristiyanlığa dönüştüren Aziz Nino tarafından mucizevi bir ahşap haç dikilmesiyle kutsal bir statü kazanmıştır. Guaram I döneminde, yaklaşık 545 yılında inşa edilen "Jvari Küçük Kilisesi" başlangıçta bu yeri işaret etmiştir. Ancak, sınırlı kapasitesi nedeniyle 590-605 yılları arasında Stepanoz I tarafından daha büyük olan "Jvari Büyük Kilisesi" inşa edilmiştir. 914 yılındaki Sajid istilası gibi zorluklara rağmen, manastır büyük ölçüde sağlam kalmıştır. Geç Orta Çağ'da, bazı kalıntıları hala görülebilen bir şekilde güçlendirilmiştir. Sovyet sonrası dönemde ise aktif dini kullanımına geri dönmüştür. Mimari olarak, Jvari, "dört nişli dört apsisli" kubbeli tetrakonç biçimindedir; bu, Gürcü mimarisinde birçok sonraki kiliseyi etkilemiş erken bir örnektir. Tasarımı, kubbenin sütunlar yerine duvarlar tarafından desteklenmesiyle bir ihtişam yanılsaması yaratmaktadır. İç ve dış mekan, Hellenistik ve Sasani etkileri ile Gürcü Asomtavruli yazıtları içeren kabartma heykellerle süslenmiştir. Kompleks içindeki küçük Guaram kilisesi, haç şeklinde bir iç mekana ve detaylı süslemelere sahiptir. Jvari, asidik yağmurlar ve güçlü rüzgarlardan kaynaklanan erozyon tehditleriyle karşı karşıyadır; bu durum, 2004 Dünya Anıtları İzleme listesine dahil edilmesiyle vurgulanmıştır. Mimari tarzı, "dört nişli dört apsisli" formunun kökenleri üzerine Gürcistan ve Ermenistan arasında tartışmalara yol açmıştır. Jvari Manastırı, tarihi, mimari ve manevi önemiyle dünya genelinden ziyaretçileri kendine çeken önemli bir kültürel ve dini alan olmaya devam etmektedir.

 

[10] Heykeltıraş E. Amashukeli, mimar V. Davitaia "Genç Adam ve Kaplan", bir halk türküsünden esinlenen bir anıt: Genç bir avcı ormanda bir kaplanla karşılaştı. Uzun süre kavga ettiler ve ikisi de öldü. Kaplanın cesedi ormanda kalırken, genç adamın cesedi eve getirildi. Anne, ölen oğlu için ağladı. Ve aniden, gözyaşları içindeki anne şu sözleri söyledi: "Belki de kaplanın annesi benden daha çok ağlıyor ve yas tutuyordur. Yanına gidip başsağlığı dileyeceğim. Birlikte ağlayalım." Kaplanlar 1921 yılına kadar Gürcistan'da yaşadı. 8 Haziran 1985'te açıldı.

"Kaplan ve Oğlanın Şiiri", Gürcü sözlü geleneğinin bir anıtıdır. Eski bir av destanının yazıtlarından oluşturulmuş bir balad olan bu eserin ilk kısa versiyonu 1887'de Davit Khizanishvili tarafından, daha uzun versiyonu ise 1927'de Vakhtang Kotetishvili tarafından yayımlanmıştır. Günümüzde baladın 24 kaydı bilinmektedir. Eski, kısa versiyonun ritüel bir karaktere sahip olması gerekiyordu: avcılık tabusunu ihlal eden bir avcının ölümü, avın efendisinin gazabının sonucuydu. Uzun versiyonda ise, bir kaplan ile genç bir adam arasındaki kahramanca mücadele teması merkezde yer alıyordu. "Kaplan ve Genç Adam Şiiri", hem üslup hem de içerik açısından Gürcü halk geleneğinin bir ürünüdür. Baladın yüce, insancıl fikirleri, düşmüş kahramanın annesinin imgesi, Gürcü folklorunun fikirlerine ve sanatsal imgelerine dayanmaktadır. "Kaplan ve Genç Adam Şiiri" esas olarak Doğu Gürcistan'da yaygındır.

 

[11] Brütalist mimari, 1950'lerde Birleşik Krallık'ta savaş sonrası yeniden yapılanma projeleri arasında ortaya çıkan bir mimari tarzdır. Brütalist binalar, dekoratif tasarımın üzerine yapı malzemeleri ve yapısal unsurları öne çıkaran minimalist yapılarla karakterizedir. Bu tarz, genellikle boyasız beton veya tuğla, açısal geometrik şekiller ve ağırlıklı olarak tek renkli bir renk paleti kullanır; çelik, ahşap ve cam gibi diğer malzemeler de kullanılır.

 

 

 
 
 

Yorumlar


bottom of page